‘Emin’ kişi olmanın önündeki engel: Bağımlılık

YAYINLAMA:

​Geleneksel yapımızda mahalle, sadece fiziksel bir yerleşim alanı değil; yazılı olmayan fakat ahlaki normlarla örülü bir haysiyet kalesiydi.

​Bu mikro-kozmosun en temel kuralı, dışarıdan gelen ve yerleşik huzuru tehdit eden her türlü "yabancı" unsura karşı gösterilen kolektif mukavemetti.

​İrade, ferdin zihninde değil, sokağın ortak vicdanında tecelli eder; dolayısıyla kimsenin bir başkasının aklı üzerinde tahakküm kurmasına ya da etik değerlerle kumar oynamasına geçit verilmezdi.

​ÖZNE OLMA VASFININ KAYBI

​Gelinen noktada, düne dair o duruşun, bugün zihinsel sınırlarda mağlup olduğunu görüyoruz.

​Dün kapıdan içeri sızması dahi tasavvur edilemeyen menfi unsurlar, bugün iradeler üzerinde hüküm sürüyor.

​Metaforik bir zehirle gelen yabancı, evin asıl sahibini kendi iç dünyasında mülteci konumuna indirgedi. Defans mekanizmaları çöktü, kaleler birer birer işlevsizleşti.

​Bu teslimiyet süreci, sadece mahallenin dağılmasına değil, bir medeniyet cevherinin de hızla aşınmasına yol açtı.

​KOLEKTİF ERDEMDEN SÜRÜ PSİKOLOJİSİNE

​Geçmişin sosyo-kültürel dokusunda, etik sınırları ihlal eden ya da toplumu zehirleyen figürler mutlak bir izolasyona mahkûm edilirdi.

​Mahalle kültürü, haysiyeti muhafaza etmek adına kötülüğü kimsesiz bırakmayı adeta refleks haline getirmişti.

​Bugün ise trajik bir değişimle, kötülüğün etrafı yapay bir kalabalıkla dolu. "Akran zorbalığı" denilen o sinsi mekanizma, genç zihinleri "dışlanma korkusu" üzerinden rehin almış durumda.

​Bir zamanlar utanç vesilesi sayılan marjinal alışkanlıklar, bugün "sürüye kabul edilme" biletine dönüştü.

​Erdem yerini ehliyetsiz hazlara bıraktı, mahalleli artık kendi sokağında birer yabancı.

​AKIL MÜLKİYETİNİN YAĞMALANMASI VE KURTULUŞ CEPHESİ

​Yıllık muayene istatistiklerinde görülen milyarlık veriler;

1.024.000.000+

Bir milyar yirmi dört milyondan fazla muayene!

Bu basit bir sağlık istatistiği değil; akıl mülkiyetinin nasıl sistemli bir şekilde el değiştirdiğinin kanıtı.

​"Kafa dağıtmak" retoriği arkasına gizlenen bu kuşatma, iradeyi adım adım tüketen profesyonel bir tuzak.

​Hedef; bir gencin en büyük sermayesi olan "hayır diyebilme" özgürlüğünü elinden almak.

​Bu noktada karşımıza çıkan bağımlılıkla mücadele merkezleri; aslında her biri, kuşatılmış bir zihnin kurtuluş cephesidir.

O kapıdan içeri girmek, bir yenilgi beyanı değil; tam aksine zihnin anahtarını şer odaklarının elinden geri almak cesaretidir.

​Bu, mahalledeki otoriteyi yeniden gerçek sahiplerine iade etme mücadelesidir.

BİR MUKAVEMET DESTANI

​Toplumsal hafızamızı tazelemek gerekirse; Hz. İbrahim’in (as) azgın yığınlara karşı tek başına sergilediği teslimiyet üzere duruş, zihnini kendi elleriyle ateşe atan modern insan için uyanış değil de nedir?

"Bir elime ayı, bir elime güneşi koysanız yine de davamdan vazgeçmem" diyerek iradesini evrensel bir mizan haline getiren Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) kararlılığı; bugün savrulan kitleler için en temel referans kaynağı değil midir?

​Kızgın kumlar üstünde, büyük kayalar altında işkence içindeyken “AHAD” diyen Bilal-i Habeşi’nin, her türlü baskıya rağmen taviz vermeyen Ammar bin Yasir’in ve haysiyetinden ödün vermeyen Hz. Sümeyye’nin sergilediği o kararlılık, o duruş, bugün bir romantizm nesnesi değil, bir yaşam biçimi olarak kuşanılmalıdır.

Bir avuç inanmış yüreğin, sayıca üstün azgın yığınlara karşı o muazzam mukavemeti; hiç şüphesiz niceliğin değil, imanın bir zaferiydi.

​Bugün kötülük zehirli bir duman gibi yayıldıkça, iyiliğin kandili daha gür bir şekilde yanmak zorundadır; aksi halde varlığımızdan geriye ne kalır?

Birey, ancak köklerine tutunarak, değerlerinin kalesine sığınarak ve üstün bir şahsiyet inşa ederek bu sinsi ve şerli kuşatmayı yarabilir.

​ELİNE DİLİNE BELİNE: MODERN ÇAĞIN ASİL DEVRİMİ

​Hedef; helal kazanç disipliniyle yaşayan, ata mirasının onurunu koruyan ve kimsenin elinden, dilinden, belinden zarar görmeyeceği ahlaki olgunluğa erişmiş o "emin kişi" profilini inşa edebilmek.

"Eline, diline, beline sahip olmak" öğretisi, bu çağın en radikal ve en asil devrimi olması gerek.

​Gerçek zafer, dış kuşatmalara direnirken iç cepheyi tahkim etmekte gizli. Şimdi, yabancı gölgeleri eşiğinden söküp atarak ocağın kutsiyetini koruma vakti.

​Bugün her ferdin aynaya bakıp şu soruyu sorması gerekli: Kirli sürüye eklemlenerek özgünlüğünü yitiren bir figüran mı olacağım, yoksa köklerimden aldığım güçle ayağa kalkan bir irade mi?

​Şer odaklarını zihninden, dışlanma korkusunu yüreğinden tahliye ederek kendi İSTİKLALİNİ ilan etme vakti, EMİN OL çoktan geldi!

EMİN OL!

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...