Bir Tercihin Hikâyesi: Avrupa mı, Lig mi?

YAYINLAMA:

Fenerbahçe taraftarı, kulüp tarihinde belki de ilk kez takımının Avrupa’dan erken elenmesini istedi. Ve ilginçtir, bu istek karşılık buldu.
İlk bakışta bir çelişki gibi görünen bu durum, aslında son yıllarda biriken hayal kırıklıklarının doğal bir sonucuydu.

Zira Fenerbahçe taraftarı, son 10 yıl içerisinde Avrupa’da bir kupa kazanmayı fazlasıyla arzuladı. Hatta buna oldukça yaklaştığı dönemler de oldu. Özellikle İsmail Kartal’ın son döneminde bu hayal somut bir hâl almıştı. Ancak bu sezon öncelikler değişti.

Bu kez taraftarın isteği çok netti:

Enerjiyi ikiye bölmek yerine tamamen lige odaklanmak ve uzun zamandır hasreti çekilen şampiyonluk kupasını kazanmak.
Böylece hem yıllardır süren şampiyonluk özlemi sona erecek hem de gelecek sezon UEFA Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılım sağlanacaktı. Asıl niyet buydu.

Avrupa macerasına dönecek olursak…

Nottingham Forest FC, her ne kadar bu sezona kötü bir başlangıç yapmış olsa da, geçtiğimiz yılı Premier Lig’de yedinci sırada tamamlamış, güçlü ve oturmuş bir takım. Kadro değeri Fenerbahçe’nin neredeyse iki katı olan böyle bir rakibe elenmek, futbolun gerçekleri içinde son derece olağan bir durumdur.

Fenerbahçe çok önemli eksiklerine rağmen özellikle ikinci karşılaşmada son derece etkili bir oyun sergiledi.
Bu bölümde ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
İsmail Yüksek, Tarık Çetin ve Muhammed Kerem Aktürkoğlu başta olmak üzere sahaya çıkan oyuncuların tamamı, ellerinden gelenin fazlasını yaptı.
Özellikle kaleci Tarık Çetin’in kritik anlardaki kurtarışları ve Muhammed Kerem Aktürkoğlu’nun hücumdaki bitmek bilmeyen enerjisi, Fenerbahçe’nin oyunda kalmasını sağlayan temel unsurlar oldu.

Son paslarda ve bitiricilikte biraz daha dikkatli olunabilseydi, ilk yarı itibarıyla turu getirecek skorun yakalanması işten bile değildi.
Ancak artık geriye bakmanın bir anlamı yok.

Bundan sonraki süreçte Fenerbahçe’nin yapması gereken tek şey var:
Tüm dikkatini ve gücünü lige vermek.
Bugün itibarıyla taraftarın en büyük beklentisi de tam olarak bu.
Bu noktada önemli bir avantajdan da söz etmek gerekiyor.
Galatasaray’ın lig fikstürü, Fenerbahçe’ye kıyasla daha zorlu. Sarı-lacivertliler bu durumu doğru yönetip lehine çevirebilirse, şampiyonluk yolunda çok ciddi bir fırsat yakalayabilir.

Peki Avrupa’da kalıcı başarı nasıl gelir?

Cevap aslında çok basit ama bir o kadar da zor:
Güvenilen bir teknik direktörle en az 3–4 yıl boyunca, aynı sistem ve aynı oyun anlayışıyla devam etmek.
Karabağ FK ve Bodø/Glimt, bu konuda verilebilecek en net örnekler.

Düşük bütçelere rağmen uzun yıllardır aynı teknik direktörle, aynı oyun planıyla yollarına devam ediyorlar. Bu istikrar sayesinde, piyasa değeri kendilerinden çok daha yüksek takımlara karşı Şampiyonlar Ligi sahnesinde kök söktürüyorlar.

Eğer Fenerbahçe de bu doğrultuda bir yol haritası çizer ve örneğin Domenico Tedesco gibi bir teknik adamla uzun soluklu bir proje başlatırsa, Avrupa’da kalıcı ve saygın başarılar yakalamaması için hiçbir sebep yok.

Unutulmamalıdır ki Fenerbahçe, her sezon yeni bir teknik direktör ve yeni bir oyuncu grubuyla yola çıktığı hâlde, Avrupa’da şubat-mart aylarını görmeyi başaran bir kulüp.
Doğru planlama, sabır ve istikrarla bu başarıyı bir üst seviyeye taşımak, hiç de hayal değil.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...