Yöresel mutfaktan global mutfağa geçiş

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkiye’de gastronomi son 20 yılda sessiz ama oldukça büyük bir dönüşüm geçirdi.

Bir zamanlar mutfak denildiğinde akla daha çok annelerimizin, babaannelerimizin tarifleri, yöresel yemekler ve ev mutfağı gelirdi. Aşçılık ise çoğu zaman yalnızca bir meslek olarak görülür, mutfakta çalışan insanların emeği hak ettiği ölçüde görünür olmazdı.

Bugün ise tablo oldukça farklı.

Şefler artık yalnızca yemek yapan insanlar değil; restoranların markasını oluşturan, televizyon programlarına çıkan, sosyal medyada milyonlara ulaşan, kitaplar yazan ve gastronomi kültürünün oluşmasında rol oynayan isimler haline geldi.

Peki Türkiye buraya nasıl geldi?

Bunun tek bir cevabı yok.

Türkiye'nin gastronomi zenginliği aslında yeni değil.

Gaziantep mutfağından Ege'nin zeytinyağlılarına, Karadeniz'in kendine özgü yemeklerinden Osmanlı saray mutfağına kadar çok büyük bir mirasa sahibiz.

Ancak uzun yıllar boyunca bu mirası dünyaya anlatmak konusunda aynı başarıyı gösteremedik.

Son 15-20 yılda ise önemli bir değişim yaşandı.

Geleneksel yemekler modern tekniklerle yeniden yorumlanmaya, yerel ürünler farklı sunumlarla sofralara taşınmaya başladı.

“Yeni Türk Mutfağı” anlayışı da bu dönüşümün bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Artık yalnızca “Bu yemek nereden geliyor?” sorusunu sormuyoruz.

“Bu ürün nasıl yetişiyor?”, “Hikâyesi ne?”, “Nasıl işleniyor?” ve “Dünyaya nasıl anlatabiliriz?” sorularını da soruyoruz.

Bence gastronomideki asıl dönüşüm tam olarak burada başladı.

Gastronominin yükselişinde üniversitelerin rolünü de göz ardı etmemek gerekiyor.

2000'li yıllardan itibaren üniversitelerde Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümlerinin yaygınlaşması, mutfağın yalnızca uygulamalı bir meslek alanı olmaktan çıkıp akademik bir disiplin olarak da ele alınmasını sağladı.

Yeni nesil öğrenciler artık yalnızca yemek yapmayı öğrenmiyor.

Mutfak kültürünü, gıda bilimini, hijyeni, işletmeciliği, menü planlamasını, sürdürülebilirliği ve gastronominin turizmle ilişkisini de öğreniyor.

Bu değişim, sektörün insan kaynağını da dönüştürdü.

Fakat burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekiyor:

Diploma tek başına iyi bir şef yapmaz.

Mutfak hâlâ okul kadar tezgâhın, sınıf kadar gerçek hayatın öğretmen olduğu bir alan.

Türkiye'deki gastronomi dönüşümünün bir başka önemli ayağı ise yurtdışı deneyimi oldu.

Türk şeflerin farklı ülkelerde eğitim alması ve dünyanın önemli mutfaklarında çalışması, Türkiye'ye yeni tekniklerin taşınmasını sağladı.

Fransız mutfağının tekniği, İtalyan mutfağının ürün yaklaşımı, Japon mutfağının disiplin anlayışı ve İspanyol mutfağının yenilikçi bakışı Türk mutfağındaki bazı şeflerin perspektifini değiştirdi.

Ama burada asıl başarı, yabancı teknikleri taklit etmek değil.

Kendi mutfağımızı bu tekniklerle yeniden yorumlayabilmek.

Çünkü Türkiye'nin gastronomide dünyaya söyleyecek sözü varsa, bunu başkasının mutfağını kopyalayarak değil, kendi mutfak mirasını çağdaş bir dille anlatarak söyleyebilir.


 

Sonra televizyon geldi.

İşte burada gastronominin toplumdaki algısı belki de hiç olmadığı kadar hızlı değişti.

Özellikle MasterChef gibi yarışmalar, mutfağı milyonlarca insanın salonuna taşıdı.

Daha önce yalnızca profesyonellerin konuştuğu teknikler artık evlerde konuşulmaya başlandı.

“Konfi nedir?”

“Risotto nasıl yapılır?”

“Bir et nasıl mühürlenir?”

“Fine dining ne demektir?”

Bunlar artık yalnızca sektörün soruları değil.

Televizyon izleyicisinin de merak ettiği konular haline geldi.

Bence MasterChef ve benzeri programların gastronomiye en büyük katkısı, aşçılığı görünür hale getirmeleri oldu.

Yıllar önce bir gencin “Şef olmak istiyorum” demesi bazı çevrelerde çok da güçlü bir kariyer hedefi olarak görülmeyebilirdi.

Bugün ise durum farklı.

Şeflik artık televizyon, sosyal medya ve girişimcilikle birleşen güçlü bir kariyer alanı haline geldi.

Yarışmalardan çıkan bazı isimler restoran açtı.

Bazıları kendi markasını oluşturdu.

Bazıları sosyal medyada geniş kitlelere ulaştı.

Bazıları ise gastronomi sektöründe farklı alanlarda kariyerine devam etti.

Dolayısıyla televizyon yarışmalarının gastronomiye yeni bir insan kaynağı ve yeni bir heyecan kazandırdığını söylemek mümkün.

Burada biraz frene basmak gerekiyor.

Çünkü televizyon mutfağı ile profesyonel mutfak arasında ciddi bir fark var.

Televizyonda birkaç dakikada anlatılan bir teknik, gerçek bir restoranda yıllarca süren deneyimin sonucu olabilir.

Ekranda birkaç tabak üzerinden görünen yaratıcılığın arkasında; uzun çalışma saatleri, yoğun servis temposu, hijyen kuralları, maliyet hesapları, ekip yönetimi ve ciddi bir disiplin vardır.

Üstelik televizyon formatı gereği dramatik anlar, rekabet ve jüri yorumları doğal olarak ön plana çıkar.

Bu da zaman zaman gastronominin özünün geri planda kalmasına neden olabilir.

Aşçılık yalnızca güzel tabak yapmak değildir.

Aşçılık aynı zamanda sabır, disiplin, ekip çalışması ve süreklilik işidir.

Bir tabağı bir kez iyi yapmak başka şeydir.

O tabağı her gün, aynı standartta, yüzlerce müşteriye sunabilmek başka şey.


 

Bugün gastronominin önündeki yeni tartışmalardan biri de bu.

Sosyal medya sayesinde şefler hiç olmadığı kadar görünür.

Ancak görünürlük ile uzmanlık aynı şey değil.

İyi fotoğraf çekmek, milyonlarca takipçiye sahip olmak veya televizyonda tanınmak, kişinin otomatik olarak iyi bir şef olduğu anlamına gelmez.

Öte yandan sosyal medyayı küçümsemek de doğru değil.

Çünkü sosyal medya, gerçekten başarılı şeflerin ve üreticilerin kendilerini geniş kitlelere anlatabilmeleri için önemli bir fırsat yaratıyor.

Dolayısıyla mesele sosyal medyada olmak değil.

Sosyal medyada ne söylediğiniz ve bunu hangi bilgi birikimiyle söylediğiniz.


 

Türkiye gastronomisinin geleceğinde bana göre en önemli başlıklardan biri yerel ürünler olacak.

Coğrafi işaretli ürünler, yerel üreticiler, unutulmaya yüz tutmuş tarifler ve sürdürülebilir üretim giderek daha fazla önem kazanıyor.

Çünkü dünya artık yalnızca tabağa bakmıyor.

Tabağın arkasındaki hikâyeyi de merak ediyor.

Bir peynirin hangi bölgede üretildiği…

Bir zeytinyağının hangi topraklardan geldiği…

Bir baharatın nasıl yetiştirildiği…

Bir yemeğin hangi kültürden miras kaldığı…

Bunların tamamı gastronominin parçası.

Türkiye'nin elinde ise bu anlamda olağanüstü bir hazine var.

Türkiye bugün gastronomide geçmişe göre çok daha görünür.

Daha fazla şefimiz var.

Daha fazla gastronomi öğrencimiz var.

Daha fazla restoranımız var.

Daha fazla yerel ürünümüz tanınıyor.

Televizyon ve sosyal medya sayesinde gastronomiye ilgi duyan milyonlarca insan var.

Ama bu dönüşümün kalıcı olması için yalnızca televizyona güvenemeyiz.

MasterChef bir kapı açabilir.

Televizyon insanlarda merak uyandırabilir.

Sosyal medya bir şefi milyonlara tanıtabilir.

Ama gerçek başarı mutfakta ortaya çıkar.

Eğitimle, deneyimle, disiplinle ve yıllarca verilen emekle…


 

Türkiye'nin gastronomi konusunda dünyaya söyleyecek çok sözü var.

Bize düşen, başkasının mutfağını taklit etmek değil; kendi mutfak mirasımızı çağdaş tekniklerle yeniden yorumlamak.

MasterChef ve benzeri programlar bu hikâyenin önemli bir parçası oldu.

Gastronomiyi evlerimize taşıdılar, aşçılığı görünür kıldılar ve gençlerin mutfağa olan ilgisini artırdılar.

Fakat televizyon ekranında başlayan hikâyenin gerçek karşılığı mutfakta yazılıyor.

Çünkü şef olmak başka, televizyonda şef gibi görünmek başka.

Ve gastronominin geleceğini belirleyecek olan şey, ekranlardaki alkıştan çok mutfaklardaki emek olacak.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...