Aşkı demlemek!
O da ne demek, diye düşünen ne kadar çok insan vardır, değil mi?
Sosyal medyadan, uzak mesafelerden birbirine kalp atarak, kalp koyarak sadece 1-2 gecelik ilişki peşinde koşan bir dünya varken.
Hızlı tempolarda bir yataktan diğerine yol alan bir dünya varken.
Ve sen, ben, biz hepimiz her şeye şahitlik ederken.
Ben nereden biliyorum diyemem, değil mi?
Bana yazılanlardan, bana anlatılanlardan, paylaşımlardan ve dünyaya bakarak biliyorum elbette.
Daha fazlasını bilmeye gerek yok ki.
Gitgide çoğalan.
Dipsiz kuyuları doldurmaya çabalayan sığ insanlar ne kadar çok var, değil mi?
Hani kadınlar tek eşli monogami falan, erkekler çok eşli poligami falan idi.
Senelerdir herkesin dilinden düşürmediği, uzmanların anlattığı tüm bunlar yalan mı yani, öyle mi?
Hani insanlar severdi.
Hani insanlar aşık olurdu.
Hani insanlar birbiri uğruna ne fedakarlıklar yapardı.
Uzun süren ilişkilerin erdemi filan yalan mıydı?
Bunlara, ezber bildiklerimize ne oldu?
Anne babalarımızın aşklarına ne oldu?
Mahallede yaşanan aşklara ne oldu?
Yeşilçam filmlerindeki gibi aşklara ne oldu?
Aşk tanımı nasıldı?
İki insan karşı karşıya gelir, bir kıvılcım çıkar eh sonra ateşe dönüşür tanımını kullanırsak, mesele ateşe dönüşmek değildir.
Mesele o ateşi harlı tutmak, öyle ya aşk yaşanacak ve zamanla yani ne zaman demlenecek yahu.
Bu kadar ümitsiz bırakmayın kimseyi, buna hakkınız yok ki.
Aşk bir noktada birlikte yol almak değil mi?
Size bir şey söyleyeyim mi.
Aşkı, ancak gizli köşelerde saklayarak koruyarak, kollayarak demleyebilirsiniz.
En önemli gerçeği şudur ki.
Aşk, uzun bir yolculuktur.
Bakın bir zamanlar aşık, bir zamanlar aşk için acı çekmiş bir kadın ne demiş, ne yazmış.
Ey aşk,
Sana olan aşkı sorgulayamaz bir yazgıdayım.
Ey aşk,
Hiçbir karara varamayacağım ve hiçbir yargı yükleyemeyecek haldeyim
Ey aşk,
Anahtarını cebime koydum, ulaştığım ilk kuyudan denize atacağım.
Ey aşk,
Sana açık olan kapılar hep açık kalsın.
Ey aşk,
İstersen sessizce dönüp gelebilirsin.
Ey aşk,
Senin beni açacak anahtarın kalbimde bilirsin.
Ay aşk,
Keşke ölmeseydin.
Ne güzel, DEMLENMİŞTİ AŞK.
Funda'nın aklındakiler…
... Adam kebapçı imiş.
Hiç tanımam, hiç bilmem ve böyle bilinen popüler mekanlara hiç gitmem.
Bilmem ne ustanın yeri.
Yani içim inat eder de öyle gitmem aslında.
Birileri müşteri olarak, bu bıyıklı kirli sakallı adamın mekanına gitmiş,
Çıkmış ve ödediği para fazla geldiği için ödediği fişi paylaşmış.
Vay sen misin paylaşan.
Senin takipçin az, benim ki çok demiş ve demediğini bırakmamış.
Parası olmayan gelmesin demiş.
İnadına mekanıma daha çok müşteri geliyor diye pişkin pişkin anlatmış.
Sosyal medyada boykot edilmiş.
Adam özür dileyeceğine daha da çirkin egosu ile videolar çekmiş ve paylaşmış.
Yüzünü, ağzının içini yakından çekerek paylaşmış.
Ağzının içi aynı söyledikleri gibi.
Ben mekancı değilim.
Mekancıları basit bulurum
Mekan meraklısı insanları da sevmem.
Bilmem ne mekana gitmeden ölmezsin.
Son sözüm.
Benim çocukluğumda, gençliğimde esnaf o kadar terbiyeli ve o kadar utangaçtı ki.
Ömrünüz uzun olsun inşallah