Sıralarda başlayan eşitsizlik: Görünür olmanın ağır yükü

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Her Eylül ayı yeni ümitler ve taze başlangıçlar demektir. Ancak son yıllarda Eylül, birçok anne babası için okul zili sesinden önce cüzdanları yakan kırtasiye listeleri, cepleri yakan forma fiyatları ve servis ücretleri anlamına geliyor. İlkokul birinci sınıf sıralarına oturan minik eller, daha okuma yazmayı öğrenmeden hayatın ilk ve belki de en acı dersiyle karşılaşıyor: Ekonomik farklılıklar.

Eskiden tek tip önlüklerin, benzer çantaların ve standart defterlerin arkasına saklanan ekonomik sınıf farkları bu kadar görünür değildi. Ayakkabıdaki bir detay ya da defterin sıradan bir kapağı kimsenin dikkatini çekmez; aradaki uçurum çocuk gözlerinin fark edemeyeceği kadar belirsiz kalırdı. Oysa bugün, dijital çağın "her anını sergileme ve görünür olma" hastalığı çocuk dünyasını da esir almış durumda.

Sosyal medyanın dayattığı tüketim çılgınlığı, okul bahçelerine ve sınıf sıralarına kadar sızdı. Markalı çantalar, son model mataralar, lüks kırtasiye malzemeleri... Bunlara sahip olamayan bir çocuğun hissettiği o mahcubiyet, hayata adeta "1-0 ezik" başlamak gibi bir his bırakıyor o minik yüreklerde. Görünürlüğün bir statü sembolüne dönüştüğü bu çağda boynu bükük kalan sadece çocuklar değil; evladına istediğini alamayan anne babaların vicdanı da oluyor.

Peki işin en acı tarafı ne biliyor musunuz? Sadece ekonomik imkânların kısıtlılığı değil, bu imkânlara sahip olan çocukların yetiştirilme tarzıdır. "Bende var, sende yok" üstünlük taslamasıyla büyüyen, sahip olduğu nesnelerle değer kazanacağını sanan çocuklar yetiştirdiğimizde; itilip kakılmalar, akran zorbalığı ve dışlanma kaçınılmaz hale geliyor. Kendini eşyasıyla tanımlayan bir nesil, karşısındakini de eşyasıyla yargılamaya başlıyor.

Peki bu tablo düzelir mi? Düzelmesi için nereden başlamalıyız?

Hiçbir şey bir gecede değişmez ama değişim, topyekûn bir farkındalıkla mümkündür:

Evde Başlayan Eğitim: Çocuğa verilecek en büyük servet, nesnelerle değil değerlerle var olduğunu öğretmektir. Bir insanın değerinin giydiği ayakkabının markasıyla veya kullandığı kalemle ölçülemeyeceğini önce evde, anne baba tutumlarıyla aşılamak zorundayız.

Sosyal Gösterişe Son Verilmeli: Okul alışverişlerini, alınan eşyaları veya okulun ilk günü pozlarını sosyal medyada göze sokarak paylaşma kültüründen vazgeçmeliyiz. Bizim "masum" paylaşımlarımız, alamayan başka bir çocuğun gözyaşı olabilir.

Okulların Senkronize Etkisi: Okul yönetimleri ve öğretmenler, sınıflardaki bu lüks yarışının önüne geçecek adımlar atmalıdır. Gösterişli malzemeler yerine sadeliği, paylaşmayı ve ortak üretimi teşvik eden bir sınıf iklimi oluşturulmalıdır.

Toplumsal Dayanışma (Vicdanı Askıya Almak): Ekonomik yükü hafifletmek için yerel düzeyde, mahallede veya okul aile birliklerinde gizli dayanışma ağları kurulmalıdır. Hiçbir çocuk, sırf bir defteri ya da çantası eksik diye arkadaşlarının yanında mahcup kalmamalıdır.

Eğitim; imkânların yarıştığı bir kulvar değil, zihinlerin ve ruhların aydınlandığı ortak bir yuva olmalıdır. Sıralara oturan her çocuğun gözündeki ışığı korumak, sadece kendi evladını değil, yan sıradaki çocuğu da düşünen vicdanlı bir toplum inşa etmekten geçer. Çözüm de, iyileşme de tam olarak bu vicdanı yeniden hatırlamakta gizli.

 

Muhabbetle...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...