Freedom.gov: Milli güvenlik tehdidi, egemenliğe siber suikast

YAYINLAMA:

​15 Şubat gecesi, Palm Beach’in nemli sıcağında Mar-a-Lago’nun kristal avizeleri altında... Müttefiklik yeminlerinin edildiği o meşhur akşam yemeğinde büyük bir "ihanet" gizleniyordu.

​Trump, Avrupalı liderlerin gözlerinin içine bakıp kadeh kaldırırken, cebinde tüm Avrupa’nın hukuk sistemini havaya uçuracak bir pimi tutuyordu: freedom.gov.

Washington, Avrupa’nın kendi vatandaşlarını korumak için ördüğü dijital surları aşacak bu aşağılık silahı, dostlarının en zayıf anında ateşleyeceği bir siber giyotin olarak saklıyordu.

​SAVAŞ BEKLERKEN GELEN İNTİKAM

​Dünya kamuoyu, namluların İran’a dönüp dönmeyeceğini korkuyla beklerken; Amerika aslında tüm dünyadan intikam alacak çok daha sinsi ve aşağılık bir operasyonun peşinde.

​ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan sızan kan dondurucu bilgilere göre Washington; Avrupa ve diğer bölgelerdeki insanların, kendi hükümetleri tarafından yasaklanan içeriklere doğrudan ulaşmasını sağlayacak bir portal inşa ediyor.

​Üstelik bu portal, sadece siyasi fikirleri değil; nefret söylemi ve terörist propagandası gibi toplumların altını oyan en tehlikeli içerikleri bile "sansüre karşı koyma" kılıfı altında her eve sızdırmayı hedefliyor.

​NETANYAHU’NUN BM KÜRSÜSÜNDEKİ KİRLİ KEHANETİ

​Bu siber saldırının ruhu hiç şüphesiz İsrail’in karanlık istihbarat dehlizlerinde şekilleniyor.

​İsrail sözde Başbakanı Netanyahu’nun savurduğu o küstah tehdidi hatırlayın: "Sosyal medya en önemli silahtır ve biz bu silahı kazanmak için kullanacağız" diyen o ses, bugün freedom.gov ile birleşerek küresel bir zorbalık aygıtına evriliyor.

​Netanyahu’nun “Elinizde tuttuğunuz telefonlar aslında İsrail’in bir parçası” ilanı, Trump’ın kibriyle el sıkışarak dünyayı okyanus ötesinden kontrol edilen dijital bir hapishaneye çevirmeyi amaçlıyor.

​GÖRÜNMEZ İŞGAL VE BÜYÜK FİŞLEME

​Bu hayalet portalın hayata geçmesiyle birlikte, sadece sınırlar değil, her bir bireyin mahremiyeti de Amerikan ve İsrail istihbaratının önüne birer veri yığını olarak servis edilecek.

​Devletlerin kendi topraklarında neyin suç, neyin terör propagandası olduğunu tanımlama yetkisi ellerinden alınarak egemenlik hakkı okyanus ötesinden gönderilen dijital bir kelepçeye vurulacak.

​Netanyahu’nun işaret ettiği o siber hegemonya sebebiyle, ülkelerin damarlarına sızdırılacak nifak tohumları bu kaçak portal üzerinden doğrudan zerk edilecek.

​"Özgürlük" vaadiyle pazarlanan bu sinsi VPN tüneli, aslında tüm dünya vatandaşlarını Washington ve Tel Aviv’in veri merkezlerine hapsetmeyi amaçlayan devasa bir dijital toplama kampı operasyonuna dönüşecek.

​22 OCAK: BRÜKSEL

​Bu sinsi siber pusunun gerçekliği, Politico Europe’un Brüksel kulislerinden aktardığı 22 Ocak tarihli acil zirve raporuyla daha derin bir anlam kazanıyor.

​Mar-a-Lago’daki yemekten kısa bir süre sonra Brüksel’de bir araya gelen AB liderleri, Slovakya Başbakanı’nın aktardığı "Trump’ın öngörülemez ve tehditkar ruh hali" karşısında ağır bir güvenlik kriziyle yüzleşti.

​Ocak ayındaki bu zirve, transatlantik ilişkilerde bir devrin kapanışına işaret ediyordu.

​Trump, gümrük tarifelerini birer oyalama taktiği olarak masadan çekerken, aslında arka planda Avrupa’nın bağımsızlığını kökten sarsacak olan freedom.gov projesini çoktan bir devlet politikası haline getirmişti.

​Brüksel koridorlarında yankılanan endişe, Amerika’ya olan güvenlik bağımlılığının sürdürülemez bir risk olduğu gerçeğiyle örtüşmüş durumda. Bu zorlu geçecek sürecin emaresi.

Çevirimiçi portalın, Trump tarafından Münih Güvenlik Konferansı'nda açıklanması bekleniyordu fakat yine ertelendi.

​DİJİTAL İSTİKLAL YOLU ŞART

​Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu bu devasa tehditten kurtulmanın tek yolu, ulus devletlerin "Dijital Egemenlik" kavramını milli güvenlik doktrini olarak benimsemesinden geçiyor.

​Freedom.gov ve benzeri siber saldırılardan korunmak; sadece VPN engellemekle değil, sınırları dijital ortamda yeniden inşa edecek "Milli İnternet Ağları" ve "Yerli Veri Merkezleri" kurmakla mümkün.

​Eğer devletler, kendi veri trafiğini kontrol edemez ve siber sınırlarını uluslararası kaçak tünellere karşı teknik bir "çelik kubbe" ile koruyamazlarsa; hiper güçlerin, ekran başındaki halkları sömürgeleştirmesini izlemek zorunda kalacak.

​Gerçek hürriyet, başkasının açtığı tünellerden geçmek değil, kendi dijital yolunu inşa etmekle mümkün. Aksi takdirde ve yakın tarihte dünya üzerinde hiçbir devletin egemenliğinden eser kalmayabilir.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...