Gizli protokol: Orta Doğu’da büyük reset
Herkes İran’ın sızdırdığı o yedi kişilik "ölüm listesini" konuşuyor. Ama asıl tehlike burada başlıyor: Ya bu liste bizzat İsrail derin devleti tarafından servis edildiyse?
2026’da İsrail ekonomisi ve iç toplumu, Netanyahu’nun bitmek bilmeyen savaşları yüzünden artık çöküşün eşiğinde.
Gerçek şu ki; Netanyahu artık Tel Aviv için bir kahraman değil, yeni Orta Doğu düzeni için "feda edilmesi gereken bir piyon."
İSRAİL DERİN DEVLETİNİN TASFİYE PLANI
İsrail’in sinsi ve karanlık güvenlik bürokrasisi düşünüldüğünde bu "infaz listesi", Netanyahu’yu sahadan silmek için biçilmiş bir kaftan.
Mossad’ın "Kırmızı Dosya" operasyonuyla Netanyahu’yu bir suikastla devre dışı bırakıp suçu Tahran’a atmak; tüm Batı’yı İran’a karşı topyekûn bir savaşa sokacak "sahte bayrak" operasyonunun ilk adımı olabilir.
Netanyahu şu an bölgenin en tehlikeli aktörü; çünkü kaybedecek bir koltuğu, sığınacak bir yargısı ve güvenecek bir müttefiki kalmadı.
Hem kendi derin devleti tarafından feda edilmek istendiğini biliyor hem de Washington’daki kredisinin bittiğini görüyor.
Bu yüzden, Trump’ı kontrolü dışında bir savaşa sürüklemek için İran’a karşı "tek taraflı ve geri dönülemez" bir saldırı emri vermesi artık sadece an meselesidir.
PENTAGON’UN "ŞAHİN" KANADI: GERALD FORD BİR "YEM" Mİ?
Pentagon içindeki bazı kliklerin ajandası, Beyaz Saray’ın siyasi planlarından çok daha karanlık.
Akdeniz’e konuşlanan USS Gerald R. Ford, bu klikler için bir savunma gücü değil, Amerikan halkını savaşa ikna edecek devasa bir "Yem."
İddia o ki; geminin İran’ın hipersonik "Fettah-3" füzeleriyle vurulmasına bilerek alan açılacak.
Çünkü kamuoyunu Orta Doğu’yu haritadan silecek bir intikam savaşına ancak böyle bir kayıp ikna edebilir.
Gemilerin tüm siber altyapısı bir saniyede felç edildiğinde, o milyar dolarlık güç sadece bir yüzen mezarlığa dönüşecektir.
TRUMP’IN STRATEJİSİ: "MAKSİMUM KUMAR"
Pentagon’un kaos planının aksine, Trump’ın ajandası tamamen pragmatik. Trump, Akdeniz’deki donanmayı bir savaş başlatıcı değil, Tahran’ın önüne koyduğu devasa bir "çek defteri" olarak görüyor.
Trump’ın 2026 stratejisi "Maksimum Kumar" üzerine kurulu: Rejimi, nükleer programını "hayatta kalma" karşılığında takas etmeye zorlamak.
Trump’ın masanın altında İran’a fısıldadığı o denklem;
“Eğer Husileri (Kızıldeniz) ve Hizbullah’ı (Lübnan sınırı) pasifize edersen, sana ekonomik olarak nefes aldıracağım, dondurulmuş fonlarını serbest bırakacağım ve petrol ticaretine alan açacağım.
Ben Netanyahu’yu siyasi ve gerekirse operasyonel olarak gözden çıkardım, karşılığında sen de bölgedeki ‘direniş hattını’ uyku moduna al.”
Trump için bu gemiler, masada İran’ın elini zayıflatan en büyük pazarlık kozu. Ancak Trump’ın bu "pazarlık" odaklı planı, Pentagon’un "savaş" odaklı planıyla her an çarpışabilir.
NÜKLEER KÜLLERDEN DOĞAN YENİ STATÜKO
21 Haziran 2025’te B-2 Spirit uçakları İran’ın nükleer kalbini vurdu. Dünya o an bir "nükleer kış" senaryosunun eşiğine geldi.
Ancak Pentagon’un raporu, zaferden ziyade bir çıkmazı ilan ediyordu: Altyapı vurulmuş, fakat asimetrik yanıt kapasitesi yok edilememişti.
İran bu saldırıya; Katar’daki ABD üslerini ve İsrail’in kritik noktalarını hipersonik füzelerle hedef alarak karşılık verdi.
Bu hamle, Washington için 2026 denklemini kurdu. Artık doğrudan bir savaşın maliyeti, zaferin getirisinden çok daha büyüktü.
Trump, "yok edildi" dediği tesislerin küllerinden yeni bir anlaşma doğurmak zorunda kaldı.
2026’da barış; güvenden değil, tarafların birbirini yok etme maliyetinin katlanılamaz olduğunu fark etmesinden doğdu. Artık müttefikleri feda etmek bile savaşmaktan daha makuldü.
Ankara ise; bu devlerin çarpışmasından doğan enkazı temizliyor. Bölgenin yeni haritasında "istikrar merkezi" olma yolunda en rasyonel hamleyi yaparak konumunu pekiştiriyor.
TÜRKİYE: OYUNU BOZAN İRADE
Tüm bu sinsi planların, siber suikastların ve küresel kumar masalarının tam merkezinde; bölgenin tek gerçek dengeleyici gücü ve stratejik aklı olarak Türkiye durmaktadır.
2026’nın bu sert jeopolitik ikliminde Türkiye; sadece bir askeri güç değil, bu kaos labirentinden çıkışı sağlayacak yegâne "kural koyucu" iradedir.
Ankara, yerli teknolojisi (KORAL-200, ILGAR-2, GÖKBAĞ) ve Mavi Vatan’daki sarsılmaz varlığıyla, Akdeniz’deki "yüzen mezarlık" senaryolarını bozacak tek güçtür.
Türkiye’nin rızası ve onayı alınmadan atılan her adım, bölgedeki aktörleri felaketle sonuçlanacak bir sona mahkûm edecektir.
Kendi köklü devlet vizyonuyla Türkiye; bu "Büyük Reset" operasyonu karşısında Orta Doğu’nun yeniden inşasındaki mutlak hakemdir.