Kül ve köz: Bir yıkım coşkusu mu, bir istikbal muştusu mu?
Dışarıdan bakan bir çift göz için İran’dan gelen görüntüler dehşet verici olabilir: Şehirlerine bombalar düşerken, gökyüzü alev topuna dönmüşken sokaklarda dans eden, eğlenen insanlar…
Birçok kişi bu vaziyete bakıp "İnsan kendi vatanının vurulmasına nasıl bu denli heyecan duyar?" diye şaşırıyor. Aslında burada asıl şaşılacak durum; bu duyguyu yaşayanların tek bir grup olmaması ve motivasyonlarının birbirinden gece ile gündüz kadar farklı olması...
İran’daki bu "tepki patlamasını" anlamak için halkı iki temel kategoriye ayırmak şart:
VATANINA SEVDALI REJİMDEN YARALI OLANLAR
Bu kesim, milli değerlerine bağlı, vatanını seven ama mevcut baskıcı yönetim tarafından hayatı karartılmış insanlar.
Ancak burada çok ince bir çizgi var: Özellikle Güney Azerbaycan Türkleri, sokaklarda kontrolsüzce savrulan o kalabalıklardan vakur duruşlarıyla tamamen ayrılırlar.
Neden heyecanlılar? Onların motivasyonu vatanın parçalanması üzerine değil; bilakis yıllardır üzerlerinde bir kâbus gibi çöken, haklarını gasp eden, çocuklarının geleceğini çalan ‘zorba’ bir rejimin sarsılmasınadır.
Onlar vatan haini değil, vatanının içindeki esaretten kurtulmasını bekleyenlerdir. Kendi öz değerlerine, inançlarına ve dillerine vurulan zincirlerin gevşediğini görmenin verdiği trajik bir ferahlama içindedirler.
Onlar için bu süreç bir sokak eğlencesi değil, ayakları yere basan bir istikbal bekleyişidir. Onlar için bu bombalar, "içerideki hapishanenin duvarlarının çatlaması" demektir.
Bir de madalyonun diğer yüzü var ki; bunlar ne vatanı, ne milleti, ne de manevi değerleri dert ederler.
DIŞ GÜDÜMLÜ VE KONFOR ODAKLI KESİM (BATI’NIN OPERASYONEL APARATLARI)
Neden heyecanlılar? Bu kesim, CIA veya Mossad gibi servislerin ajandasına eklemlenmiş, adresleri önceden alınmış ve "güvende olacaklarının" garantisi verilmiş kişilerden oluşur.
Bunlar için vatan bir aidiyet değil, sadece bir konfor alanıdır. Kendi lüksleri ve Batılı hayat tarzı için ülkelerinin işgal edilmesini bile göze alabilirler.
Rejimden kurtulmayı bir özgürlük mücadelesi olarak değil, sadece bencil çıkarları için bir fırsat olarak görürler. Vatanın toprağına değil, o toprağın kendilerine sunduğu imkânlara aşıktırlar.
TARİHİ EŞİK: TAŞLARIN YERİNE OTURMASI MI, İÇ SAVAŞ MI?
İran’ın toplumsal yapısı, sadece bekleyenlerden, eğlenenlerden ibaret değil, hamlesini yapmak üzere çoktan yerini almış halklarla dolu.
Bu bağlamda, Hamaney’in ölmesi İran için bir kaos sebebi değil; bilakis taşların yerine oturması için bir vesile olabilir. Fakat bu büyük değişim elbette sancısız olmayacak; sonrası için tek ve belki de en büyük tehlike, taşlar yerine otururken bir iç savaşın çıkma ihtimali.
Bu karanlık ihtimalin en somut ayağı ise sözde "Kürdistan" hayaliyle pusuda bekleyen PKK ve uzantısı olan PJAK gibi terör yapılarıdır.
Onların heyecanı ne özgürlükle ne de demokrasiyle ilgilidir; bilakis Türkiye ve Suriye’de nefesi kesilen, eli boşa çıktıkça da militan ve lojistik gücünü İran’ın sarp dağlarına taşıyan bu yapılar, oluşacak otorite boşluğunu bir fırsat kapısı olarak görecektir.
Sonuç olarak:
İran sokaklarındaki o heyecan dalgasının bir kısmı özgürlüğe duyulan açlıktan, bir kısmı ise ihanetin konforundan kaynaklanıyor.
Biri özellikle milli duruşu temsil eden Türkler ki onlar vatanı kurtarmak ve haklarına kavuşmak için mevcut rejimden kurtulmak istiyor, diğeri ise heva ve heves uğruna vatanın dahi elden çıkmasına razı.
Bölgede yıllardır “uyuyan hücre” olarak varlığını koruyan ve dış destekle tahkim edilen ayrılıkçı odakların, kaos ikliminde ülkeyi terör koridoruna çevirme niyetlerini ve sinsi bekleyişlerini de unutmamalı.