Renklerin, kokuların ve hayal gücünün buluştuğu yer: Menton Limon Festivali

YAYINLAMA:

Fransa’nın İtalya sınırına yaslanan zarif sahil kasabası Menton, her yıl kışın ortasında bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Palmiye ağaçlarının altında Akdeniz güneşiyle parlayan narenciyeler, sanatla harmanlanıyor; sokaklar dev heykeller, bahçeler turunç kokusu ve meydanlar coşkulu kortejlerle dolup taşıyor. İşte Menton Limon Festivali — yalnızca bir etkinlik değil, adeta yaşayan bir açık hava sergisi.

Bu festivalin en çarpıcı yanı, kullanılan malzemenin kendisi: Binlerce ton limon ve portakal. Jardins Biovès’de kurulan devasa kompozisyonlar, her yıl belirlenen tema doğrultusunda şekilleniyor. Mitolojik figürlerden modern ikonlara, masalsı sahnelerden doğa betimlemelerine kadar uzanan bu heykeller, yalnızca görsel bir şölen sunmuyor; aynı zamanda inanılmaz bir emek hikayesi anlatıyor. Haftalar süren hazırlıklar boyunca yüzlerce gönüllü ve sanatçı, narenciyeleri tek tek yerleştirerek bu geçici sanat eserlerini ortaya çıkarıyor.

Bu yıl karşıma çıkan dev figür — turkuaz tonlarında boyanmış, narenciyelerle giydirilmiş bir kadın heykeli — sanki doğanın ruhunu temsil ediyordu. Etrafındaki çiçeklerle ve renkli zemin desenleriyle birlikte bakıldığında, insan kendini bir masalın içinde yürüyormuş gibi hissediyor. Her açıdan ayrı bir detay, her adımda başka bir sürpriz var.

Festival yalnızca bahçelerle sınırlı değil. Şehrin ana caddelerinde düzenlenen geçit törenleri de en az heykeller kadar etkileyici. Narenciyelerle süslenmiş dev platformlar, müzik eşliğinde ilerlerken dansçılar ve kostümlü performans ekipleri kalabalığı peşinden sürüklüyor. Akşam saatlerinde yapılan ışıklı kortejler ise bambaşka bir atmosfer yaratıyor: Limon sarıları ve portakal turuncuları karanlıkta adeta parlıyor.

Menton’un bu festivale bu kadar yakışmasının elbette bir sebebi var. Bölgenin özel iklim koşulları sayesinde burada yetişen limonlar, Avrupa’nın en aromatik ve yoğun kokulu ürünleri arasında sayılıyor. Festival de zaten bu yerel mirasın kutlaması olarak doğmuş. Yani burada gördüğünüz her heykel, aynı zamanda kentin tarımsal geçmişine bir saygı duruşu.

Ama Menton Limon Festivali yalnızca narenciyeden ibaret değil. Dar sokaklı eski şehir bölgesinde dolaşırken küçük sabun atölyeleri, limon reçeli satan tezgahlar, el yapımı içecekler ve narenciye temalı hediyelikler karşınıza çıkıyor. Kafelerde limonlu tartlar, ferahlatıcı sorbeler ve bölgeye özgü tatlılar servis ediliyor. Festival günlerinde şehir, gastronomiyle sanatı aynı potada eritiyor.

Benim için bu deneyimin en etkileyici tarafı, doğanın geçiciliğiyle sanatın kalıcılığı arasındaki o ince çizgiyi hissetmekti. Bu dev heykeller birkaç hafta sonra sökülecek, limonlar başka amaçlarla kullanılacak; ama o anda yaşanan hayranlık, çekilen fotoğraflar ve belleğe kazınan renkler kalacak.

Menton Limon Festivali, insana şunu hatırlatıyor: Yaratıcılık bazen en basit şeylerden doğar. Bir limon, doğru ellerde bir sanat eserine dönüşebilir. Kışın ortasında güneşi özleyenler içinse burası, Akdeniz’in sarı kalpli bir daveti.

Ve ben yine anladım ki seyahat, sadece yeni yerler görmek değil; bazen bir kentin ruhunu, bir meyvenin kokusunda yakalamaktır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...