İstanbul
Hafif yağmur
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ortadoğu kaynarken: Yemen, İran ve Suriye’de neler oluyor?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

2026’nın ilk on günü Ortadoğu’da yapısal değişikliklerin olabileceğini gösteren sinyallerle geldi. Bu sinyaller üç farklı sahnede süregiden gelişmelerle yakından ilişkili. Pek çok kişi gerçekleşebilecek yapısal değişimle beraber yeni ittifakların da kurulabileceğini düşünüyor. Her şey hem çok belli hem de çok belirsiz. Ayrıca ABD’nin her bir sahnede tam ne arzuladığını bilmek mümkün değil zira Washington, bir gözü burada olsa da kendi dünyasında, kendi başlattığı mücadelelerin ortasında, biraz da zafer sarhoşu bir şekilde takılıyor gözüküyor.

ABU DABİ-RİYAD ÇATIŞMASI YEMEN’DEN ÖTESİNİ İLGİLENDİRİYOR

Sahnelerden biri Yemen. Bugün Suudi Arabistan ve BAE arasında Yemen özelinde başlamış gibi görünen mücadelenin alt yapısı aslında hazırdı. Bir zamanlar Körfez ve ötesinde Katar’ın, Türkiye’nin ve İran’ın etkisini sınırlamak için beraber hareket eden, Yemen’de Husilerin gücünü kırmak için askeri koalisyon kuran bu iki başkentin arası bir süredir Yemen özelinde soğumuştu. Riyad, kendisi, Husilerle uğraşırken, hatta Aramco filan vurulurken BAE’nin özellikle güneyde bazı stratejik noktalara adeta çöktüğünü fark etmişti. Aden ve Yemen’in güneyinin açıklarında Aden Körfezi ile Kızıl Deniz arasında harika bir stratejik konuma sahip Yemen’e bağlı bazı adalar, örneğin Socotra adası, BAE’nin kendi (Riyad’dan, Körfez’den ve Yemen’den bağımsız) bağlantısallığını geliştirdiği adresler oldu. Riyad da -zaten tarihsel olarak ileride savunma sahası olarak gördüğü Yemen’de alan kapatma işine girişti ama baktığımızda BAE’nin bağlantısallığının Somaliland ve Sudan üzerinden Kuzey ve Kuzeydoğu Afrika’da bir yay gibi gerildiği de görüldü.

Bu açıdan Suudi Arabistan için en önemli kırılma noktalarından biri Sudan’da ayrılıkçı HDK’ne verilen BAE desteğiydi. HDK gelecekte ne kadar başarılı olur bilinmez zira bütüncül bir siyasi programa sahip değiller. BAE’nin maaşını ödediği yabancı savaşçılar, BAE’nin sahip olduğu coğrafi köprüler (hava alanları, limanlar, adalar vb) kullanarak Sudan’a ulaşıp BAE’nin parasını ödediği silahlarla savaşıyorlar. Dolayısıyla gerçek bir siyasi amaç için örgütlü bir gücün ötesinde bir alan kapatma mekanizması var karşımızda. Fakat sahada HDK 2025’de ciddi ilerlemeler de sağladı. İsrail’in daha fazla desteğini alırsa -ki İsrail’in Afrika’da BAE networkünü kullandığı biliniyor- BAE’nce desteklenen güçlerin sorun çıkartmanın ötesinde gerçekten alan kapatabileceği görülecekti. Zaten bu nedenle Suudi Arabistan hızla karşı dengeleme adımları atmaya başladı. Türkiye, İran ve Katar ile arasını düzeltti ve Sudan’da Orduya desteğini arttırdı. Eğer İsrail ile normalleşme başarılsaydı Riyad, Abu Dabi’yi daha rahat dengeleyebilecek bir el serbestliğine sahip olacaktı. Fakat Suudi Arabistan ve Tel Aviv ilişkileri normalleştiremedi. Dolayısıyla Riyad’da daha açık dengeleme stratejilerine kaymak zorunda kaldı: Sudan’da BAE’ni sıkıştıracak, Abu Dabi’yi soykırımcı grupları desteklemekle suçlayan sesler artarken Riyad, Sudan’da HDK’ne karşı ABD’nin yardımını istedi, Suriye’de yeni Suriye rejimini desteklemeye kaydı ve Yemen’de İran’ın sınırlanmasını da fırsat bilerek Husilere Uman aracılığıyla ulaşmayı denedi. Riyad’ın attığı tüm bu adımlar da BAE tarafından gözlemleniyordu. BAE-Suud mücadelesindeki son kırılma Somaliland’ın İsrail tarafından tanınması ile gerçekleşti. BAE’nin kendi gücü ile belli bir alanı kapatmaya çalışması ve Riyad ile burun buruna gelmesi ayrı bir şey, kapattığı sahayı İsrail’e kullandırması ve Suudi Arabistan’ı yedek kulübesine yollamaya çalışması ayrı şey. Bu noktada Riyad’ın çok hızlı bir tepki ortaya koyduğunu ve karşı dengelemeyi başlattığını görüyoruz. BAE destekli grupların Riyad tarafından vurulması ve Aden’in kontrolünün BAE’nin kontrolündeki gruplardan çıkması gerçekten çok önemli bir gelişme. Eğer BAE Socotra üzerindeki kontrolünü de yitirilse Aden Körfezi-Kızıldeniz hattında kurduğu strateji oldukça büyük bir yara alacak. İsrail’in mini devlet ittifakı modeliyle çevrede stratejik derinlik geliştirme stratejisinin de sınırları görülecek. Sudan’da HDK ilerlemesi tamamen durdurulmadan ve Somaliland’in yalnızlaşması garantilenmeden oyun bitti diyemeyiz. Nitekim Güney Geçiş Konseyi kendini çözerken, ayrılıkçı hareketin lider figürü Aden limanından gemiyle Somaliland’e kaçırıldı. Büyük ihtimalle Güney Yemen’in bağımsızlığı Somaliland’de BAE ve İsrail’in gölgesinde ilan edilecek. Komik bir şekilde BAE, Riyad’ı Yemen’de Müslüman Kardeşleri desteklemekle suçluyor. Bir zamanlar Katar’a karşı ortak cephe açanlar, Müslüman Kardeşlerin adı sanı Ortadoğu’da kalmamışken bu propagandaya neden sığınır. Aynı günlerde Riyad’ın Pakistan ile kurduğu ittifakı genişletmek ve Mısır ile Türkiye’yi de dahil etmek istediği duyuldu da ondan. Bu yeni arayışların İran’da karşı devrim ya da rejim değişikliği beklediğimiz günlere rastlaması hiç de tesadüf değil.

İRAN KARIŞTI SENARYOLAR MUHTELİF

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim; Türkiye, İran’da apar topar bir rejim değişikliğini istemiyor. İran’ın gücü sınırlansa da hala belirli konularda elinde cezalandırma kapasitesi tuttuğu izlenimi veriyor ki, bu İran’ı İsrail’i dengelemede bir unsur yapmaya devam ediyor. Ayrıca rejim değişikliği bir bilinmezlik demek. Bu bilinmezliğin kuzeyde İsrail’e stratejik derinliğini artırma şansı vermesi bir yana Irak ve Suriye’deki geçişi karmaşık hale getirme olasılığı var. Ama tabi ne istediğimizden bağımsız olarak çok ciddi şeyler oluyor İran’da. Protestoların ekonomik temeli, tabi ki şaşırtıcı değil. Uzun bir süredir yaptırımlar altında, petrol geliri giderek düşen bir ülke 12 gün savaşının ağırlığını da üstlenmek durumunda kaldı. Yüksek enflasyona yükselen vergiler eşlik ediyor, rejim açısından bir yumuşak karın ortaya çıkıyor. Şu denilebilir; İran bu tür protesto dalgalarına da rejimin meşruiyetinin sorgulanmasına da alışık. ABD, kimi zaman farklı düşünse de İsrail neredeyse her zaman rejim değişikliği umuduyla İran’daki gösterileri destekliyor. Kısaca İran’da bu tür protestolar her zaman ciddi oluyor ama rejim kendini konsolide etmeyi başarıyor. Çünkü Velayet-i Fakih öğretisinin gücü ve Rejim Muhafızlarının yapısal dayanıklılığı hafife alınmamalı.

Bunlar doğru tespitler ama bu sefer İran protestoları konusunda üç yeni şey söylememiz gerekiyor: 1)- İran’ın ileride savuma stratejisi de ABD ile nükleer eşikte bir ülke olarak pazarlık etme stratejisi de işe yaramadı. Dolayısıyla rejimin kendini konsolide etmesi ve düşük düzeyli direnişi benimsemesi ekonomik açılım ya da bir çözüm vaat etmiyor. ABD ve İran hala anlaşabilir ve ABD İran’da 12 gün savaşından sonra rejim değişikliği için çabalamadı. Rejimle anlaşmak istediğini hissettirmeye devam etti. Fakat böyle bir anlaşma tam bir pazarlıkla elde edilmiş bir anlaşma olmayacak, zorla Tahran’a dayatılmış bir anlaşma olacak. Dolayısıyla ABD’nin temel hedefi İran nükleer programının bağımsız ayaklarını tamamen sınırlamak, İran’ın elinde varsa kamikaze opsiyonlarını da almak olacak. Anlaşamama, İran’ın tekrar vurulmasının önünü açabilir. Bu konuda Trump yönetiminin ne kadar ciddi olduğunu gördük. Tüm bu seçenekler arasında halkın elitlerin “direnişi dayanıklı kıl” çağrısına tam destek vermesi çok mümkün değil. 2)- Rejim üzerindeki baskı ve Venezuela’daki geçiş süreci örneği milliyetçi reaksiyonu tam tetiklemeden rejimleri dönüştürmeye çalışmanın mümkün olduğunu düşündürdü. Tabi Velayet-i Fakih, uykudaki Bolivarcılığa benzemez. Fakat biliyoruz ki İran, hatta Rejim Muhafızlarının networkü dışarıdan etkilere çok kapalı sağlam bir kale profili uzun bir süredir çizemiyordu. 12 gün savaşı öncesinde pek çok önemli isim hayatını kaybetti, rejim hemen insan kaynağını yeniledi ama bu yenilenme/yenileme süreçleri de bazı kalpleri kırdı. Adını koyalım, pek çok kişi orduda bölünme, ya da darbeye giden bir süreç bekliyor. Trump’ın Pehlevi’den çok hazzetmemesi de bu olasılığı güçlendiriyor. 3)- ABD’nin İran’a müdahale edebildiği/vurabildiği görüldü. Rusya’nın ya da Çin’in işine İran’ı kaybetmek gelmez, şu an Suudi Arabistan, Körfez ve Türkiye de İran’ı kaybetmek istemiyor ama ABD’yi caydırabilecekleri bir stratejik konjonktür yok ortada. Gelecek saldırılar yine hızlı ve sınırlı olursa, diğer aktörler caydırmaktan ziyade reaksiyon üzerinden strateji geliştireceklerdir. Bu yüzden İran’ın elinde krizi tırmandırma seçenekleri çok sınırlı. Bu yüzden de bu seferki kriz çok ciddi.

HALEP’TE PYD’YE MESAJ VE GÖZDAĞI

İsrail, muhtemelen İran krizi üzerinden el ovuştururken, Suudi Arabistan BAE-İsrail hattını dengelemek için at koştururken, Umman hem İran hem Suudi Arabistan diplomasisinin parçası olmuşken, Türkiye, Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkan bir bölgesel bir koalisyon oluşturmuşken ve ABD Venezuela-Grönland arası zafer sarhoşu iken çok güzel bir zamanlama yakalayan Suriye devleti, SDG’ye önemli bir darbe indirdi. Tek devlet, tek ordu ilkesi doğrultusunda YPG/SDG Şeyh Maksud ve Eşrefiyye’nin kontrolünü yitirdi. Hafif silahlar dışında mühimmattı geride bırakarak ayrılmak zorunda kaldılar. Suriye Ordusu’nun YPG’ye karşı Halep’teki operasyonunun kırılma noktası Türkiye’nin destek açıklamasıydı. Dolayısıyla direniş olursa operasyonun Türkiye’nin müdahil olacağı bir zemine kayacağı, kimsenin de Ankara-Şam hattındaki bağı caydıramayacağı görüldü. Yine de 100 bin kişilik savaşçıdan, Şam’a girebilme olasılığından bahseden YPG’nin iki günde Halep’te iki mahalleyi tamamen kaybetmesi azımsanmayacak bir şeydir. Sahayı izleyen uzmanlar Halep operasyonunun hem bir gözdağı hem de bir deneme olduğunu düşünüyor. Gözdağı kısmı açık: PYD son iki aydır eylemde ve söylemde çok oyalanıyor ve kendi gücünü/aktörlüğünü çok abartan bir çizgi benimsiyordu. Halep eylemi, 10 Mart mutabakatına uymadığı takdirde PYD’nin her şeyi kaybedeceği mesajını veriyor. Bunu yaparken operasyonun kısa sürede tamamlanması Suriye Ordusunun meskûn mahal mücadelelerine hazırlıklı olduğunu gösterdi. Zamanlama doğru yapıldığında operasyonun caydırılamadığını da gördük. Halep gibi Arap nüfusun bulunduğu bir bölgede PYD’nin demografi, toplum içerisinde yeterince kök salamadığı ve kendi içinde bölünmüş olduğu görüldü. Kaynakların sınırlılığını bildiklerinden direnmekten ziyade cepheyi geriye kaydırmayı tercih ediyorlar. Geri, Fırat’ın doğusu ise bundan sonra operasyonların adresinin neresi olacağı da anlaşılıyor.

Ortadoğu kaynıyor, yeni yakınlaşmalar ve karşı dengelemeler ortaya çıkıyor. Zamanlamayı ayarlayan yıllarca-aylarca çaba ile kurulmuş alan kapatma sahalarını iki-üç günde temizliyor.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...