Adaletin giyotini: Trump'ın "yargılanamazlık" imtiyazı
2026 yılı başında dünya, adaletin sadece tek bir lidere hizmet ettiği absürt bir tiyatroya dönüştü.
Donald Trump yönetiminin, Birleşmiş Milletler’e alternatif olarak kurduğu ve bizzat başkanlığını yürüttüğü "Barış Kurulu" (Board of Peace) aracılığıyla küresel hukuku yeniden yazacak olması, uluslararası sistemde tarihi bir kırılma noktasını işaret ediyor.
Bu yeni düzende adalet; Amerikalıların savaş suçu işleme özgürlüğünü garanti altına alan bir imtiyaz, dünyanın geri kalanı içinse bu güce mutlak boyun eğme zorunluluğu anlamına mıgeliyor?
DEV ŞİRKETLERİN ŞİKAYETİ VE FİTİLİ ATEŞLEYEN MEKTUPLAR
Krizin temelinde, BM Filistin Özel Raportörü FrancescaAlbanese’nin Amerikan devlerine gönderdiği "gizli" ibareli uyarı mektupları yatıyor.
Alphabet, Amazon, Caterpillar, Lockheed Martin, Chevron ve Microsoft gibi devler, bölgedeki operasyonlara "katkı sağladıkları" gerekçesiyle BM raporunda ifşa edileceklerini anlayınca soluğu Beyaz Saray’da aldı.
Trump yönetiminin cevabı gecikmedi: ABD şirketlerini hedef alan bu raporlama girişimlerini "ekonomik savaş" ilan ederek hukukçulara karşı topyekûn bir saldırı başlattı.
FİNANSAL İNFAZ: TERÖR LİSTESİNDEKİ HUKUKÇULAR
Başkanlık kararnamesiyle Albanese ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) yargıçları, El-Kaide üyeleriyle aynı yaptırım listesine (SDN) alındı.
Bu hamle, uluslararası hukukçuları teröristlerle aynı kefeye koydu ve sonuçları hem kurumsal hem de kişisel düzeyde yıkıcı oldu:
• FrancescaAlbanese: Varlıkları dondurularak küresel bankacılık sisteminden tamamen dışlandı; Washington'daki dairesine el konuldu ve kredi kartları iptal edildi.
• ICC Yargıçları: Afganistan ve Gazze soruşturmalarını yöneten 8 yargıç, ABD finans sisteminden menedilerek hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakıldı.Afganistan ve Gazze soruşturmalarını yöneten yargıçlar, ABD finans sisteminden ve topraklarından menedildi; dolayısıyla Trumpegemenliğine dil uzatan her cübbe, yaptırımın ağırlığı altında kaldı.
• Hak Grupları: Mahkemeye kanıt sunan El-Haq gibi örgütlerin fonları kesildi ve personel maaşları ödenemez hale getirilerek delil toplama süreçleri felç edildi.
DÜŞÜNÜRLERİN ÖNGÖRÜSÜ
Bu durum, İtalyan düşünür Giorgio Agamben’in "İstisna Hali" (State of Exception) teorisini akıllara getiriyor.
Agamben, bir gücün kendi koyduğu yasaları yine kendi eliyle askıya alarak kurduğu düzene "hukuksuzluk alanı" der.
Trump’ın yaptığı tam olarak bu: Hukuku, sadece başkalarını yargılamak için bir silah, kendisi içinse bir zırh olarak kullanmak.
Türk düşünür Cemil Meriç, Batı'nın bu kibrini yıllar önce sezmişti. Meriç’e göre; Batı için hukuk, ancak kendi menfaatine hizmet ettiği sürece kutsaldır.
Bugün Trump’ın Amerikalılara tanıdığı "yargılanamazlık" zırhı, Meriç’in deyimiyle, Batı’nın kendini dünyanın tek efendisi, geri kalanını ise tebaası görme kibrinin nihai noktasıdır.
TRUMP’IN BÜYÜK KORKUSU: "YA BİR GÜN YARGILANIRSAM?"
Uluslararası veriler, bu "adalet savaşının" ardındaki asıl motivasyonu çok net şekilde ortaya koyuyor: Donald Trump’ın şahsi yargılanma korkusu.
Trump; Afganistan’dan Venezuela’ya kadar uzanan müdahale sicilinin bir gün ICC iddianamelerine girmesinden dehşete düşüyor.
Trump’ın korkusu sadece Afganistan ve Venezuela ile sınırlı değil; CIA’in Avrupa’daki gizli merkezlerinde yürütülen işkencelerden Suriye’de yerle bir edilen sivil yerleşimlere, Karayipler’dekinarko-blokajlardan SİHA’larla gerçekleştirilen yargısız infazlara kadar uzanan devasa bir suç arşivi söz konusu.
Bu kâbusun en karanlık halkalarından biri, küresel elitlerin kirli ağlarını barındıran Epstein dosyaları. Adı bu dosyalarda sıkça geçen Trump için yargı bağışıklığı, sadecesiyasi bir strateji değil; çocuk istismarından şantaja kadar uzananskandallar zincirinin bir gün mahkeme salonlarında patlamasına karşı örülen duvar.
İşte bu yüzden Barış Kurulu, adaleti tesis etmek için değil; CIA’in karanlık koridorlarından Epstein’ın malum adasına kadar uzanan kirli geçmişin üzerine dökülecek harcı karma merkezi olarak planlanıyor.
Yönetim, kurduğu Barış Kurulu üzerinden ICC’ye şu şartı koşuyor:
"Amerikalıları ve üst düzey yetkililerimizi yargılamayı resmen yasaklamaz ve Roma Statüsü'nü buna göre değiştirmezseniz, mahkemeyi yeryüzünden sileriz."
TRUMP'IN SÖZDE ADALET SAVAŞINA TEPKİLER
Uluslararası hukuk profesörleri ve insan hakları savunucuları, Trump yönetiminin bu eylemlerini "küresel adaleti felç etmeye yönelik kasıtlı bir saldırı" ve "hukukun atom bombasıyla imhası" olarak nitelendiriyor.
Hukukçular, yargıçların ve BM raportörlerinin teröristlerle aynı yaptırım listesine alınmasının tehlikeli ve şok edici bir emsal teşkil ettiğini, bu durumun Amerikalılar için hiçbir uluslararası norma uymadığı bir "keyfilik dünyası" yarattığını savunuyorlar.
Eleştirmenlere göre Trump, kendi savaş suçlarıyla yüzleşme korkusunu bastırmak için adaleti mülkiyetine geçirmeye çalışıyor; bu durum sadece Gazze veya Afganistan’daki soruşturmaları değil, Rusya-Ukrayna savaşı gibi küresel çapta bekleyen tüm adalet arayışlarını durma noktasına getiriyor.
Bu hamle, adaletin bağımsızlığını yok eden, diplomasiyi şantaj aracına dönüştüren ve dünyayı "efendilerin suç işlemede özgür olduğu" bir karanlığa sürükleyen zorbalık olarak görülüyor.
YENİ DÜNYA DÜZENİNİN GERÇEK YÜZÜ
Trump, dünyayı "kendi suçundan muaf efendiler" ve "hesap sorulamaz bir güce boyun eğen köleler" olarak ikiye bölen karanlık bir çağın kapısını aralıyor.
Adalet arayışı, artık evrensel bir hak değil; sadece efendisine hizmet etmek zorunda bırakılan bir köleliğe mahkûm ediliyor.
Trump’ın Barış Kurulu sadece geçmişi değil, gelecekte yapmayı planladığı ve muhtemelen hukuk dışı olarak görülecek tüm müdahaleleri şimdiden "yargılanamaz" kılma çabası.
Katilin yargılanmadığı bir düzende, masada kimin oturduğunun önemi yoktur; o masa artık barışın değil, zorbalığın sığınağıdır.
Kurulmaya çalışılan bu düzende adalet, Efendi'nin kendisini yargılanmaktan kurtardığı bir kalkan haline gelirken; insanlık, sadece "Efendi"nin izin verdiği kadar hak sahibi olabildiği küresel bir boyunduruğa hapsediliyor.
Kendi yargılanma yolunu kapatan Trump, adaleti evrensel bir değer olmaktan çıkarıp kişisel bir mülke dönüştürüyor.
Hasılı çuvala sığmayan bir mızrak var; adaletin tamamen yok olmaması için tüm dünya Amerika'ya artık “dur” demeli ve şu soruyu sormalı: “Giyotinle adalette ne aranıyor?”