Köklü aile şirketlerinin tılsımı
Uzun ömürlü olmak şirketlerin özellikle de aile şirketlerinin en önemli hedeflerinden birisidir. Bu hedefi destekleyen ve belki de hedefin ayrılmaz bir parçası ise hiç kuşkusuz sağlıklı bir uzun ömürdür.
Kurucularının aile üyelerinden oluştuğu, işin sahiplerinin genellikle işin çekirdeğinden geldiği, rekabet şartlarının daha fazla zorlandığı, hızlı ve gözü kararların verilebildiği, ilk kurucuların genellikle yeterince eğitim almadıkları, hızlı bir gelişme ile kısa zamanda gelişip büyüyebilmeleri aile şirketleri için ilk etapta sayılabilecek özelliklerdir. Yapılan bütün araştırmalar aile şirketlerinin sayılan bu temel özellikleri ile çok önemli avantajlara sahip olduğunu ama aynı zamanda kimi dezavantajları da bulunduğunu ortaya koymuştur. Önemli olan dezavantajları en az etkili hale getirmektir. Aile şirketlerinin en önemli sıkıntılarının başında belki de diğer bütün sıkıntılara da kaynaklık eden başlıca nokta kurumsallaşma sorunudur.
Aile şirketleri kurumsallaşmayı başardıkları oranda ömürlerini uzatabiliyor yani köklü şirketler olabiliyorlar. Peki bunu nasıl başaracaklar? Yani şirketler ömürlerini uzatmak, kalıcı olmak, sağlıklı olma ve böylece köklü olmak için neler yapmalıdırlar? Ya da halen köklü olan şirketler bunu nasıl başarmışlardır? İşte bu soruların cevapları için kısacası şirketlerin köklü birer kurum olmaları için neler yapılabileceğini maddeler halinde sunmaya çalışalım.
Her şeyden önce köklü olmaktan ne anlıyoruz ya da ne anlamalıyız? Bir işletmenin köklü olması, uzun ömürlü olması, bir geleneğinin yerleşmiş olması, bir kültürünün gelişmiş olması, markasının olması ya da marka olarak algılanabilmesi, belirli bir sistematiğe sahip olması, sürdürülebilir bir gelişme potansiyeline sahip olması, girdi, dönüşüm ve çıktı süreçlerinin belirli kurallar dahilinde gerçekleşmesi gibi kavramlarla yakından ilişkilidir.
Bir şirketin uzun ömürlü olması için olmazsa olmaz şartların başında hiç kuşkusuz kurumsallaşmayı başarmış olması gelmektedir. Ancak gerek ülkemizde gerekse dünyada çoğu zaman kurumsallaşmanın tam olarak anlaşılmadığı dikkati çekmektedir. Kurumsallaşma, çok yalın bir yaklaşım ile ürün ya da hizmet üretim sürecinin bütün ayrıntılarıyla belirli kuralların egemenliğinde gerçekleştirilmesidir. Kurumsallaşmak demek iş sahiplerinin, ilk girişimci, kurucu ya da aile şirketi sahiplerinin işi tamamen başkalarına bırakmaları, ilgilenmemeleri değildir. Tersine işin belirli ve tanımlanmış kısımlarıyla belirlenmiş kurallar dahilinde ilgilenmeleridir.
Dünyada ve ülkemizdeki şirketlere bakıldığında bu kurumların belirli bir gelenek ve kendilerine has bir kültürü oluşturdukları, çalışanlarına bunu yaydıkları ve zaman içinde bu kültürü benimseyen kişileri çoğalttıkları görülmektedir. İşletmenin belirli bir kültürü oluşturmasında, kurucuların ve ailenin kendisine has kültürünün etkisi mutlaka olmaktadır. Ancak şirket kültürü bir süre sonra ailenin ya da kurucuların mikro kültürlerini aşıp daha evrensel daha genel geçer ve daha uzun ömürlü bir kültür alt yapısına sahip oldukları bilinen bir gerçektir.
Köklü aile şirketi olma yolundaki önemli bir kilometre taşı da hiç kuşkusuz kurumun iç işleyişinde standartları yerleştirmesidir. Her canlı ve sosyal yapının zamanla arızalar vermesi, eski performansını sergileyememesi gibi şirketler de zamanla enerjilerini yitirirler. İşte bu enerji yitirilmeden yani kurum gelişme dönemindeyken salt para harcamak, salt kar etmek, salt üretim, salt pazarlama ya da satış değil ama aynı zamanda işleyiş standartlarının oluşturulması, görev tanımlarının yapılması, gereklidir. Ulusal ve uluslararası standartların, insan kaynakları yönetimi uygulamalarının ve performans değerleme sisteminin yerleştirilmesi gibi uygulamalara da zaman, emek ve para harcayabilmelidir. Nitekim kurum, tehlike sinyalleri verdiğinde bu uygulamalara geçilmesi bazen kurumu kurtaramaz. Diğer bir ifade ile kurum üretim, satış, karlılık kadar süreçlere de odaklanmalıdır.
Köklü aile şirketlerinin köklü olmalarının kaderi büyük ölçüde bu kurumdaki liderlik gücüyle ilgilidir. Özellikle ilk kurucu lider ya da kuruluş döneminde liderlik yapan kişi, kurumun uzun ömürlü olmasında çok önemli yer alır. Liderin girişimci olduğu kadar karizmatik bir kişilik özelliğine sahip olması, geleceği öngörmesi, ikna becerisine sahip olması, kişisel gelişime açık olması, yüksek başarı güdüsüne sahip olması, iş ve alan bilgisine hakim olması önemli ve gereklidir.
Aile şirketlerinin özellikle mülkiyet genişlemesi ve ikinci kuşağa geçişte dağıldıkları görülmektedir. Nitekim araştırmalar her 100 şirketten ancak 20’sinin ikinci kuşağa geçebildiğini ortaya koymuştur. Köklü aile şirketleri aile üyeleri arasında hak ve adalet duygularının zedelenmesini önledikleri gibi özellikle ikinci kuşağın yetişmesi sürecinde titizlik gösterirler. Öyle ki ikinci kuşağın yetişmesi işin içinden ve çekirdeğinden gelerek yapılır. Ama aynı zamanda gerekli eğitimleri almaları da sağlanır.
Şirketlerin sağlam bir bünyeye sahip ve uzun ömürlü olmalarında hiç kuşkusuz insan odaklı olmalarının önemi büyüktür. Maalesef insani değerlerin giderek yıprandığı, insanların kendilerini giderek daha yalnız, umutsuz, stresli, sıkıntılı hissettikleri günümüzde, insanların zamanlarının çoğunun geçtiği iş yerinde kişilere basit bir hizmet ya da üretim aracı olarak bakılması, kurumun eleman değişim oranını arttırır. Bu ise kurumun bir türlü oturmamasına ve gelişip büyüyememesine yol açar. Oysaki köklü kurumların en önemli özelliklerinden birisi bütün çalışma ve çabalarının odağına “insan”ı koymuş olmalarıdır. Dolayısıyla insan haklarının, adaletin, objektifliğin yanı sıra müşterilerin veli nimet sayıldığı bir anlayış, kurumun ömrünü uzatmaktadır.
Gerek dünyada gerekse Türkiye’de aile şirketleri ile ilgili yapılan araştırmalarda kurumun her türlü piyasa koşullarında yıkılmaması ve ayakta kalmasının özünde müşterinin patronluğunu kabul etmesi, müşterinin beklentilerine uygun yapılanması, değişim ve dönüşümü ıskalamadan gereken refleksleri zamanında göstermesinin çok önemli bir belirleyici olduğunu göstermektedir.
Önemli bir madde olarak not düşmek isteriz ki köklü şirketlerin önemli bir diğer özelliği de denetim, bütçe ve özellikle satın alma ve harcama disiplinlerini geliştirmeleri ve bu disiplini kaybetmemeleridir.
Hiç kuşku yoktur ki şirketlerin gelişerek büyümeleri ve uzun ömürlü olmalarında ülkedeki hâkim ekonomik koşulların, ekonomik politikaların, hükümete güvenin, ülkenin gelişmişlik düzeyinin de büyük etkisi vardır. Nitekim gelişmiş ve ekonomisi belirli büyüklükte olan ülkelerdeki köklü aile şirketlerinin sayısı, gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelere oranla daha fazladır.