Eskisi gibi “Daima” olsun
63. Altın Portakal’ı bu yıl “Sinemanın ışığı DAİMA Altın Portakal’da parlayacak” umuduyla geride bıraktık. Umarım festival filmleri eskiden olduğu gibi “Daima” anlaşılır, sonu olan ve soru işaretleriyle cebelleşmediğimiz yapımlarla devam eder.
Öncelikle kendimize yani değişen medya dünyasına bir öz eleştiriyle giriş yapmak istiyorum.
Önceleri sosyal medyada film festivallerinde ödüller verildikten sonra ödül alan veya almayan filmleri yorumlayan paylaşımlar olurdu ve biz de kim ne yazmış diye bakardık. Son 2 yıldır paylaşımlar sadece magazin haberlerinden oluşuyor. Filmleri sosyal medyada da yorumlayan eski sinema yazarı arkadaşlar olması gerektiği gibi bu yıl da içlerinden gelenleri paylaşmışlar, yazılarını da misler gibi yazmışlar. Çok şükür iyi ki varlar. Ancak diğer paylaşımlara bakarsak hep aynı; “şu kişi şu ödülü aldı”, “şu kişi törende şunu söyledi, şöyle giyindi”... vb. Oyuncuların fanları tadında içerikler var. Eskiden bu yana magazin haberleri yapan arkadaşlarımı tenzih ederim. Ancak birkaç yıldır magazinci ağabey ve ablalarına özenen, sosyal medyada temcit pilavı gibi birbirleriyle aynı görüntüleri paylaşıp alkış alan “sosyal medya habercileri”nden söz ediyorum. Önceleri gazetelerde bülten bile kullanamazdık; haber müdürü, editörler gelip o bülteni kafamızda kırardı. Haber takibi yapıp kendi kaleminle aktarırdın sayfalara. Tamam sosyal medyada haber anında ulaşıyor ama ya hu yok mu yeni bir üretim, özel haber, yorum? Nereye doğru evriliyoruz ve neden eskisi gibi tartışamıyoruz, medyanın içini boşaltıyoruz? Hepimiz için söylüyorum, hazıra çok alıştık, kendimi de katarak söylüyorum özel haber candır. Sanırım artık etliye sütlüye karışmayan bir toplulukla devam edilecek. Eleştiri olmadan film sektörü nasıl gelişecek? kimsenin pek umurunda değil sanırım.
Ben de modaya uyup, mümkün olduğunca ponçik bir yazı yazıp önümdeki maçlara bakmayı planlıyorum. Tabii kendimi tutabildiğim kadarıyla;
Sadece Altın Portakal’da yarışan filmlerden bahsetmiyorum, geçtiğimiz festivalleri de katarak söylüyorum; Festivallerdeki filmlerde genel olarak bir senaryo eksiği vardı. Elbette iyi senaryolar var ama üzerinde çalışılsaydı daha güçlü yapımlar ortaya çıkardı. Artık bazı filmler için senarist gerekmiyor anlaşılan. Sadece profesyonel, güzel çekimlerle filmler noktalanıyor. Son yıllarda artık filmleri, sonuca bağlamadan, uçları açık bir şekilde bitirmek gibi yönetmenler arasında bir akım ortaya çıktı. Sorulduğunda ise yanıtlar hep aynı; "Benim izleyiciden istediğim de tam bu tepkiydi"
Peki değerli yönetmenlerim, saatlerce konu bağlanacak diye beklediğimiz filmleri izlemek ve birçok soru işaretiyle filmden çıkmak izleyiciye ne kadar keyif veriyor? Hele ki uzun süredir filmini beklediğimiz yönetmenlere sesleniyorum.
Festivalde ulusal kategoride yarışan bir iki film tam bir fragman tadındaydı. Sanki bu festivalde 90-120 dakikalık fragman koyup önümüzdeki festivalde de filmi gösterecekler gibiydi. Yine söylüyorum, çekimler teknik olarak iyi hatta çok iyi ama senaryolar zayıf.
Senaryo konusunda ülkece tıkandık mı ne yaptık.

EN İYİ FİLM: TAŞ VE TÜY
Bu yıl, Ragıp Türk’ün yönettiği “Taş ve Tüy”, En İyi Film seçildi ve 6 kategoride ödül aldı.
Zaten çoğu arkadaşımın yorumu da bu yöndeydi.
Taş ve Tüy, iyi bir anlatımla izleyicinin karşısına çıktı. Filmde verilmek istenen mesajlar olduğu gibi izleyiciye aktarıldı. Ana karakter Nazire’nin dramının izleyicide yer ettiğini düşünüyorum. Zaten travmalı bir geçmişi olan Nazire’nin hapisten çıktıktan sonra çocuğuna kavuşmak için verdiği mücadele, karşısına çıkan engeller izlerken yorsa da ülkemizde yaşanan bazı zorluklarla yüzleşmemizi sağlıyor. Özellikle dünyada kadın olmak başlı başına zorken Nazire’nin bir de çocuğuna kavuşmak için çırpınışı, kim bilir bilmediğimiz ne zor hayatlar var dedirtiyor. Yönetmenin çekimlerinin de doğallığıyla filmin ruhunu yansıttığını düşünüyorum.
ARTAKALAN’A 4 ÖDÜL
Yeşim Ustaoğlu’nun “Artakalan” filmi ise 4 ödülün sahibi oldu.

Tereddüt filminden uzun süre sonra Ustaoğlu’nu, Artakalan’la gördük. Ustaoğlu bu filmle “En İyi Yönetmen Ödülü"nü alırken Öykü Karayel ise "En İyi Kadın Oyuncu" seçildi. Filmde büyük şehirde birçoğumuzun yaşadığı yorgunluğumuz ve zaman zaman kimseyi yanımızda istemediğimiz dönemleri ele almış.
Hele ki çocuklu bir ailenin çocuğuyla ilgilenirken üretmekten git gide uzaklaşması sık gördüğümüz bir manzara. Kendi köylerinde ait oldukları yeri sorgulayan çiftin, geçmişteki aile hesaplaşmalarından sonra çözülmesini izliyoruz. Bir çeşit kendi içlerinde yaptıkları aile dizimi/açılımı da diyebiliriz.
Çünkü hep çözülme geçmişteki taşlar yerine oturduğunda gelir. Film, gereğinden fazla uzun geldi. Hatta öyle ki bir yerden sonra 3-5 dakikadan sonra saate bakmaya başladım. Film daha kısa da olabilirmiş. Bir de bazı sahnelerde oyuncuların ne dediğini anlamak için alt yazıdan çözmeye çalıştım. Ya ses sisteminden ya da çekimden dolayı bilemiyorum.

CİNLERİN DÜĞÜNÜNE “EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU” ÖDÜLÜ
Ferit Karahanlı’nın “Cinlerin Düğünü” filminde ise İlhan Şen ve Erol Babaoğlu “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü paylaştı.
Film, çok mistik ve bende merak uyandırarak başladı. Köyde yaşayan bir ailenin geçmiş kuşaklardan günümüze aynı evde yaşadığı dramları anlatmış. Birçok soru işaretimin olduğu filmlerden diyebilirim. Sanırım cinler hakkında uzun uzun araştırma yapmak lazım filmdeki bazı metaforları anlayabilmek için. Bazı paranormal unsurlar beni korkutmadı değil. Hatta uyku arasında bazı sahneler aklıma geldi ve evde ses var mı diye dinlemeye başladım. İnli cinli şeyler beni ürkütür. Ancak sanki “Cinlerin Düğünü” adı için paranormal düğün sahneleri filme biraz montelenmiş gibi geldi. Yani filmin konusuyla tam bir alaka kuramadım. Film daha çok evin kötü enerjisinin kuşaklara aktarılmasını anlatıyor gibi geldi. İlhan Şen ve Demet Özdemir’in popüler dizi oyunculuğundan bu festival filmiyle bambaşka bir yere çıktığını düşünüyorum.
“KADİM MAVİ” “EN İYİ MÜZİK” ÖDÜLÜNÜ ALDI

Emir Ziyalar’ın yönettiği “Kadim Mavi” filminin müziklerini yapan Can Kuman “En İyi Müzik” ödülüne layık görüldü.
Evet müzikler çok güzeldi. Tülin Özen oyunculuğu tartışmasızken Umut Aksoy daha çok kadrajımdaydı. Karakterin tam duygusunu verdiğini düşünüyorum. Etkileyici duruş, ses tonu, yüz ifadesi ve vücut diliyle tam rolünün adamı olmuş. Öte yandan uzun fragman dediğim filmler arasındaydı. Çekimler çok iyi ama hem film gereğinden uzun ve uçları açık.
Filmdeki antik çağlarla, sembollerle karakterin bağlantısını açıkçası ben çözemedim. Sanırım antik çağdakilerin yaşadıklarının aynı denize düşen ana karaktere sembollerle bir şeyler aktarılmasını anlatıyordu.
Diğer izleyenler çözdüyse bana anlatsın çünkü filmin sonuna kadar ısrarla bekledim ve hiçbir sonuca ulaşamadım. Acaba sorun bende mi bilemedim. Dargınlık kırgınlık olmasın sonuçta emek var harcanan yüksek bütçe var.