‘Hor görme garibi: Üftade’nin gölgesinde bir Adem hikayesi…

YAYINLAMA:

Osmanlı’nın ilk başkenti, Allah dostlarının şehri Bursa’mıza bir süredir gelmiyordum. Epeydir de aklımdaydı bu kadim şehre gelmek. Nitekim kıymetli kardeşim Avukat Mustafa Bektaş ile aniden karar vererek yola revan olduk. Meğerse onunda epeydir Üftade Hazretlerinin türbesi başta olmak üzere birçok manevi yerleri gezmeye niyeti varmış.

Bu arada Bursa’nın insanlarının da samimi ve yardımsever olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. İlk durağımız Bursa Ulu Camii oldu. Burada ilk defa ortak dostlarımız sayesinde tanıştığımız mübarek Ulu Camii İmamı kıymetli Kurra Hafız Ali Keleş hocamıza misafir olduk, sohbet ettik. Bizlere de çok güzel ev sahipliği yaptı, çarşıyı da gezdirdi bir de nasihat etti. Var olsun. Gezdiğimiz tüm yerleri yazmayacağım elbette ama öyle bir yere vardık ki beni etkileyen ve bu yazımı yazmaya vesile kıldı. ‘’O yer Allah dostu Üftade Hazretleri türbesi, kişi ise Adem abi.’’

Ne güzel söylemiş eskiler; ‘Hor görme garibi kim bilir ne derdi vardır, hor görme garibi, harabede define yatabilir..’

Bursa’nın buram buram kokan manevi ikliminde, Allah dostu Üftade Hazretleri’nin huzuruna doğru yol almış giderken kalbimde bir merak, bir de manevi duygular taşıyordum. Türbede dünyalık heves ve telaşlarından uzaklaşmış, kendi halinde, dilinde Allah adı, kimseye de rahatsız ettiğini görmediğim kimine göre deli, kimine göre alkolik, kimine de göre belki de veli, bilinmez üstü başı eski, 20 yıldır sokaklar yuvası olmuş, birileri para ya da yiyecek verirse hayata tutunmaya çalışan Adem abiyle tanıştım. Aslında ben dışarı çıkarken Adem abiyi türbenin kapısının hemen yanında otururken gördüm. İçimden onunla konuşup, tanışmak ve yardım etmek geldi nedense bir anlık tereddütle oradan ayrıldım. Ama ‘o keşke’ pişmanlığı aklımda ve kalbimde kalmıştı. Neyse başka yeri ziyarete giderken birden eşyamı türbede unuttuğumu fark ettim. Geri dönmek zorunda kaldım. Baktım ki eşyamda tamda unuttuğum yerde, Adem abi de çıkmış o an havluda gördüm. Hemen eşyamı alıp yanına gittim. Tanıştık, yarım saat kadar sohbet ettik, dertleştik. Acıklı hikayesini anlattı. Yalan olduğunu düşünmüyorum. Samimiydi ve cümleleri birbirine çok uyumluydu. İşte o an anladım ki bazı geri dönüşler asla tesadüf değildir. Kader o adımları bana tekrar oraya attıracaktı ve Adem abiyi az da olsa mutlu etmeyi nasip edecekti.

Gönlünü kırmışlar Adem abinin, anlattı. Üstü başı harap diye, giysisine bakılıp türbe çevresinden bazı insanlar tarafından uzaklaştırılmak istenmiş. Kimseden para istemedim ve rahatsız etmedim. Kendileri para verirse alıyorum. Dua ediyordum, kenarda oturuyordum dedi. Hatta başka bir şehirde Camiiden de kovmuşlar. Camiiye de gitmiyorum artık küstüm dedi. Öyle kalbim acıdı ki. ‘’Yapma Adem abi, sen imanlı güzel bir insansın, insanoğlu için Allah’ın evine küsüp, gitmemek sana yakışır mı’’ dedim. Birkaç saniye durup düşündü etkilenmiş olacaktı yok küsmem ama çok zoruma gitti dedi. ‘İnşallah küsmezsin Adem abi…’ Üstelik bir de cebinde para olmadığını bildiğim halde ısrarla bana çay ısmarlamak istedi. Buraya ikinciye eşyamı unuttuğum için gelmek zorunda kaldım dedim. Mutlu olmuştu. Eliyle kalbime samimiyetle dokundu. Seni Allah gönderdi, ben çağırmadım dedi. O an sadece birkaç yüz lira verilmemişti, iki gönül arasında manevi bir köprü kurulmuş, derin bir dostluk filizlenmişti. Birkaç dakika Adem abinin elini tuttum ve sarıldım ona bir de fotoğraf çekildik. Ne gariptir herkes garip bir şekilde bir bana, bir de Adem abiye bakıyordu. Bu adam kim, o adam ne alaka dercesine. Biraz da şaşkın ve küçümser gözle.

Oysa insan düşünmeden edemiyor: Cenab-ı Hakk katında üstünlük elbisenin temizliğinde ya da dünyalık makamda mıdır? Yoksa kalbin samimiyetinde mi?

Yaşadığı zamanlar gönüller taht kurmuş, dergahının kapısını hiçbir cana kapatmayan Üftade Hazretleri görseydi Adem abiyi türbeden çıkartıp, kıyafetleri eski diye yanından uzaklaştırır mıydı? Elbette çevirmezdi. Çünkü veli kulların yolu kusur örten, gönül alan ve garibi bağrına basan yoldur. Biz ise o yolu ne yazık ki kapatanlarız.

Bugün toplum olarak ne yazık ki en büyük eksikliğimiz, insanları dış görünüşe göre, zaaflarına, düştükleri duruma göre yargılamak ve değer biçmek. Oysa bu ne insanlığımıza sığar, nede inancımıza.

Adem abi bugün bana unutulmaz ve etkisi altında kaldığım bir ders verdi. ‘’Hayatın karmaşasında unuttuğumuz samimiyeti, ön yargının ne kadar kötü bir şey olduğunu, gösterişiz sevgiyi ve tefekkürü bir türbenin avlusunda ve bankta oturarak hatırlattı..’’

Unutmayalım ki, unuttuğumuz bir eşya bile bizi bir gariban duasına ulaştırmak için vesile kılabilir. Kalpleri katılaştırmadan, kılık kıyafete bakıp kırmadan önce insanı sadece ‘’insan’’ olduğu için sevmek ve saygı duyabilmek ne büyük meziyet..

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...