Sabırsızlık çağı
Her şeyde bir telaşımız var, bir koşuşturma hali; hep bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. İçselleştiremediğimiz, dolu dolu yaşayamadığımız duyguların teğet geçtiği zamanlardayız.
Eskiden günlerce mektupların beklendiği zamanlardan, birkaç saniye geç gelen mesaja tahammül edemiyor, hemen tepki gösteriyoruz. Her şeyi hızlı tüketiyoruz; hızlı yemek kültürü, hızlı alışveriş, hızlı kariyer, hızlı başarı, daha çabuk zirveye ulaşma telaşı…
Emek olmadan, mücadele olmadan zirveye ulaşma kaygısı, insanların emek vermeden sonuç alma isteği her geçen gün daha hızlı artıyor. Her şey hızlanıyor ve bu hızlı iletişim çağında kısa sürede büyük başarı beklentisi, onarılamaz büyük psikolojik sorunlara sebep olabilir.
Beklemenin aslında insana sabrı, olgunlaşmayı, değer bilmeyi öğrettiğini unutmamak lazım. Her şeyin bir zamanı var. Evet, daha hızlı iletişimin artıları olduğu tartışılmaz ama her şey bu kadar hızlı olmaz. İnsanın da hayatında zamanında beklemesi gereken anları var.
Birkaç saniye önce tanıştığınız bir insanla ilgili bir hikâye biriktirmeden, o insana ne kadar güvenebilirsiniz? Bazen günler, aylar, yıllar alıyor. Kabul etmek lazım, sabırsızlık çağındayız.
Her şeye büyük tepki verdiğimiz zamanlardayız. Evet, kutsal kitapta Yüce Yaratıcı öyle söylüyor: “Şüphesiz insanoğlu çok acelecidir.”
Sabretmeliyiz. Onun verdiği emirlerin doğrultusunda biliyoruz ki her şeyin bir zamanı var. Bizim üstümüzdeki kudret bize sabretmeyi emrediyor. Sabırla, daha çok anlayarak, içselleştirerek bu hızlı dijital iletişim çağını daha doğru şekilde yönetebiliriz.
Hızlanalım, aksiyon alalım, değişim ve gelişim çağına ayak uyduralım; ama sınırların ötesindeki hız kaygısı bizi daha hızlı şekilde tüketir.
Unutmayalım.