İstanbul
Az bulutlu
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Çukurova sevdalısı bir Abdal*

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Adana İmam Hatip Lisesinde aynı sınıfta yedi yıl okuduğum kıymetli dostum ve kardeşim Mustafa Özcan’dan gelen paylaşıma kısa dokunuşla sizlerde okuyun arzu ettim. “Çukurova Sevdalısı bir Abdal’ın kaleminden” alıntı olduğunu Mustafa Özcan bey kardeşim ifade ettiler.

“Gün ve ömür aydınlığıyla muhterem kardeşim. Çukurova toprağının kalbine dokunmuşsun. Diline sağlık. Bu bana ara sıra terennüm ettiğim, eskilerden bir yazıyı aklıma getirdi.

Müsadenle” diyerek yazı benimle paylaştı. Yine kıymetli kalem ve kelam sahibi dostum Hayati Özkaya’nın ifadelerini de ekleyerek bu yazıya fırsat verelim istedim: “Ne güzel bir yazı. Zıkkımın Kökü romanını bir tarafa bıraksak Adana'yı tanıtan, anlatan bütün kitaplara önsöz olacak derecede güzel bir yazı. Kültür Turizm Müdürlüğü bence hemen bu yazıyı değerlendirmeli.

 

Zıkkımın Kökü romanına kadar olan kısım Adana'yı genel özellikleri ile anlatan bir bölüm. İşte buraya kadar belirttiğin ifadeler Adana için yazılan bütün kitaplara önsöz olur.

Zıkkımın Kökü romanı ile ilgili yazdığın kısım bir değerlendirme yazısı olarak kabul görür.” diye de açıklaması gelmişti. “Selamlar, sevgiler azizim.” ifadelerini yazmıştı.

 

Şair ve Yazar İsmet Özel'in 'Münacaat' şiirinden alınan ve devamında Adana'nın ruhunu anlatan bu metin, ismini bilmediğimiz bir Adana sevdalısının kaleminden dökülmüştür."

 

"Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir

Kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa

Yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa

O şehirden öç almanın vakti gelmiş demektir."

 

Yürek neredeyse hazine de oradadır ve şehir oradadır. Çünkü şehri şehir yapan hazine insandır. Bura Çukurova! Yanık tenli insanın şavkına vuran ak pamuk, yazgısı olabilirse ne ala. Sıcağından bunalıp güneşlenmeye çıkan yılanın dâhi yuva kurabildiği camus deviren azgın sıcaklarda, çimmeye (yüzmeye) Karataş'a yahut Mersin’de Akdeniz'in sularına kendinizi bıraktığınız yerin adıdır Çukurova.

 

Çukurova denince merkez Adana'dır. Yazları şehirlerde Memur'ı Muhakemattan mecburen çalışan memurlar, her gün "işler kırık yaylamız yok ki gidek" muhabbetlerine mahkûm çarşının müdâvimi esnafı bulursunuz. İşi orta halli esnaf, hafta sonlarını gözler ya Akdeniz'e inmek yahut Tekir'in (Pozantı), Zorkun (Osmaniye) Yaylasına "dinlenebilmek" için.

 

Bir şalvarlı amca ile kulağında küpesi olan uzun saçlı bir genç Büyük Saatten Ramazanoğlu Medresesi'ne giderken birbirine yabancı iki insan olarak aynı kaldırımı paylaşır burada...

Adanalılık doğallıktır. İçinden geldiği gibi yaşayabilmek ve kimsenin ne düşündüğünü sallamamaktır... Çukurova'nın sıcağının derilere ve kalplere yansımasıdır. Ve çoğu kez beden kavidir. Yüzme mektebi görevini ifa eden sulama kanallarında çoğu zaman boğulma pahasına beleşine çocukluğu yaşamaktır Çukurova. İstanbul'da boğazda nasıl gençler çocuklar denize giriyorlarsa Adana da mahfil, şehrin içinden geçen sulama kanallarıdır.

 

Allah (cc), İbrahim'e (as) ve onun soyundan gelen Muhammed'e (sav) Mekke'yi "Beldet_ül Emin" yani "Güvenilir Şehir" kılıp, bu şehre yemin ediyordu. Kadim zamanda nasıl ki Babil, "Zevk ve Sefa Şehri" olarak, Sodom Gomore "Günah Şehri",  Paris "Fahişe Şehri",  Roma gücün, Atina felsefe ve bilginin, Bağdat ilmin, Konstantiniyye entrikaların, İstanbul İslam'ın şehri olmuşsa; Çukurova'nın İslamlaşmasını sağlayan Ramazanoğlu'nun Ulu Cami inşasında kullandığı ifade ile “fukara, gariban memleketidir Adana”.

 

Şehir sakinlerinin çaresizliklerini, umutlarını, özlemlerini, dünya görüşünü, bütün öteki türlerden daha belirgin biçimde dile getiren efsaneler, Adana'da halk kültürünü oluşturan önemli ürünlerdendir. Lokman Hekim'in kahramanı olduğu efsaneler de Adana'da yaygın olarak bilinerek anlatılmaktadır. Bugün, Lokman Hekim Adana Köprübaşında (Roma imparatoru Hadrian tarafından yapılıp hala kullanımda olan dünyanın en eski köprüsü Taşköprüde) oturup saraya karşı (Ramazanoğlu Beylik sarayı) baksa Adana'ya; bir paşalar resitali izlerdi. Mahalle adları, cadde adları hep paşa isimleridir. Ziya Paşa, Gazi Paşa, Şakir Paşa, Cemal Paşa, Gürsel Paşa, Fevzi Paşa, Mithat Paşa, Kazım Karabekir mahalleleri ile yine Abidinpaşa, Ziya Paşa, Gazi Paşa gibi bulvarları ile paşalar diyarı Adana.

 

Adana gerçek anlamda doğu ile batının sentezidir aslında. Bir tarafta eski tarihi Adana, bir tarafta feryad-ü figan koparacağınız modernizm mamulü zengin Adana. Fukarasının tablada acılı kebabı acılı şalgamla mideye indirip, üzerine halka tatlısını yedimi âlemin alayına posta koyduğu "Allahına kadar Adanalıyık!" narası'nın şehri kapladığı; Zenginin ise bol mezeli etin en kıyağından yapılmış acılı Adana sofralarında "Adanalıyık Allah'ın Adamıyık! "Bici yerik! Şalgam içerik" zafer oleyi, fukarası ve ekâbirinin ortak zemin kesişmesidir.

 

Bir tarafta çarpık gelişmiş Adana, diğer tarafta modern evleri ile bir Ferdi Tayfur şarkısıyla anılar, hatıralar ve sevdalar içinizi kanatır. Bir Şener Şen gülmesi, çeşit çeşit işlemeli Barış Manço yüzüğü, bir Faruk Tınaz zerafeti, Haluk Levent coşkusu, efe yürüyüşlü Yılmaz Güney'i ile arabeskin menbaıdır Adana. Bu nedenle (özellikle belli bir süre kalanlar için) Adana'nın neresinde yaşamışsanız o yüzünün etkisi altında kalıyorsunuz. Adana'nın tümü için geçerli olan tek özelliği yazın yüzde 90’nın altına inmeyen (sulu tarım nedeniyle) nem oranı ile bunaltan sıcakları... Bir gecede binlerce dolar harcayan Chevroletli pamuk ağalarından eser yok. Onlar Yaşar Kemal'in ve Orhan Kemal'in eserlerinde tebessümle, biraz da kahırla para savuruyorlar artık.

 

Eşkıyanın egemenliğine itiraz eden herkesin korsan muamelesi gördüğü yaşadığımız şehrin hikâyesi yukarıda anlatılanlarda saklıdır. Evliya Çelebi'nin ifadesiyle “bedenen kavi aklen zayi” kaderi değiştirmek için bu şehirden öç almanın vakti gelmiştir. Kerbela’ya dönüşmeden Medine ruhunu, Çukurova'nın münbit toprağına salmak bu şehirdeki her onurlu insanın tutkusudur. Her ne kadar korsan eşkiya muamelesi görse de. Hüseyin'in başı için bir tas su ikramı bizi çocukluk ve gençlik yıllarımızın Adana’sına götürür” ve bila bedel içtiğimiz “Sebilleri” hatırlatır.  Yazı böyle sonlansa da çocukluk yıllarımızın geçtiği Çukurova’nın yanıp kavrulduğu yaz aylarında, pamuk tarlalarında yıllarca ırgatlık yaptığımızı unutmayız. Elbette, Seyhan Nehrinin sularında serinlenen Adanalı cömertlikte, kardeşlikte, berekette, coşkuda, sıradışılık da, güneşin sıcaklığı gibi sıcacık insanlarıyla şehirlere örneklik eder. Her ne kadar dünyanın en büyük köyü Adana diye anılsa da, sanata, şiire, romana, resme, musikiye, ilme ve irfana katkıları düşünüldüğünde finalde olacağından kuşkum yoktur.

-----------------------

*Abdal: Allah'tan başka dünyadaki her şeyden vazgeçmiş kişidir. Abdallık, hakikatın mutlak ve doğru bilgisine ulaşan, zayıf, ezilmiş ve yardıma muhtaç olanlara elini uzatan ve ahlaksızlıklara karşı mücadele veren kişi ya da kişilerdir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...