24 yıl sonra yeniden: Hayal değil, inanç zamanı

YAYINLAMA:

Türk futbolu için unutulmaz bir eşiği daha geride bıraktık. Türkiye A Milli Futbol Takımı, play-off sürecinde önce sahasında Romanya Milli Takımı’nı, ardından deplasmanda Kosova Milli Takımı’nı aynı skorla 1-0 mağlup ederek tam 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası bileti aldı. Bu sadece bir sportif başarı değil; sabrın, yeniden yapılanmanın ve en önemlisi inancın zaferidir.

İstanbul’daki ilk karşılaşma, adeta bir futbol şöleniydi. Tribünler kadın, çocuk, genç demeden hınca hınç dolmuş; ellerde bayraklar, dillerde marşlarla bayram havası yaşanıyordu. Mehteran takımının çaldığı marşlar, atmosferi bambaşka bir boyuta taşıdı. Ancak gecenin en anlamlı anlarından biri, Romanya milli marşı okunurken tribünlerin gösterdiği saygıydı. Geçmişte sıkça eleştirilen o olumsuz görüntülerin yerini bu kez olgunluk almıştı. İşte bu, en az galibiyet kadar değerliydi.

Sahada ise gecenin yıldızı Ferdi Kadıoğlu oldu. Attığı golle sadece skoru belirlemedi, aynı zamanda takımın liderliğini de üstlendi. Rakip kulübede ise Türk futbolunun yakından tanıdığı bir isim vardı: Mircea Lucescu. Bu kez dost değil rakipti; ama maç boyunca iki takımın sergilediği centilmenlik, futbolun özüne yakışan bir tablo ortaya koydu.

Kosova deplasmanı ise en az İstanbul kadar anlamlıydı. Fadil Vokrri Stadyumu’nda oynanan karşılaşmada da tribünlerde dostluk, sahada mücadele vardı. Türkiye’den gelen taraftarlar takımlarını coşkuyla desteklerken, ev sahibi Kosova seyircisi de centilmenliği elden bırakmadı. Sahada rakip takımdan tanıdık isimler dikkat çekiyordu: Vedat Muriqi, Milot Rashica ve Fidan Aliti gibi isimler, Türk futbolseverlerin aşina olduğu yüzlerdi.

Maçın kader anında ise Orkun Kökçü’nün şutu ve son dokunuşu yapan Kerem Aktürkoğlu vardı. Bu gol, bizi sadece bir maçın galibiyetine değil, bir hayalin gerçeğe dönüşmesine taşıdı. Kalede Uğurcan Çakır’ın kritik kurtarışları ise bu başarıyı perçinledi.

Bu takımın bir diğer mimarı ise teknik direktör Vincenzo Montella. Oyuncuların sahaya disiplinle yansıttığı oyun planı, teknik aklın ne kadar doğru işlendiğinin göstergesiydi. Herkes rolünü bildi, herkes görevini yaptı.

2002’de Şenol Güneş önderliğinde elde edilen dünya üçüncülüğü, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından biri olarak hafızalara kazındı. Aradan geçen yılların ardından şimdi yeni bir hikâye yazılıyor. Bu kez sahnede Montella ve onun inşa ettiği bir takım var.

Önümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nde oynanacak Dünya Kupası var. Rakiplerimiz Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Paraguay. Biz, katılacağımıza kesin inançla, play off maçları öncesinden biletlerimizi almış, bu büyük heyecana yerinde tanıklık edecek olmanın ayrıcalığını yaşıyoruz. Bu, bir futbolsever için tarif edilemez bir duygu.

Ama artık hedef sadece katılmak değil. Bu kez hedef daha büyük: Finale yürümek, kupaya uzanmak. Belki zor, belki iddialı… ama neden olmasın?

Çünkü bazı hikâyeler, önce yüreklerde yazılır. Bu rüya takım, bu bizim çocuklar ve bu millet, o hikâyeyi yazacak inanca fazlasıyla sahip.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...