Gıda zehirlenmesi nasıl oluşur?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir restorana giriyoruz…

Bir yemek söylüyoruz.

Marketten aldığımız ürünü eve götürüyoruz.

Bazen de sokakta gördüğümüz bir yiyeceği düşünmeden tüketiyoruz.

Çoğu zaman aklımızdan tek bir soru geçiyor:

“Acaba bu yemek güzel mi?”

Oysa bazen sormamız gereken çok daha önemli bir soru var:

“Acaba bu yemek güvenli mi?”

Çünkü gıda zehirlenmesi, basit bir mide rahatsızlığından çok daha ciddi sonuçlara yol açabilecek bir sağlık sorunu.

Ve en tehlikelisi de şu:

Bazen dışarıdan bakarak bir yiyeceğin güvenli olup olmadığını anlamak mümkün değil.


 

Gıda zehirlenmelerinin arkasında çoğunlukla bakteriler, virüsler, parazitler veya bunların oluşturduğu toksinler bulunuyor.

Salmonella, E. coli, Listeria, Clostridium botulinum ve Norovirüs gibi etkenler, uygun olmayan koşullarda gıdalara bulaşabiliyor.

Peki bu bulaşma nasıl oluyor?

Çoğu zaman cevap çok tanıdık:

Yetersiz hijyen…

Yanlış saklama…

Çapraz bulaş…

Yetersiz pişirme…

Soğuk zincirin bozulması…

Yani mesele yalnızca gıdanın kendisi değil.

Gıdanın üretiminden sofraya gelene kadar geçirdiği bütün süreç.


 

Bazı gıdalar, uygun koşullar sağlanmadığında diğerlerine göre daha fazla dikkat gerektiriyor.

Çiğ veya az pişmiş et ve tavuk bunların başında geliyor.

Çiğ veya az pişmiş yumurta da bazı bakteriler açısından risk taşıyabiliyor.

Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinde özellikle hassas gruplar açısından önemli riskler bulunuyor.

Midye ve istiridye gibi kabuklu deniz ürünleri ise yetiştikleri suyun niteliğine bağlı olarak çeşitli mikroorganizmaları taşıyabiliyor.

Bir başka dikkat edilmesi gereken grup ise hazır salatalar ve yeşillikler.

Çünkü toprağa temas eden ürünlerin uygun şekilde yıkanmaması veya hazırlanma sırasında hijyen kurallarına uyulmaması, istenmeyen mikroorganizmaların sofraya taşınmasına neden olabiliyor.

Bir de sokakta satılan açık gıdalar var.

Burada mesele “sokak yemeği kötüdür” demek değil.

Tam tersine, birçok sokak lezzeti mutfak kültürümüzün önemli bir parçası.

Ancak açıkta satılan bir ürünün hangi koşullarda hazırlandığı, ne kadar süre bekletildiği ve nasıl muhafaza edildiği tüketici açısından her zaman kolayca görülemiyor.


 

Gıda zehirlenmelerinin önemli bir bölümü hafif seyredebilir.

Ancak her vaka aynı değildir.

Özellikle bebekler ve küçük çocuklar, yaşlılar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve hamileler bazı gıda kaynaklı enfeksiyonlarda daha yüksek risk taşıyabilir.

Bazı enfeksiyonlar ciddi komplikasyonlara yol açabilir.

Örneğin botulizm nadir görülse de ağır seyredebilir.

Bazı E. coli enfeksiyonları ise özellikle çocuklarda ciddi böbrek sorunlarına neden olabilen tablolara yol açabilir.

Hamilelik döneminde bazı gıda kaynaklı enfeksiyonlar anne ve bebek açısından ayrıca önem taşır.

Bu nedenle gıda zehirlenmesini her zaman “İki gün midem bozulur, geçer” şeklinde değerlendirmek doğru değil.


 

Gıda kaynaklı hastalıklarda belirtilerin ortaya çıkma süresi etkene göre değişebilir.

Bazı durumlarda belirtiler kısa sürede başlayabilirken, bazı enfeksiyonlarda birkaç gün sonra ortaya çıkabilir.

Bu nedenle yalnızca “Yemeği birkaç saat önce yedim, demek ki ondan değildir” düşüncesi yanıltıcı olabilir.

Özellikle şiddetli karın ağrısı, yüksek ateş, sürekli kusma, kanlı ishal, belirgin halsizlik, bilinç değişikliği veya ciddi sıvı kaybı belirtileri varsa durum ciddiye alınmalı.

İdrar miktarında belirgin azalma da özellikle ciddi sıvı kaybının veya başka bir sorunun işareti olabilir.

Böyle bir tabloda yapılması gereken internette çözüm aramak değil, sağlık kuruluşuna başvurmaktır.


 

Gıda zehirlenmelerini konuşurken bütün yükü restoranlara, marketlere veya üreticilere bırakmak da doğru değil.

Tüketicinin de sorumluluğu var.

Ellerimizi yıkamak…

Çiğ ve pişmiş gıdaları birbirinden ayrı tutmak…

Gıdaları uygun sıcaklıklarda saklamak…

Et ve yumurta gibi ürünleri yeterince pişirmek…

Şüpheli durumda olan gıdayı tüketmemek…

Bunlar basit gibi görünen ama gıda güvenliği açısından son derece önemli alışkanlıklar.

Çünkü mutfakta yapılan küçük bir hata, sofrada büyük bir probleme dönüşebilir.


 

Bugün gastronomiden çok daha fazla konuşuyoruz.

Yeni restoranlar açılıyor.

Şefler tanınıyor.

Televizyon programlarında yemekler yarışıyor.

Sosyal medyada milyonlarca yemek videosu izleniyor.

Fakat gastronominin yalnızca lezzet ve sunumdan ibaret olmadığını unutmamak gerekiyor.

İyi yemek kadar güvenli yemek de önemlidir.

En güzel sunum…

En pahalı restoran…

En ünlü şef…

En gösterişli tabak…

Bunların hiçbiri gıda güvenliğinin önüne geçemez.

Çünkü sofraya gelen yemeğin önce göze, sonra damağa, ama her şeyden önce sağlığa hitap etmesi gerekir.


 

Bir lokantaya girdiğimizde fiyatına bakıyoruz.

Menüye bakıyoruz.

Sunumuna bakıyoruz.

Yorumlara bakıyoruz.

Belki şefin kim olduğunu bile merak ediyoruz.

Ama artık bir şeyi daha sormamız gerekiyor:

“Bu gıda güvenli mi?”

Çünkü gıda zehirlenmesi, yalnızca bir mide rahatsızlığı değildir.

Bazen bir hijyen hatasının, yanlış saklamanın veya dikkatsizliğin sonucudur.

Ve unutmayalım:

**Lezzet unutulabilir.

Ama sağlığın bedeli çok daha ağır olabilir.**

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...