Kişiliğin iki temel dinamiği
Kişilik yapısı bakımından her insan süreç olarak benzer ancak renk, derinlik ve davranış olarak birbirinden farklı özelliklere sahiptir. İster ilk insandan bugüne kadar ki insana ilişkin filozofların eğilimlerine bakalım, ister kutsal dinlerin yazılı ve sözlü öğütlerine ya da bunlara göre daha yeni ve pozitif bir bilim dalı olarak gelişen psikolojinin temel teorilerine bakalım hemen hepsinin izah şekilleri farklı olsa da ferdin kişilik dinamikleri bakımından üzerinde uzlaştıkları bir nokta var:
İnsan, bir yönü ile hazlarının, öbür yönüyle sosyal isteklerinin etkisi altındadır. Her insanda var olan bu temel iki dinamiğin, bireye özel bileşimleri, ağırlık düzeyleri ve yapısı; bireyin düşünceleri ve tutumlarını belirler. Bu ise davranışları etkiler ve birey, hayatı boyunca bu iki dinamiğin etkisi altında yaşar.
Hazlar; daha çok bedenimizin maddi istek ve ihtiyaçlarının sonucudur ve kaynağını içgüdülerimizden alır.
Sosyal istekler; daha çok ruhumuzun manevi istek ve ihtiyaçlarının sonucudur ve kaynağını ruhumuzdan alır.
İnsanın bu vazgeçilmez gerçeğini; İslam inancı, ilk insan Hz. Âdem’in iki oğlu Habil ve Kabil’in şahsında karakterize ve tasvir etmiştir. Kabil; içgüdülerinin etkisi altında saldırgan, bencil, kıskanç, aşırı hırslı, öncelik almak isteyen, hak etmeden almayı seven, toplumsal beklentileri önemsemeyen, kolayca yıkıcı olabilen bir kişiliktir. Buna karşılık Habil; ruh derinliği olan, başkasına öncelik verebilen, ahlaki duyarlılığı üst düzeyde olan, hazlarını erteleyebilen, yapıcı olmayı dert edinen bir kişiliktir.
M.Ö. 3000’lerde yaşayan Yunanlı ünlü filozof Sokrates; insanı ve özellikle devlet yöneten liderleri iki gruba ayırmıştır: Kendi bireysel istek, ihtiyaç ve hazları doğrultusunda yönetenler. Ya da halkın istek, ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda yönetenler. Sokrates, benliğini öne çıkarmayan, hazlarına yenilmeyen liderlerin topluma büyük faydalar ürettiklerini diğer grubun ise kendisine faydanın peşinde olduklarını belirtir.
Esasen tarih, bu lider örneklerinin rol aldığı bir sahne gibidir. Bu sahneden geçmiş binlerce lider, genel kişilik tipolojileri bakımından ya “ben”liklerine odaklanmışlar ve hazlarının etkisi ile insanları sömürmüşlerdir ya da gönüllerini birlikte oldukları topluluklara bağlamışlar ve onlar için yeri geldiğinde ölümü bile göze alabilmişlerdir.
Freud’un öncülük ettiği psikoloji biliminde ise bu gerçek; kişiliğin en alt tabakası olan alt ben (id), kişiliğin en üst tabakası olan üst ben (süper ego) ve bu her ikisinin ağırlığına göre birine yanaşan ve tam ortada yer alan ben (ego) şeklinde analiz edilmiştir.
Sonuç olarak hangi pencereden bakarsak bakalım insan, beden ve ruh yapısıyla bir bütündür. İnsan hayatı bu bütünü oluşturan iki temel dinamiğin etkisiyle gerçekleşir. İnsan yaşamında her iki dinamiğin temel istek ve ihtiyaçlarının karşılanması gereklidir. Ancak uygulamada insan ya ağırlığını maddi isteklerine, hazlarına, benliğine vermektedir. Ya da ruhsal isteklerine, toplumun beklentilerine yönelmektedir.