Aydınlar da “aymalı” ve işin ucundan tutmalı artık

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARI 



Çoğu başlığın tükendiği, dibi gördüğü, işlevini yitirdiği ve hatta ihanet tarafına geçtiği yıllardı!

Bir çıkış zorunluydu! Bu çıkış yeni bir milat olmalıydı zira “çökmüş bir harabe” üzerine yeni ve sağlam bir yapı inşa etmek imkansızdı! Ve bu çıkışı sağlayacak olanlar da samimi, yürekli, azimli, yan yana yürümek zorundaydı! Tıpkı o mücadelenin öncü aydın kadınları gibi! 

 

MÜCADELE KADINLARI 

 

Kurtuluş Savaşı döneminde en önemli görevi kadınlar üstlenmişti. Kadınların başlattığı mücadele “yürek aydınlarının” öncülüğünde gerçekleşmişti.

Aydınların düzenlediği “kurtuluş toplantıları” vatan ve millet odağında buluşup düşmanı alt etmeyi hedefliyordu.

 

İdadisi gibi o dönemin kız okullarının öğretmen ve öğrencilerinin de büyük ilgi gösterdiği bu toplantılarda çoğu zaman Halide Edip, Fatma Aliye, Nigar Binti Osman, Naciye Hanım, Fehime Nüzhet, Nakiye Hanım gibi aydın, şair, öğretmen, öğrenci kimliği ile öne çıkan kadınlar kürsüye çıkıp kadınları bilinçlendirmeye yönelik heyecanlı konuşmalar yapıyordu. Bu toplantıların sonunda ordunun ihtiyaçları için kadınlar kendi aralarında kampanya düzenleyerek önemli miktarda yardım topluyordu. Hatta hanımların gözündeki gözlüğü, üzerindeki kürkü dahi çıkarıp verecek derecede fedakârlıkta bulunduklarına dair haberler dönemin basınında yer almıştı. Aydın kadınlar yaptıkları konuşmalarda erkekleri ülkeyi savunmaya çağırmışlar, Rumeli’den sonra sıranın Anadolu’ya geleceğine değinerek tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekmişlerdi. Nitekim kadınlar bu öngörülerinde yanılmadı ve 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrasında işgaller yaşanmaya başladı!

I. Dünya Savaşı tüm zorluklarıyla birlikte kadınların sosyal ve iktisadi hayatta daha etkin bir şekilde yer almasına yol açtı. Osmanlı kadını öğretmenlikten memurluğa, ticaretten fabrikalara, yol yapımından sokak temizliğine kadar değişik iş alanlarında çalışmaya başladı. Birçok iş alanında savaş nedeniyle erkek işgücü açığı oluşmuş ve bu açığı kadınlar çok hızlı doldurmuştu. Bu uyanışta da ülkenin öncü gücü “Aydın Kadınlar” etkili olmuştu…

 

 

TÜRKİYE YÜZYILI DA KADINLARIN YÜREĞİNDE BÜYÜYOR VE GELİŞİYOR

 

Kurtuluş Savaşı’nın yürekli kadınları gibi Türkiye Yüzyılı mücadelesi de önce kadınların yüreğinde yer buldu, yeşerdi ve kök saldı. Çünkü “analar ağlamak istemiyordu” artık!

Bu nedenle Terörsüz Türkiye ve Türkiye Yüzyılı yoluna analar hiç düşünmeden baş koydu.

 

 

“AYAN VE TOPLUMU AYDIRAN” AYDINLAR NEREDE?

 

Kurtuluş Mücadelesi döneminin “yürek aydınlarından” bu dönemin aydınlarına ne ulaştı diye şöyle bir değerlendirme yapmalı artık çünkü şu an içerisinde bulunduğumuz dönemi “2.Kurtuluş ve Aydınlanma Savaşı” olarak adlandırırsak yanlış olmaz.

 

Çünkü iki yıl önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başlattığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde devlet gücüyle ve aklıyla yol alan Terörsüz Türkiye, TBMM’den 467 kabul oyu ile çıkan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ile taçlandı. Ve bu taçlanma bölge ülkelerinde de dalga dalga büyüyerek devam ediyor. 

 

YENİ BAŞLIYORUZ

 

Yaklaşık iki yıldır vatan ve millet uğruna canla başla emek veren herkesin yüreğine sağlık.

Bitti mi? Elbetteki bitmedi! Tam aksine yeni başlıyoruz…

Yeni başlamakla birlikte Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken ülkemizin aydınlarını da bu süreçte yanımızda görmek istiyoruz. 

 

İki yıldır yürüdüğümüz zorlu yolda maalesef ki ülkemizin “akademik aydınlarını” yeterince sahada göremesek de “vatan, millet, yürek aydınları” olarak bizim gibi milyonlarca insan, hiçbir menfaat gözetmeden gece gündüz her mecrada varlığını hissettirdi.

 

Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda ve sonrasındaki yeni nizamın inşasında nasıl ki her başlık payına düşen değişim, revizyon, silbaştan sürecini yaşadığı gibi Türkiye Yüzyılı da “silbaştan sürecini” gerektiriyor!

Zira karşılaşılan zorluklar; gereklileri, gereksizleri, zararlıları, yeni ihtiyaçları, elzemleri gözler önüne seren önemli imtihanlardır!

Türkiye Yüzyılı’nı inşa edip icra etmeye başladığımız bu dönemde de karşılaştığımız çoğu başlık bize Kurtuluş Savaşı döneminin gerçekleriyle yüzleştiriyor.

YENİ; siyaset, bürokrasi, yerel yönetim, kanun, adalet, basın, medya, sivil, akademi, aydın anlayışlarının temellerini de atmalıyız “vatan ve millet” odağında.

 

ORYANTALİZMİN AYDINLARI!

 

“Aydın” kavramı; ışık gibi parlayan ve ışığıyla insanlığı aydınlatan, yürekli, toplumsal konulara duyarsız kalmayan, fayda üreten, bilgi ve kültür sahibi entelektüel bireyleri tanımlar.

Fakat geldiğimiz noktada aydınları üçe ayrılmış olarak görüyoruz;

1) Kitap aydınları: Sadece okuyan fakat okuduklarını fayda boyutuna taşıyamayan, toplumdan kopmuş kesim. Her zaman olmasa da sıklıkla oryantalizmin esaretiyle hareket ederler. 

2) Oryantalizm aydınları: Oryantalizmin gölgesinde hareket eden ve toplumu, insanı, vatanı, milleti, faydayı asla gözetmeyen ve halkını küçümseyen kesim.

3) Yürek aydınları: Bilimi, ilimi, sanatı, edebiyatı, kalemi, kelamları ve elinden gelen daha ne varsa vatanının, milletinin, insanlığın faydası doğrultusunda kullanan azimli ve yürekli kesim. Bu kesimin ille de koca koca kitaplar bitirip alengirli cümleler zikretmesine, makam mevki sahibi olmasına gerek yoktur. İnançlı ve azimli olması yeterlidir!

 

“Kitap aydınları ve oryantalist aydınlar” batı literatürü ve kavramları ile adeta bu vatanın oryantalist sömürge aydınları oldular! Batıdan fikir ve kavram apardılar, ülke gerçeklerinden koptular, edilgen ve mahkum zihniyetle yetiştiler, yeni nesilleri de kendi yönlerine kanalize ettiler!

 

Oysa ki bizim “ilim ve irfana” ihtiyacımız var! Çünkü bizi birbirimize kenetleyen özgün dili, kavramları, üslubu ve gelecek hayallerini ancak ilim irfan sahibi aydınlar üretebilir. 

 

Romen Diyojen misali; ilim ve irfanı kaybolmuş ziynetimiz gibi elimizde gündüz feneriyle arıyoruz maalesef!

 

Şimdi karar verme vaktidir; “oryantalist aydın aklın” her zaman hayali peşinde koştuğu “çölde serap peşinde koşan bir sürü” mü olacağız yoksa Türkiye Yüzyılı çatısında “kendi aklımıza, ilmîmize ve irfanımıza” hakim mi olacağız?

Benim gibi milyonlarca yüreğin tercihi elbetteki; olmadık, olmayacağız ve bu ruhu yaygınlaştıracağız! 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...