Kendi yurduna yabancılaşanlar ve gökkubbede çınlayan o ses: 'Hu Der Allah!'

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Her yıl benzer tartışmalar…

 

Takvimler aralık ayını gösterdiğinde okulların koridorlarını süsleyen çam ağaçları, sınıflarda yapılan hediye çekilişleri, pencerelere asılan kar tanesi figürleri ve “yılbaşı coşkusu” adı altında düzenlenen etkinlikler büyük bir itirazla karşılaşmıyor. Çoğu zaman bunlar kültürel bir atmosfer, mevsimsel bir neşe olarak görülüyor.

 

Fakat takvimler Ramazan’a yaklaştığında hava değişiyor.

 

Bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı etkinlikler düzenleneceğinin duyurulmasıyla birlikte bazı çevrelerde yine aynı söylem dolaşıma sokuldu:

Laiklik elden gidiyor.

 

Oysa meseleye sükûnetle bakıldığında ortada bir dayatma değil; çocuklara yaşadıkları coğrafyanın kültürel ve manevi zamanlarını tanıtma iradesi var.

Ramazan’ı anlatmak, Ramazan’a zorlamak değildir.

Tanıtmak başka, dayatmak başkadır.

 

MESELE NOEL DEĞİL, MESELE TUTARLILIK

 

Burada sorulması gereken soru şu:

 

Başka kültürlerin sembolleri “zenginlik” ve “evrensellik” başlığı altında rahatlıkla kabul görürken, bu toprakların asırlık birikimi neden bir anda tehdit başlığına taşınıyor?

 

Ramazan; paylaşmayı, sabrı, merhameti, sofrayı ve birlikte olmayı öğretir.

Bir çocuğun mahyayı tanıması, bir iftar sofrasının anlamını öğrenmesi, bir teravih hatırasını dinlemesi neden kaygı sebebi oluyor?

 

Belki de mesele inanç değil; mesele zihinsel mesafe.

Kendi değerine karşı temkinli, başkasının sembolüne karşı hayran bir ruh hâli…

 

İnsan kendi köküne mesafe koyduğunda önce dili değişir, sonra refleksi.

Sonra da kendi evinde misafir gibi yaşamaya başlar.

 

DİJİTAL GÜRÜLTÜ VE KADİM SES

 

Sosyal medya çağında bazı akımlar bir anda yükseliyor.

Bir dönem “hav hav” içerikleri milyonlarca izlenmiş, çocukların diline dolanmış, normalleşmişti. Bir süre sonra ise aynı hızla sönmüştü. Gürültü yükseldi ve sonra dağıldı.

 

Fakat aynı dijital dünyada, hiçbir kampanya olmadan yayılan başka bir ses oldu:

Celal Karatüre’nin seslendirdiği “Kâbe’de Hacılar Hu Der Allah” ilahisi.

 

Zorlama yok.

Sponsor yok.

Algoritma desteği yok.

 

Ama karşılık var.

 

Demek ki bu toplumun hafızasında hâlâ diri bir damar var.

Demek ki mesele modernlik değil; mesele özle bağın kopup kopmaması.

 

Geçici hevesler alkışla büyür.

Kadim sesler kalple büyür.

 

MAARİFİN KALBİ NEYİ HATIRLATIYOR?

 

“Maarifin Kalbinde Ramazan” ifadesi aslında bir şeyi hatırlatıyor:

Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir; değer aktarmaktır.

 

Bir çocuğa matematik öğretmek kadar merhameti hatırlatmak da eğitimdir.

Bir formülü ezberletmek kadar sofrada paylaşmayı göstermek de…

 

Bu toprakların eğitim hafızasında medreseden mektebe, mektepten bugüne uzanan bir değer zinciri var. O zincirin bir halkasında Ramazan varsa, bu şaşılacak değil; doğal olandır.

 

Ama bazı sedalar baki kalır.

 

Unutulmasın;

Bu toprakların hafızasında gelip geçen hevesler değil, kadim çağrılar iz bırakmıştır.

 

Ve bir millet kendi sesini bastırmaya başladığında değil;

Onu tanıyıp sahip çıktığında güçlenir.

 

Bu gökkubbede hangi sesin kalacağı ise çoktan bellidir.

 

Ve şimdi asıl soru şudur:

 

Kendi köküne mesafe koyan bir toplum, hangi gölgeye sığınarak ayakta kalabilir?

 

Huuuu…

 

Muhabbetle…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...