İstanbul
Parçalı bulutlu
6°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İnsanın lüksü doğanın sonu

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Günümüz dünyasında vahşi hayvanların “nesli tükeniyor” gerekçesiyle ya da insanları eğlendirmek amacıyla hayvanat bahçelerinde, sirklerde ve gösteri havuzlarında sergilenmesi, modern insanın görmezden gelmeyi tercih ettiği en ağır etik sorunlardan biridir. Bilimsel koruma söylemleriyle meşrulaştırılan bu uygulamalar, çoğu zaman ticari kazançla iç içe geçmiş bir sömürü düzenine dönüşmektedir. Cam fanusların ve demir parmaklıkların ardında yaşanan bu süreç, insanın doğa üzerindeki tahakkümünün sessiz ama derin bir göstergesidir.

Bir penguenin, doğal yaşam alanı olan kutup ikliminden koparılarak yapay bir soğukta tutulması; bir kangurunun, özgürlüğünü koşarak ifade eden bedeninin dar alanlara mahkûm edilmesi yalnızca biyolojik bir uyumsuzluk değil, aynı zamanda ahlaki bir çelişkidir. Hayvanlar hayatta kalabilmek için koşullara uyum sağlayabilir; ancak bu uyum, refah anlamına gelmez. Gözlerdeki donukluk, tekrar eden davranışlar ve bitkin duruşlar, bu zorunlu teslimiyetin en açık göstergesidir.

Gösteri amacıyla kullanılan hayvanların maruz kaldığı uygulamalar ise meselenin en karanlık yüzünü oluşturur. Balıkların havuzlarda “dans edebilmesi”, fillerin ya da maymunların insanlara itaat edebilmesi için uygulanan yöntemler çoğu zaman perde arkasında kalır. Alkışlar yükselirken, bir canlının iradesi sistemli biçimde kırılır. Eğlence adı altında sunulan bu sahneler, gerçekte insanın merhamet sınırlarını ne denli kaybettiğinin kanıtıdır.

Bu etik çöküş yalnızca sergileme ve gösteriyle sınırlı değildir. Kürkleri için avlanan vizonlar, derileri uğruna katledilen timsahlar, dişleri ve boynuzları ticari meta hâline getirilen filler ve gergedanlar; insan hırsının doğrudan hedefi hâline gelmiş canlılardır. Bu hayvanlar çoğu zaman “lüks”, “prestij” ya da “gelenek” adı altında yok edilmektedir. Bir çantanın, bir takının ya da bir statü göstergesinin bedeli; geri dönülmez bir ekolojik yıkım ve sessiz bir yok oluştur.

Daha da trajik olan, bu sistematik avlanmanın pek çok türü geri dönüşü olmayan bir noktaya sürüklemesidir. Nesli tükenen ya da tükenme tehlikesi altındaki hayvanlar, doğanın dengesinde onarılamaz boşluklar bırakmaktadır. Bir türün yok oluşu yalnızca sayısal bir kayıp değil; bir ekosistemin, bir yaşam döngüsünün ve binlerce yıllık bir varoluşun sona ermesi anlamına gelir. Ancak bu kayıp, çoğu zaman istatistik tablolarında küçük bir düşüş olarak algılanır; ardındaki vahşet ise görmezden gelinir.

Bu noktada asıl sorulması gereken soru şudur: İnsan, kendine tanıdığı hakları başka canlıların yaşamından ne ölçüde çalarak var edebilir?

Belki de çözüm, büyük ve iddialı söylemlerden önce bireysel tercihlerde başlamalıdır. Hayvanat bahçelerine gitmemek, gösteri havuzlarını normalleştirmemek, kürk ya da hayvansal parçalardan üretilmiş ürünleri “lüks” olarak görmemek bu tercihlerden yalnızca birkaçıdır. Bir canlının bedeni, insan zevkine hizmet eden bir malzeme değildir.

Eğer bir iyilik yapılacaksa, bu vitrinlerde sergilenen yaşamları izleyerek değil; doğal yaşam alanlarını koruyarak ve sömürü düzenine karşı durarak yapılmalıdır. Koruma, sahip olmakla değil; sınır çizebilmekle, vazgeçebilmeyi öğrenmekle mümkündür.

Kürkleri için öldürülen, dişleri için avlanan ve derileri uğruna yok edilen hayvanlar; yalnızca doğanın değil, insanlığın da kaybıdır. Bu tablo, hayvanların olduğu kadar toplum olarak bizim vicdanımızın, sorumluluk bilincimizin ve etik anlayışımızın da ciddi biçimde sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...