Yeni Birlik Gazetesi Sağlık Bel ve boyun fıtıklarında ameliyatsız tedavi oranı %90'a ulaştı

Bel ve boyun fıtıklarında ameliyatsız tedavi oranı %90'a ulaştı

Fıtık tedavisindeki güncel gelişmeleri aktaran Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, vakaların büyük kısmında cerrahiye ihtiyaç duyulmadığını ve sürecin takiple yönetildiğini açıkladı.

Günün büyük bölümünü masa başında geçirmek, uzun süre ekran karşısında kalmak ve hareketsiz yaşamak pek çok kişinin günlük rutininin parçası haline geldi. 

Bu yaşam düzeninde bel ve boyun fıtıkları da sıkça gündeme gelirken, tedavi yöntemlerindeki gelişmeler hastaların endişelerini azaltıyor. Hastayı kendi bulguları doğrultusunda değerlendirmenin ve cerrahi gerektiğinde çevre dokuları mümkün olduğunca koruyan yöntemlerden yararlanmanın öncelik olduğunu açıklayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, küçük kesilerle uygulanabilen mikrocerrahi ve endoskopik yöntemlerin hastanede kalış süresini kısaltarak daha konforlu bir iyileşme süreci sunduğunu belirtti.

Ameliyat kararının uygulanacak yöntemden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya, kararın hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve radyolojik görüntüleme sonuçları birlikte ele alınarak verildiğini aktardı. Bel ve boyun fıtıklarının yaklaşık yüzde 90’ında ameliyata ihtiyaç duyulmadığını belirten Kaya, vücudun bağışıklık sistemi ve gelişen inflamatuar yanıt sayesinde fıtığın hacminin zaman içinde küçülebildiğini, hatta dokunun kısmen eriyebildiğini vurguladı. Cerrahinin yalnızca ciddi nörolojik kayıp veya sinir dokuları açısından risk bulunması durumunda tercih edildiği; böyle bir tehlike yoksa ilaç ve fizik tedavi gibi yöntemlerle takibin öne çıktığı kaydedildi.

Ameliyatsız Takip Süreci Pasif Bir Bekleyiş Anlamına Gelmiyor

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları nedeniyle sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların %35'inden fazlasını bel ve boyun ağrıları oluştururken, uzmanlar erken dönemde fizik tedaviye yönlendirilen hastaların cerrahiye gidiş oranının ciddi miktarda düştüğünü gösteriyor.

Cerrahi gerekmeyen vakalarda sürecin yakından izlendiğinin altını çizen Prof. Dr. Kaya, ameliyatsız takibin hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmediğini dile getirdi. Bu dönemde hastanın şikâyetlerinin ilaç ve fizik tedaviyle kontrol altına alındığını belirten Kaya, zaman içinde fıtık çevresindeki ödemin ve hacmin azaldığını, böylece yakınmaların cerrahi müdahaleye gerek kalmadan gerileyebildiğini sözlerine ekledi.

Minimal İnvaziv Yöntemlerle Çevre Dokular Korunuyor

Cerrahi tedavinin gerekli görüldüğü vakalarda çevre dokuların mümkün olduğunca korunmasının kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaya, minimal invaziv cerrahinin dokulara olabildiğince az müdahale edilmesini esas aldığını ifade etti. Bu yaklaşımın sadece küçük kesi anlamına gelmediğini belirten Kaya, tünel benzeri cerrahi yollarla omurganın iç yapılarına ulaşıldığını, omurganın dengesini bozmadan gerekli müdahalenin yapıldığını ve ilave stabilizasyon ihtiyacının azaltıldığını açıkladı. İleri mikrocerrahi ve endoskopik yöntemlerin, uygun hastalarda hastanede kalış süresini kısaltarak konforlu bir süreç sağladığı bildirildi.