İşsizlik düştü ama ekonomi aşırı ısındı mı?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkiye’de resmî işsizlik oranının yüzde 7,6’ya gerilemesi sosyal açıdan olumlu görünmekle birlikte, işsizlik oranı enflasyonu hızlandırmayan düzeyin—NAIRU’nun—belirgin biçimde altına inmiş olabilir. Bu durumda ekonomi, mevcut üretim ve verimlilik kapasitesinin üzerinde çalışmaktadır. Ortaya çıkan enflasyonist açık, bir taraftan dezenflasyonu zorlaştırırken diğer taraftan ithalatı ve cari açığı büyütmektedir.

GİRİŞ

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Haziran 2026 verileri, işgücü piyasasında ilk bakışta oldukça olumlu bir tablo ortaya koymaktadır. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 7,6’ya gerilemiştir. İşsiz sayısı 168 bin kişi azalarak 2 milyon 688 bine inerken istihdam edilenlerin sayısı 227 bin kişilik artışla 32 milyon 733 bine yükselmiştir. Genç nüfustaki işsizlik oranı da 1,8 puanlık düşüşle yüzde 12,8 olarak gerçekleşmiştir.

İşsizliğin azalması kuşkusuz sosyal ve ekonomik bakımdan olumlu bir gelişmedir. Bununla birlikte, iktisat teorisi bize işsizlik oranındaki her düşüşün ekonominin genel dengeleri açısından mutlaka olumlu sayılamayacağını söyler. İşsizlik, ekonominin enflasyon yaratmadan sürdürebileceği düzeyin altına inmişse, istihdamdaki artışın karşılığında enflasyon, ithalat ve cari açık üzerinde yeni baskılar ortaya çıkabilir.

İŞSİZLİK NEDEN SIFIRA İNMEZ?

Bir ekonomide bütün üretim faktörleri etkin biçimde kullanılsa bile işsizlik oranı sıfıra düşmez. İş değiştirenler, ilk defa iş arayanlar, geçici olarak çalışmayanlar ve mevcut ücret düzeyinde çalışmayı tercih etmeyenler bulunur. İş arama ve işçi–işveren eşleşmesi de belirli bir zaman gerektirir. Bu nedenlerle tam istihdam durumunda bile sürtünmeli ve iradi bir işsizlik tabanı vardır.

Gelişmekte olan ülkelerde bu tabana yapısal işsizlik de eklenir. İşgücünün eğitim düzeyi, mesleki becerileri veya bölgesel dağılımı firmaların ihtiyaçlarıyla örtüşmeyebilir. Ülkenin sektörel ve teknolojik yapısı değişirken işgücü aynı hızla dönüşemeyebilir. Böyle bir ekonomide genişletici politikalarla toplam talebi artırmak, yapısal nedenlerle işsiz kalan herkese kalıcı ve verimli bir iş sağlamaz.

İşsizliğin fiyat istikrarıyla ilişkisini değerlendirebilmek için bu nedenle yalnızca doğal işsizlik tabanına değil, enflasyonu hızlandırmayan işsizlik oranına, yani NAIRU’ya bakmak gerekir.

NAIRU BİZE NE SÖYLÜYOR?

NAIRU, enflasyon üzerinde hızlandırıcı veya yavaşlatıcı bir baskı oluşturmayan işsizlik oranıdır. Fiilî işsizlik NAIRU’nun üzerindeyse ekonomide atıl kapasite bulunduğu ve talep koşullarının enflasyonu aşağı çektiği düşünülebilir. Fiilî işsizlik NAIRU’nun altına indiğinde ise ekonomide bir enflasyonist açık oluşur.

NAIRU doğrudan gözlemlenebilen bir değişken değildir. Kullanılan dönem, veri seti ve ekonometrik yönteme göre farklı tahminler elde edilebilir. Türkiye üzerine yapılan çalışmalarda yaklaşık yüzde 8 ile yüzde 13 arasında değişen sonuçlara rastlanmaktadır. Bu nedenle NAIRU’yu tartışılmaz ve değişmez bir sayı olarak değil, iktisadi konjonktürü değerlendirmeye yarayan tahminî bir eşik olarak görmek gerekir.

Daha önceki değerlendirmelerimde olduğu gibi, Türkiye için NAIRU’yu yüzde 11 düzeyinde kabul edelim. Haziran ayında açıklanan yüzde 7,6’lık işsizlik oranı ile bu varsayım arasındaki fark 3,4 puandır. NAIRU’yu daha ihtiyatlı biçimde yüzde 10 alsak bile 2,4 puanlık bir fark bulunmaktadır. Her iki durumda da ulaşılan sonuç aynıdır: Türkiye’de dar tanımlı işsizlik, enflasyonu hızlandırmayan düzeyin belirgin biçimde altına inmiş görünmektedir.

AŞIRI İSTİHDAM NE ANLAMA GELİYOR?

Bu durumu “aşırı istihdam” olarak adlandırabiliriz. Ancak kavramın yanlış anlaşılmaması gerekir. Aşırı istihdam, ülkede işsiz kimsenin kalmadığı, herkesin nitelikli ve yüksek ücretli işlerde çalıştığı anlamına gelmez. Mevcut sermaye stoku, teknoloji, işgücü niteliği ve verimlilik düzeyi veri alındığında ekonominin enflasyon yaratmadan sağlayabileceği istihdam sınırının aşılması anlamına gelir.

Nitekim Türkiye’de dar tanımlı işsizlik yüzde 7,6’ya gerilerken atıl işgücü oranı yüzde 28,8 düzeyindedir. Görünüşte çelişkili olan bu iki veri, işgücü piyasasının farklı yönlerini göstermektedir. Ekonomide çok sayıda çalışmaya hazır veya daha fazla çalışmak isteyen insan bulunurken firmalar ihtiyaç duydukları nitelikte çalışan bulmakta zorlanabilir. İşgücü fazlası ile belirli mesleklerdeki emek kıtlığı aynı anda ortaya çıkabilir.

Bu yapısal uyumsuzluğun nedenleri ayrı bir yazının konusudur. Bununla birlikte, mevcut veriler istihdam artışının üretken kapasitedeki artışla aynı anlama gelmediğini göstermektedir. Verimlilik artmadan sağlanan istihdam genişlemesi, potansiyel üretimi aynı ölçüde yükseltmez.

DEZENFLASYON NEDEN ZORLAŞIYOR?

İşsizlik NAIRU’nun altına indiğinde firmaların uygun nitelikte çalışan bulma maliyeti yükselir. Ücret talepleri ve işgücü maliyetleri artarken üretim kapasitesi talebi karşılamakta zorlanır. Verimliliğin ücretlerle aynı hızda yükselmemesi hâlinde birim emek maliyeti artar ve firmalar bu artışı fiyatlarına yansıtır.

Bu mekanizma özellikle emek yoğun hizmet sektörlerinde belirgindir. Haziran 2026 itibarıyla yıllık mal enflasyonu yüzde 28 civarında bulunurken hizmet enflasyonu yaklaşık yüzde 40 düzeyindedir. Kira, lokanta–otel, eğitim, sağlık ve diğer hizmet fiyatlarında geçmiş enflasyona bağlı belirgin bir katılık bulunmaktadır. Döviz kurunun istikrarlı seyretmesi veya temel mal fiyatlarının yavaşlaması, hizmetler sektöründeki bu ataleti kısa sürede ortadan kaldırmamaktadır.

Bununla birlikte, işsizliğin NAIRU’nun altında bulunması enflasyonun hiç düşmeyeceği anlamına gelmez. Baz etkisi, sıkı kredi koşulları, döviz kurundaki istikrar ve emtia fiyatlarındaki gerileme yıllık enflasyonu aşağı çekebilir. Nitekim haziranda yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,11’e gerilemiştir. Ancak emek piyasası dezenflasyona yardımcı olmadığı için düşüş daha yavaş, kırılgan ve dış şoklara açık hâle gelir.

Burada bir başka ayrım daha önemlidir. NAIRU, fiyat istikrarını veya yüzde 5 enflasyonu sağlayan işsizlik oranı değildir. Yalnızca enflasyonun hızlanmadığı düzeyi gösterir. Enflasyon beklentileri yüzde 20’ler civarında yerleşmişse, işsizliğin NAIRU’ya eşit olması enflasyonu yüksek bir düzeyde istikrara kavuşturabilir. Fiyat istikrarına ulaşılması için işsizlik açığının kapanmasının yanında beklentilerin de yeniden çıpalanması gerekir.

CARİ AÇIK KANALI

Aşırı istihdamın ikinci sonucu dış denge üzerinde görülür. Türkiye ekonomisinin üretimi enerjiye, ara malına ve yatırım mallarına önemli ölçüde bağımlıdır. İç talep, yurt içindeki üretim kapasitesinden daha hızlı arttığında ortaya çıkan fark ithalatla karşılanır.

Bu nedenle ekonominin potansiyelinin üzerinde çalışması iki sonuç doğurur: Yurt içinde yeterince üretilemeyen malların fiyatı yükselirken, dışarıdan temin edilebilen malların ithalatı artar. Talep fazlası böylece hem enflasyona hem de dış ticaret açığına yansır.

Haziran ayında ihracat yıllık yüzde 21,9 artarken ithalatın yüzde 23,1 yükselmesi ve aylık dış ticaret açığının yaklaşık 10,4 milyar dolara ulaşması bu bakımdan dikkat çekicidir. Mayıs itibarıyla 12 aylık cari açık da 37,3 milyar dolar düzeyindedir. Bu veriler tek başına aşırı istihdamın kanıtı değildir; ancak Türkiye’de iç talep, ithalat ve cari açık arasındaki kuvvetli ilişkinin devam ettiğini göstermektedir.

Türkiye ekonomisi potansiyelini artırmadan büyümeye zorlandığında, üretemediğini ithal etmekte; ithal edemediğinin ise fiyatını yükseltmektedir.

İSTİHDAM ARTIŞINDAN VERİMLİLİK ARTIŞINA

İşsizliğin azalması kendi başına küçümsenecek bir başarı değildir. Ancak istihdam artışı verimlilik, teknoloji ve üretim kapasitesindeki artışla desteklenmiyorsa sürdürülebilir olmaz. İşsizliği uzun süre NAIRU’nun altında tutmanın orta vadeli bedeli yüksek enflasyon, büyüyen cari açık, kur baskısı ve daha sıkı para politikası olabilir.

Türkiye’nin önünde iki farklı politika alanı bulunmaktadır. Kısa vadede sıkı para ve maliye politikalarıyla toplam talep kontrol altına alınabilir. Fakat bu politikalar NAIRU’yu düşürmez; yalnızca fiilî işsizliği enflasyonla uyumlu düzeye yaklaştırır.

Kalıcı çözüm ise ekonominin üretim potansiyelini artırmak ve yapısal işsizliği azaltmaktır. Bunun için eğitim, teknoloji, verimlilik, sektörel dönüşüm ve bölgesel kalkınma politikalarının birlikte ele alınması gerekir. Türkiye açısından gerçek mesele yalnızca daha fazla insanı istihdam etmek değil, daha fazla insanı yüksek verimlilik sağlayan işlerde istihdam edebilmektir.

Türkiye’de yapısal işsizliğin neden yüksek olduğu ve sektörel dönüşümün işgücü piyasasını nasıl etkilediği ise bir sonraki yazının konusudur.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...