Bu şehir hepimizin

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İstanbul, asırlardır yedi tepesinde nice fırtınaları, nice zorlukları göğüslemiş; her sokağı tarih kokan, medeniyetlerin beşiği devasa bir metropoldür. Ancak bu devasa şehir, zaman zaman doğal afetler dediğimiz büyük imtihanlardan geçer.

Yakın zamanda İstanbul’da yaşadığımız, aniden bastıran şiddetli yağmur ve ardından gelen sel felaketi, megakentin üzerine karanlık bir bulut gibi çökerken, bizlere hem doğal afetler karşısındaki durumumuzu hem de bir arada olmanın hayati önemini bir kez daha derinden hatırlattı.

ŞEHRİN ORTAK ACISI

Afet anlarında sular yükselip, sokaklar nehre dönüşürken yaşanan sel mağduriyetleri, sadece maddi kayıplardan ibaret değildi. Evini su basan bir ailenin çaresizliği, dükkanındaki ekmek teknesi sular altında kalan bir esnafın gözyaşı, aslında tüm şehrin ortak acısı oldu.

İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, bir ilçede yaşanan felaketin sızısı, en uzak mahalledeki insanın kalbinde hissedildi. Kendilerine rahmet dilediğimiz vatandaşlarımız oldu. Ailelerine bir kez daha sabırlar diliyoruz. İşte tam bu kırılma noktasında, felaketin getirdiği o derin umutsuzluğu dağıtan muazzam bir güç daha önce olduğu gibi bu kez de devreye girdi: Birlik ve beraberlik.

"Bu şehir hepimizin" şiarı, böylesi zor günlerde soyut bir slogandan çıkıp somut bir gerçeğe dönüşür. Yağmur devam ederken başlayan yardımseverlik, komşunun komşuya uzattığı el, tanımadığı bir insanın yardımına koşan isimsiz kahramanlar, bu toprakların genetiğinde var olan yardımlaşma duygusunun en berrak tezahürüdür. Çizmelerini giyip çamur temizlemeye giden gençler, evini kaybedenlere kapısını açan mahalleli, milletimizin zor anlarda nasıl tek bir yürek olabildiğinin en canlı kanıtı oldu. Yardım, yalnızca bir koli erzak ya da maddi destek değil; mağdurun omzuna dokunup "Yalnız değilsin, senin için buradayız" diyebilme erdemidir.

DEVLET MİLLET EL ELE

Toplumsal dayanışmanın bu sivil kanadını tamamlayan ve felaketin yaralarını kalıcı olarak saran en önemli unsur ise şüphesiz devletin şefkat elidir. Afetin ilk dakikalarından itibaren İstanbul Valisi başta olmak üzere, belediye başkanları, yerel yöneticiler, siyasiler, bakanlar, sokaklarda olan arama kurtarma ekipleri, hasar tespitine başlayan görevliler ve mağdur vatandaşların maddi-manevi tüm ihtiyaçlarını karşılamak için seferber olan kurumlar, devletin her bir ferdinin arkasında bir dağ gibi durduğunu gösterdi. Selden etkilenenlere sağlanan nakdi yardımlar, barınma ihtiyacı karşılanan aileler, devletin sadece otoriteden ibaret olmadığını; asıl vazifesinin vatandaşını korumak, sarmak ve yaşatmak olduğunu bir kez daha kanıtladı.

ÇIKARTILMASI GEREKEN SONUÇ

İstanbul, üzerinden geçen bu sel felaketinin izlerini de tıpkı geçmiştekiler gibi el birliğiyle silecektir. Ancak hafızalarımızda kalacak olan asıl şey; suların ne kadar yükseldiği değil, bizim birbirimize karşı gösterdiğimiz dayanışmanın ne kadar yüceldiğidir. Sel mağduriyetlerinin açtığı yaralar, devlet-millet el ele verilerek sarılırken geriye paylaşılan acılar ve pekişen kardeşlik bağları kalacaktır.

Böyle günler bir kez daha gösterir ki; doğal afetler bir gün doğar. O gün gelmeden önce; depreme hazırlıklı olmak, sel yatağında bulunmamak, bodrum katları mesken tutmamak durumundayız…

Çıkartılması gereken sonuç olarak ifade etmek isterim ki; afetlerden önce, afet anında ve sonrasında yapmamız gerekenleri bir başkasına ihale ederek kenara çekilemeyiz.

Hiç şüphesiz, bireyin ve kurumların görevlerini tam yaptığı coğrafyalarda afetler daha az zarar verir. İşte böyle durumlarda da bu zararları devlet millet el ele vererek giderebiliriz. Unutmayalım; bu şehir hepimizin.

Ve hepimizin mutlu olmadığı bir yerde hiçbirimiz tam huzurlu olamayız. Bu vesile ile aziz ülkemin yardımsever insanlarına ve şefkat eline gösteren devletimize çok teşekkür ederiz.

Rabbimiz ülkemizi ve tüm insanları her türlü kazadan, afetlerden muhafaza buyursun.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...