Denge

YAYINLAMA:

İnsanın en büyük imtihanı güç sahibi olmak değil, ölçüyü muhafaza edebilmektir. Çağımız üretimi, büyümeyi ve kalkınmayı neredeyse varoluşun nihai amacı haline getirmiştir. Oysa dinin gayesi üretmek ya da zenginleşmek değildir. Asıl maksat, insanın varlığını ayakta tutan temel değerleri korumaktır. Canı, inancı, aklı, ırzı (namusu) ve malı korumak asli görevidir. İslam düşüncesinde zarurât-ı hamse olarak da ifade edilen bu esaslar, medeniyetin omurgasını oluşturur. Bir medeniyetin hem hukukunu hem ahlâkını hem de istikametini belirleyen ana unsurlardır. Ekonomi bu omurganın üzerine inşa edilir, omurganın yerine asla geçirilemez.

Kâinat bir denge üzerine kuruludur. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Kur’an’ın haber verdiği mizan, varlığın özüne yerleştirilmiş ilahî bir ölçüdür. Gece ile gündüz, yağmur ile toprak, ölüm ile hayat arasında şaşmaz bir ölçü vardır. İnsan bu ölçünün içinde konumlandırılmıştır. Ona düşen, kendisine emanet edilen imkânlarla dengeyi korumaktır. Hakiki izan sahipleri, nefsin arzusuna göre değil, ilahî ölçüye göre hareket etmelidir. Bugün yaşadığımız buhranların önemli bir kısmı üretim eksikliğinden değil, ölçü kaybındandır. İnsan büyümüş, fakat olgunlaşmamıştır. İnsan her şeye sahip olmuş lakin tefekkürü kaybetmiştir. Asıl mesele her şeyin varlık sebebinin insan olduğunu bilmesidir ki tefekkür etsin, yaratılışının sırrını çözsün.

Çıkar meselesi tam da burada önem kazanır. İnsanların menfaati yalnızca bireysel akla ve sınırsız arzuya terk edilmeyecek kadar değerlidir. Nefis hazza meyleder, tatmini merkeze alır. Oysa gerçek çıkar, kalbi itminana ermiş iman sahibinin kazanımıdır. Rabbinden razı olmayı ve O’nu razı etmeyi hedefleyen bir insan için ekonomik faaliyet salt kazanç hesabı değildir. Ahlâkî bir muhasebe ahlaki bir davranıştır. Helal ile haram arasındaki çizgi, sadece hukuki bir sınır değil vicdani bir terazidir.

İslam’ı yalnızca şekli kurallar bütün olarak görmek onu hayattan koparır. Zekâtı mevcut sisteme eklenmiş bir sosyal destek unsuru gibi görmek ya da faiz yasağını teknik bir finans meselesine indirgemek bütünü parçalamaktır. Oysa İslam bir bütündür. Parçayı bütünden çıkardığınızda geriye ruhsuz bir uygulama kalır. İnanç, ahlâk ve amel asla birbirinden ayrılamaz. Helal lokma ile haram kazanç arasındaki çizgi sadece hukuki değil, vicdanidir. Ahlâkı dışlayan bir ekonomik düzen, kısa vadede kazandırsa bile uzun vadede insanı yoksullaştırır.

Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî’nin dostluk üzerine söylediği; “dost acıyı bağırarak söyleyen değil, acıyı tatlı bir üslupla ifade edebilendir” ifadesi hakikatin dili için de geçerlidir. Hakikat sert olabilir fakat onu taşıyan kalp merhametli olmalıdır. Ölçü burada da kendini gösterir. Sertlik ile samimiyet, açıklık ile incelik arasında bir denge kurulmadığında söz hikmet olmaktan çıkar. Üslup, ahlâkın aynasıdır.

Dostluk meselesi denge fikrinin en insani tezahürlerinden biridir. Ömer Nasuhi Bilmen’in naklettiği “eski dostluğu muhafaza etmenin imandan sayıldığını” hadisi şerifini daha dikkatle anlamak icap eder. Bu ifade, dostluğu sıradan bir sosyal ilişki olmaktan çıkarır ve ahlâkî bir sorumluluk haline getirir. Dostluk bir nasip işidir fakat aynı zamanda bir sadakat imtihanıdır. Önce refik sonra tarik denmesi boşuna değildir. Yolun zorluğu çoğu zaman yoldaşın kalitesiyle hafifler ya da ağırlaşır.

Modern zamanlar dostluğu da hesap cetveline göre ayarladı. Rakamların maddiyatı, harflerin maneviyatı temsil ettiğine inandı ve inandırdı. Elbette rakamlarla ortaklık kurabilir, harflerle dostluk inşa edilebilir. Menfaat üzerine kurulan ilişkilerin ilk sarsıntıda darmadağın olduğu bilinmektedir. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle “menfaat yaşamak ister, ahlâk ise yaşatmak.” Bu iki yaklaşım arasındaki fark bir medeniyet farkıdır. Biri kendini merkeze alır, diğeri başkasını gözetir. İslam ferdiyetçi bir anlayışa sahip değildir. Bilakis toplumun huzuru, refahı, güzel ahlakı ve adaletin temsil ve tesisi üzerinedir.

Siyaset ve ticaret alanında yaşanan hayal kırıklıkları çoğu zaman bu ölçü kaybının sonucudur. Tanıdığımızı sandığımız insanların gerçek yüzünü zaman insana öğretmektedir. Yıllar süren birliktelikler bir çıkar çatışmasında çözülüverdiği görülmektedir. Oysa dostluk açmak değil örtmektir. Sır saklamak, ayıp örtmek, nimete sevinmek, hüzne ortak olmak dostluğun edeplerindendir. İyi gün dostluğu kolaydır. Asıl maharet, kış mevsiminde dostunu, kardeş saydığını bırakmamaktır.

Nazım Hikmet, “bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe yaşama” idealini dile getirirken bireyin özgürlüğü ile toplumun dayanışması arasında denge kurar. William Shakespeare, dostluğu karanlıkta görünen yıldızlara benzetir. Albert Camus’nün kalbe dokunan dost tanımı, farklı coğrafyalardan yükselse de aynı hakikati işaret eder. İnsan ancak başkasıyla birlikte insan olur. Fakat bu birliktelik menfaatle değil, sadakatle ayakta kalır.

Dünyevî hesapların kırk yıllık dostlukları tüketebildiği bir çağda yaşıyoruz. Hesap yapmaktan iş yapmaya, iş yapmaktan gönül yapmaya fırsat bulamıyoruz. Oysa hayatı çarçur etmeden dengede yürümek gerekir. Ahlâkta, ilişkilerde, üslupta, iktisatta ve hayatın her alanında ölçüyü gözetmek icap eder. İslam hayata bir sınır değil bir mizan ve nizam getirmiştir. İktisatta denge, sözde denge, ilişkilerde denge ihmal edilmemelidir. Din zenginleşmenin değil ölçünün adıdır. İnsan sahip olduklarıyla değil, koruyabildikleriyle sınanır. Canı korumak, aklı korumak, inancı ve onuru korumak, malı adaletle kullanmak akıl sahiplerinin işidir. Dostluğu menfaate ezdirmemek, hakikati merhametle söylemek, söze şefkat ve samimiyet katmak inanmış insanın amelidir.  Medeniyet dediğimiz yapı işte bu görünmeyen dengelerin üzerinde yükselir.

Gerçek medeniyet; betonla değil dengeyle, inançla, kültürle, ahlakla yükselir. Gücü adaletle, zenginliği merhametle, dostluğu sadakatle birleştirebilen toplumlar ancak ayakta kalır. İnsan sahip olduklarıyla değil koruyabildikleriyle değer kazanır. Ölçü korunduğunda az imkân da bereket vardır. Küçük bir iyilik büyük bir ahlâkın habercisi olur. Az sadaka büyük felaketleri önler. Ölçüyü kaybetmeyenler, dünyayı da ahireti de kaybetmezler.

Selam ve dua ile.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...