Anahtar Kelimeler – Yürümek (2)
Yürümekzamânı uzatır
Modern hayâtın hızı ve telâşı zamânı da kısaltır. Şöyle diyor FrédéricGros:
“Hızın zaman kazandırdığı bir yanılsamadır. Bilakis zamânı hızlandıran acelecilik ve sürattir. Böylece zaman daha çabuk geçer ve iki saatlik bir telaş, günü kısaltır. Bölümlere ayrılmış her dakika lime lime olur, çatlayana kadar dolar. Bir saatin içine yığınla şey istifleriz. Yavaş yavaş yürüdüğümüz günlerse çok uzundur. Daha uzun yaşamanızı sağlar, çünkü zamânı eklemlere eziyet ederek geçirmek yerine her saatin, her dakikanın, her saniyenin nefes almasına, derinlemesine izin verirsiniz. Acele etmek birden fazla şeyi tek seferde ve çabucak yapmaktır: Önce bu, sonra şu, ardından öteki. Acele ettiğinizde zaman türlü türlü şeyin hiçbir düzen olmadan tıkıştırıldığı bir çekmece gibi çatlayacak kadar dolar.” (1)
Yürümek, bize zâmanı uzatma ve koşuşturmaya, telaş etmeye tepki gösterme imkânı verir ve yavaşlamamızı sağlar. Milan KunderaYavaşlık adlı romanında “Yavaşlık ile hatırlama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır” der.
“Kundera bununla ilgili bir örnek verir. Adamın biri sokakta yürüyor, unuttuğu bir şeyi hatırlamaya çalışıyordur. Bir an gelir, kendiliğinden temposunu düşürür. Başka bir adam da az önce yaşadığı utanç verici deneyimi unutmaya çalışırken farkından olmadan bir anda hızlanır, sanki az önce yaşadığı şeyden kaçmak istiyordur.”(2)
Modern yaşam tarzı bize esas yaşama amacımızı unutturuyor. Oradan oraya koşuştururken zamânın geçtiğini fark edemiyoruz. Günün sonunda yorgun ama hiçbir şey yapmamış gibi hissediyoruz. Bir şeyler üretmek için de oturmak gereği duyuyoruz. Bedenimizi hareketten mahrum bırakıp zihnimizi harekete geçirmeye çalışıyoruz ve anksiyete yaşıyoruz. Durmak ya da koşmak arasında ifrat ve tefrit yaşıyoruz ve bizi dengeleyecek olan yürümeyi atlıyoruz. Yürümek, telaşmamayı öğrenmenin, uygulamanın en doğal, en insânî yoludur. Yürürken bu dünyâya geldiğimizi hatırlarız. Yürürken attığımız her adım “isra” gibi, insanı kendi miracına çıkacağı noktaya götürür.
AYAK BASMAK
Yürürken ardımızda fiziksel ya da mecâzî olarak ayak izlerimizi bırakırız. Peşimizden gelmek isteyenler bu izleri tâkip ederler. Bir yere “ayak basmak” oraya ulaşmak hatta orayı fethetmekle eş anlamlıdır. İnsanoğlunun Ay’a gidişinin en bilinen göstergesi, astronotların ayak izlerinin fotoğrafıdır.
Yürümenin bir yeri öğrenmek, orada bizzat yaşamakla doğrudan ilişkisi vardır. ErlingKagge, bunu şöyle anlatıyor:
“Seyahat ettiğim yeni yerlerden ancak yürüyerek etrâfı görmek imkânım olduğunda kendimi oraya âit hissediyorum. Gittiğim yer bir şehirse sokakları baştan sorna yürüyorum. Ayaklarımın haritalar çizmesine izin veriyorum. O yeri bütün vücudumla deneyimlemeye çalışıyorum, ayaklarımın zâten algılayıp keşfettiği yere gözlerimin alışmasını beklemiyorum. (…) Birçok şehir araç kullanımı için tasarlanmış gibidir. Ne var ki arabanın camından şehri izlemenin o şehrin fotoğraflarına bakmaktan pek farkı yoktur.”(3)
İnsanoğlu, yeryüzünde ortaya çıktığı farz edilen Afrika’dan dünyâta yürüyerek yayılmıştır. Birkaç yüzyıl öncesine kadar yürüyerek yolculuk etmiş, yürüyerek iletişim kurmuş, yürüyerek öğrenmiş, kısacası yürüyerek kültürlemiş, kültürlenmiş ve kültürleşmiştir. Şimdi bunları teknolojik imkânlarla yapıyor. Dünyânın bir ucundan bir ucuna beş on saatte gidiyor; sesini, görüntüsünü eş zamanlı olarak en uzak noktalara ulaştırıyor. Gözünün göremeyeceği, kulağının duyamayacağı uzaklıklarla temas kuruyor. Ama bunları yaparken ayakları hareket etmiyor. Sanki dünya duruyor ve güneş dünyânınetrâfında dönüyor. Oysa eşyaya hareket veren zaman, dünyânın hareket etmesiyle oluşuyor. Dünyânın dönerek uzayda yol alması gibi, biz de dünyâda durarak değil ama telaş etmeden, koşuşturmadan ve fakat yürüyerek hareket etmeliyiz.
ADIMLARIN DİYALOĞU
İnsan yürürken kendi kendine değil kendisiyle konuşur. Sağ ve sol ayaklar, iki insanın birbiriyle konuşması gibi birbirinin önüne geçerler. İnsan âdeta aynadaki yansımasıyla konuşur gibi, yürürken düşündükleriyle bir iç diyalog yaşar. Konuşur, tartışır, teklif eder, kabûl eder, reddeder, fikrini değiştirir. İç sesini duyar, ona karşılık verir. Eskileri hatırlar; hâtıralarını tâzeler. Kaybettiklerini geri çağırır, onlarla hasret giderir. Söyleyemediklerini dillendirir. Rüyâda kendisini görür gibi, insan yürürken kendisiyle konuşur. Yâni insan yürürken tek başına olsa da yalnız değildir.
Yürümek yaşamaktır
Bir devleti oluşturan üç erkten biri olan ve devletin icra yâni iş yapma gücünü tanımlamak için kullanılan “Yürütme erki” o devletin faal olduğunu ve siyâseten hayatta olduğuna karşılık gelir. “Yasama” erkinin yaptığı kanunlar da “yürürlülük”te oldukları sürece geçerlidir. Daha da önemli bir kelime olan ve vücudunun yaşam kaynağı olan “yürek” de “yürümek” ile aynı kökten gelmektedir. Uzun lafın kısası, yürümek yaşamaktır. Bunu da en güzel ve duru şekilde Âşık Veysel söylemiş:
Dünyâya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece.
(1) FrédéricGros (2018), Yürümenin Felsefesi (Çev. AlbinaUlutaşlı, Kolektif Kitap, İstanbul, s. 38.
(2) ErlingKagge (2023) Yürümek – Adım Adım (Çev.Oğuz Tecimen), Kolektif Kitap, İstanbul, s.41.
(3) A.g.e., 46.