İletişimde sınırları bilmek
İletişime açık olmak her zaman çok ama çok önemli. Farklı görüşlere ve düşüncelere hayat içerisinde tolerans gösterebilmeliyiz; uzlaşı, iletişimin tam merkezinde yer alır.
Ancak fazla olumlu olmak, her şeye pozitif ve iyimser bakmak bazen dezavantajlar da barındırır. İyi olmak çoğu zaman bir erdem gibi görünse de aslında her durumda sağlıklı bir iletişim biçimi değildir; çoğu zaman sınır koyamamanın bir yansımasıdır.
Bazen sınırlar koyabilmeli, “hayır” diyebilmeliyiz. İletişimde insanın kendi önceliklerini sürekli öteleyip başkaları için fazlasıyla fedakâr olması, aslında kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden biridir. Psikolojik olarak reddedilme korkusu, düşük benlik değeri ve çatışmadan uzak kalma telaşı, insanı içten içe tüketen bir yolculuğa sürükler. Kısa vadede birey kendisini güvende ya da uyumlu hissedebilir; ancak ilerleyen zamanlarda farklı sorunlar ortaya çıkabilir.
Uzlaşı her ne kadar olumlu görünse de bu davranış biçimi, içsel birikimlere, ani öfke patlamalarına ve kişinin aslında ne istediğini unutmasına, yani bir kimlik erozyonuna neden olabilir. Sınır koyamayan bireyler çoğu zaman daha az değer görür; içten içe biriken alınganlık ve kırılganlıklar ise zamanla yalnızlaşmayı beraberinde getirir.
Gerçek iletişim sadece uyum sağlamak değil, kendini açık ve net bir şekilde var edebilmektir. Sınır koyulamayan bir iyilik, zamanla sessiz bir tükenişe dönüşür. Bazen kendi iyiliğimiz ve hatta tüm insanlık için “hayır” diyebilmeliyiz. Sınır koyabilmek bir erdemdir.
Büyük yıkımlara sebep olmamak adına her şeyi dengede yürütmek ve iletişimin “evet”leri kadar “hayır”larının da olduğunu unutmamak gerekir. İletişim bir sanattır; her zaman söylüyorum. Bu sanatı icra ederken, tüm enstrümanlarıyla hayata doğru pencereden bakabilmek gerekir.