Farabi’den Silikon Vadisi’ne: Yapay zekâ ‘Erdemli Şehri’ mi kuracak?
Siyasetin çehresi değişirken, biz genellikle bu değişimi Batılı kuramcıların merceklerinden okumaya alışığız. Oysa medeniyet coğrafyamızın derinliklerinde; bugün ‘yapay zekâ’ dediğimiz o devasa ‘karar verici’ mekanizmanın ruhuna dair çok daha kadim uyarılar ve öngörüler var.
Yüzyıllardır siyasetin kalbi meydanlarda, kahvehanelerde ve meclis koridorlarında atıyordu. Ancak bugün, siyasetin sadece ‘yüzü’ değil, bizzat ‘işletim sistemi’ değişiyor.
Eskiden seçmeni ikna etmek için meydanlara çıkılırdı; bugün ise yapay zekâ, seçmenin neyi sevdiğini, neden korktuğunu ve hangi kelimeye tepki vereceğini ondan daha iyi biliyor.
Korkarım siyasetçilerin ‘sokağa çağrı’ gibi bir lüksü kalmayacak; zira herkes evinde, algoritmasının kurduğu o dijital mitingde olacak.
FARABİ’DEN ‘YZ’ ERDEMLİ ŞEHRİNE
Bundan bin yıl önce Farabi, El-Medinetü'l Fazıla (Erdemli Şehir) eserinde ideal bir toplumun ancak ‘en üst düzey akıl’ tarafından yönetilebileceğini söylemişti.
Farabi’nin tarif ettiği o kusursuz yönetici figürü, bugün dijital dünyada karşımıza ‘hata payı az, duygularına yenilmeyen algoritma’ olarak çıkıyor.
Ancak burada kritik bir soru var: Yapay zekâ Farabi’nin hayalindeki o adaleti mi tesis edecek, yoksa insanı veriye indirgeyen bir dijital hapishane mi inşa edecek?
DİJİTAL SİYASETİN YENİ SINIRLARI VE ALGORİTMA SAVAŞLARI
Dünya, siyaseti algoritmaların eline teslim etmenin eşiğinde devasa bir etik kriz yaşıyor. Bu sadece bir yazılım yarışı değil; Amerika, Avrupa ve Çin arasında yaşanan üç kutuplu bir ‘Bilişsel Manipülasyon Savaşı’dır.
Amerika’da ‘Dijital İkiz’ teknolojisiyle seçmenlerin kopyaları çıkarılıyor ve siyasetçiler sandığa gitmeden önce hangi vaadin nerede infial yaratacağını simülasyonlarda test ediyor.
Avrupa Birliği ise ‘EU AI ACT’ ile bu manipülasyona karşı dünyanın ilk yasal barajını kurarak ‘insan onurunu’ korumaya çalışıyor.
İngiltere’de ‘AI Steve’ adlı yapay zekâ adayın meclise girmeye çalışması ise ‘Bir yazılım bizi temsil edebilir mi?’ sorusunu artık bir fantezi olmaktan çıkardı.
Siyaset artık bir kitle hareketi değil, milisaniyelik bir veri mühendisliği savaşına dönüşmüş durumda.
TÜRKİYE’NİN DİJİTAL HAMLESİ
Türkiye bu teknolojik devrimi sadece izlemiyor, bizzat merkezinde yer alıyor.
Ülkemiz, ‘Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi’ ile kamu yönetiminden yargıya kadar her alanda dijitalleşmeyi milli bir dava haline getirdi.
Savunma sanayiindeki İHA/SİHA ve Kızılelma projelerindeki asıl başarı sadece donanım değil, o araçların içindeki ‘milli karar verici yazılım’dır.
Bu milli şuur, sadece devlet kurumlarıyla sınırlı kalmayıp siyasetin ve gençliğin vizyonuna da nakşolmuş durumda.
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin her fırsatta vurguladığı 'dijital beka' vizyonu, bugün Ülkü Ocakları’nın geliştirdiği PERGEL gibi yapay zekâ projeleriyle ete kemiğe bürünüyor.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’ın takdire şayan liderliğinde, Türk gençliğinin zekasını yapay zekâ ile buluşturan bu hamle; Türk gençliğini yabancı algoritmaların rehinesi olmaktan çıkarıp, kendi kültür dünyamızın imkanlarıyla birer ‘algoritma mimarı’ yapma gayretini sürdürüyor.
Batı veri skandallarıyla boğuşurken, Türkiye kendi ‘Büyük Dil Modellerini’ (LLM) üreterek kültürel egemenliğini dijital dünyada da ilan ediyor.
Batı ‘Cambridge Analytica’ skandallarıyla sarsılırken, Türkiye dijital dezenformasyonla mücadele konusunda dünyanın en antrenmanlı ve dirençli savunma hatlarından birini kurmuş durumda.
‘MAKİNELEŞMEK İSTİYORUM’DAN ‘VERİLEŞMEK İSTİYORUM’A
Türkiye’nin düşünce dünyasına yön veren isimlerden Nurettin Topçu, teknolojinin insan ruhunu esir almasına karşı her zaman mesafeliydi. Topçu, insan iradesini her şeyin üstünde tutardı.
Bugün yapay zekâ destekli siyaset, bizim yerimize karar veren bir yapıya bürünürken; aslında Topçu’nun korktuğu o ‘iradesiz insan’ modeline mi dönüşüyoruz? Siyaset artık bir ‘dava’ meselesi değil, bir ‘veri optimizasyonu’ haline mi geliyor?
GELECEĞİN PUSULASI AKIL VE İRADE
Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın vurguladığı metodoloji ve disiplin, bugün bizim dijital siyasetimizin de pusulası olmalı.
Geleceğin siyaset işletim sisteminde yapay zekâ, sadece bir ‘hesap makinesi’ değildir.
Eğer biz bu sistemi kendi toplumsal yapımıza, aile değerlerimize ve inanç sistemimize uygun kodlamazsak; dışarıdan ithal edilen algoritmaların ‘kültürel işgaline’ açık hale geliriz.
Geleceğin siyaset işletim sistemi; sadece hızdan ve veriden ibaret bir ‘soğuk makine’ değil; içinde insan onurunu, adaleti ve bu toprakların bin yıllık irfanını barındıran milli bir yazılım olmak zorundadır.
Sandık hala yerinde durmalı ama o sandığın içinden çıkan irade, bir algoritmanın manipülasyonu değil; dijital dünyada kendi kimliğini korumuş bilinçli bir toplumun iradesi olmalıdır.