Tahammülsüzlük

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Cumartesi akşamı Eryaman Stadı’nda oynanan Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçının sonucundan daha önemli olarak tribünlerde yaşanan nâhoş bir hadise maça damga vurdu. Gençlerbirliği taraftarlarının bulunduğu bölümlerin birisinde beş-altı yaşlarında bir erkek çocuğun sırtındaki sarı-lacivert Fenerbahçe forması çevredeki fanatiklerin yoğun tepkileri ve ortamı terörize etmeleri sonucunda bizzat polis tarafından çıkartıldı ve sükûnet ancak çocukcağızın polis memurunun kucağında tribünleri terk etmesiyle sağlanabildi.

Fanatizmin ve farklı renklere karşı tahammülsüzlüğün geldiği son nokta olarak da sosyal yapımızın hâl-i ahval-i pürmelâlini görmek açısından ibretlik bir vakıaydı Cumartesi akşamı Ankara’da yaşananlar. Biz böyle değildik toplum olarak. Daha anlayışlı, daha kapsayıcı ve kucaklayıcıydık eskiden beri. İçimizde yaşayan ama bizden olmayana karşı bir düşmanlık ve ötekileştirme bizim geleneklerimizde hiçbir zaman revaçta olmadı. Farklı milletlerden ve farklı dinlerden bile olsalar toplum içinde kimseyi ötekileştirmediğimiz yüzlerce hikâye anlatılır. Atalarımızdan tevarüs ettiğimiz bu kadar hoşgörü ve engin anlayıştan sonra geldiğimiz noktada tek başına farklı bir takıma ait forma ile memleketin başkentinde beş-altı yaşında bir çocuğa bile tahammül edememek ve ortalığı yaygaraya vermek en hafif ifadeyle bize hiç yakışmadı.

Buna benzer tahammülsüzlük örneklerinin sayısı inşallah artmaz. Babalarımızın zamanında anlattığı Mithatpaşa Stadyumu’nda rakip takım taraftarlarının birlikte aynı tribünde ve yan yana maç seyrettikleri güzel günler henüz çok uzaklarda değil. 80’lere kadar bunun bazı örneklerini bizim kuşak da bizzat deneyimledi. Fanatizmin ufak çocukları bile hedefine alan bu gözü dönmüş tavırları, normal takım taraftarlığını rakip takımlara düşmanlığa evrilten bir genetik bozukluk olarak görülüyor. “Ya bizdensin ya düşmansın” klişesi bize 80’lerden önceki dönemde lise öğrencilerinin birçoğunun eğitim hayatına son veren “sağcı mısın, solcu musun?” sorgusu gibi itici ve baskılayıcı günleri hatırlatıyor.

Öteki ile aramızda bir duvar varsa bu duvarın harcı önyargılarımızdır” diyor Üstün Dökmen Hoca. “Çin Seddi’ni yapanlara göre kendileri dışındakiler barbardı. Seddin dışındakilere göre de Çinliler tarımdan başka bir şeyden anlamayan attan, silahtan habersiz cahillerdi. İşte bir duvar ve iki bakış açısı.”

Önyargılarımızdır ki; şehrimize misafir gelen bir futbol takımının minik taraftarını “düşman askeri üniforması giymiş” gibi algılayıp topluca hücuma geçirebiliyor bizi. Yazıktır, günahtır.

Belki; o tepkiyi veren ilk kişi ve ona uyan “kitle ruhu psikolojisi” mağdurları stadyum dışında bu kadar rijit ve saldırgan değillerdir. Ne var ki stadyumu, tribünleri ve kendi takımlarını “kutsayan” ve sorunlu bir iletişim dili kullanan aynı kişiler kendilerinden olmayana karşı yaşı ne olursa olsun “istemezük” diye kazan kaldırabiliyorlar.

Aynı tahammülsüzlüğün bazı başka örneklerini de geçmişte gördük. Diyarbakır tribünlerinde İstiklal Marşımıza gösterilen tepkiler, buna mukabil Amed’in gittiği bazı deplasmanlarda (Erzurum, Kocaeli, Bursa vb.) tribünlerden yükselen milliyetçi reaksiyon da bu fasıldandır. Fenerbahçe’nin Trabzon’da yaşadığı birçok sıkıntının temelinde 5 Mayıs 1996’daki maç yatar. O günden itibaren genellikle her deplasman maçı sıkıntılı geçti. Hatta bazı maçlarda hakemler soyunma odasına kilitlendi, sahaya yanıcı maddeler atıldı, maçlar yarıda kaldı. Kayseri ve Sivas arasında 1967’deki olaylardan sonra yıllarca ikinci ligde aynı gruba bile verilmedi bu takımlarımız.

Artık buna bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor. 6222 sayılı kanunda yapılacak ufak bir düzenleme ile bu konular ceza-i müeyyideye tabi kılınarak bir çözüm düşünülebilir.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...