İşsizlikte yön yukarı, kırılganlık sürüyor
İşsizlik ve istihdam verileri bir çöküşe işaret etmiyor, ama rahatlatıcı da değil. İstihdam artıyor; fakat işgücüne katılım, özellikle gençler ve kadınlar tarafındaki baskı nedeniyle, işsizlik oranını aşağı çekmeye yetmiyor
TÜİK’in 31 Mart 2026’da yayımladığı Şubat 2026 işgücü istatistikleri, Türkiye ekonomisinde işgücü piyasasının hâlâ tamamen bozulmuş olmadığını; ama rahatlatıcı bir tablo da vermediğini gösteriyor. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı Şubat ayında yüzde 8,5’e yükseldi. İşsiz sayısı bir önceki aya göre 133 bin kişi artarak 2 milyon 981 bine çıktı. Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 6,9, kadınlarda ise yüzde 11,6 olarak tahmin edildi. Bu ilk bakışta “sınırlı bozulma” gibi görülebilir; ancak ayrıntılara inildiğinde işgücü piyasasındaki kırılganlığın sürdüğü daha net anlaşılıyor.
Şubat verisinin en dikkat çekici yönü, işsizliğin istihdam düşüşünden değil, işgücüne katılımın istihdamdan daha hızlı artmasından kaynaklanmasıdır. Çünkü aynı bültende istihdam edilenlerin sayısının da 153 bin kişi artarak 32 milyon 158 bine yükseldiği görülüyor. İstihdam oranı yüzde 48,2’ye çıktı. Buna karşılık işgücü 286 bin kişi artarak 35 milyon 139 bine ulaştı; işgücüne katılma oranı da yüzde 52,6 oldu. Yani ekonomi istihdam üretmeye devam ediyor; fakat iş aramaya girenlerin sayısı daha hızlı arttığı için işsizlik oranı da yukarı çıkıyor. Bu, doğrudan daralmadan çok, toparlanması eksik kalmış bir işgücü piyasasına işaret ediyor.
Bir önceki aya dönüp baktığımızda bu tablo daha anlaşılır hale geliyor. TÜİK’in 27 Şubat 2026’da yayımladığı Ocak 2026 bültenine göre işsizlik oranı yüzde 8,1 düzeyindeydi ve işsiz sayısı 2 milyon 819 bin kişiydi. Aynı ayda istihdam 516 bin kişi azalarak 31 milyon 953 bine gerilemiş, istihdam oranı yüzde 47,9’a düşmüş, işgücüne katılma oranı da yüzde 52,1’e inmişti. Dolayısıyla Ocak verisi işgücü piyasasında belirgin bir zayıflamaya işaret ediyordu; Şubat’ta ise bunun bir kısmı istihdam ve katılım tarafında toparlandı. Fakat toparlanan sadece istihdam değil, iş arayanların sayısı da olduğu için işsizlik oranı yeniden yukarı yöneldi.
Burada küçük ama önemli bir teknik not düşmek gerekir. Ocak bülteni ilk yayımlandığında işsizlik oranı yüzde 8,1 olarak açıklanmıştı. Şubat bülteni ise işsizliğin bir önceki aya göre 0,3 puan arttığını söylüyor. Bu da aylık seride sınırlı bir revizyon yapıldığını düşündürüyor. Ancak teknik düzeltmenin boyutu ne olursa olsun, ana yön değişmiyor: Aralık sonundaki daha düşük düzeylerden sonra 2026’nın ilk iki ayında işsizlik oranı yukarı dönmüş durumda. Dolayısıyla bugün tartışılması gereken mesele, yalnızca tek bir aya ait oran değil; işgücü piyasasında yeniden bir zayıflama eğiliminin oluşup oluşmadığıdır.
Asıl dikkat edilmesi gereken noktalardan biri kadın işsizliğinin ve kadınların işgücüne katılımındaki yapısal zayıflığın sürmesidir. Şubat 2026 itibarıyla erkeklerde istihdam oranı yüzde 65,6 iken kadınlarda bu oran yalnızca yüzde 31,1’dir. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,5, kadınlarda ise yüzde 35,2 düzeyindedir. İşsizlik oranındaki fark da dikkat çekicidir: Erkeklerde yüzde 6,9 olan oran, kadınlarda yüzde 11,6’ya çıkmaktadır. Bu tablo, Türkiye’de işgücü piyasasının yalnızca konjonktürel değil, aynı zamanda yapısal bir cinsiyet sorununu da taşımaya devam ettiğini göstermektedir. Ekonomi büyüse de, istihdam artsa da, kadınların işgücüne katılımı ve istihdamı yeterince güçlenmedikçe işgücü piyasasındaki sağlıklı normalleşmeden söz etmek zordur.
Genç işsizlik verileri ise daha da düşündürücüdür. 15-24 yaş grubunda mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı Şubat ayında yüzde 15,8’e yükseldi. Bu oran Ocak ayında yüzde 14,3’tü; yani yalnızca bir ayda 1,4 puanlık artış var. Genç erkeklerde işsizlik yüzde 12,8 iken genç kadınlarda yüzde 21,8’e çıkıyor. Başka bir ifadeyle genç kadınlar arasında işsizlik neredeyse her beş kişiden birine yaklaşmış durumda. Bu, işgücü piyasasının geleceği açısından da olumsuz bir sinyaldir. Çünkü genç işsizlik yalnızca bugünün gelir kaybı değil, aynı zamanda geleceğin verimlilik, beceri birikimi ve toplumsal hareketlilik kaybı anlamına gelir.
Bir başka önemli gösterge atıl işgücü oranıdır. TÜİK’in hesapladığı bu geniş tanımlı gösterge, işsizlerin yanı sıra zamana bağlı eksik istihdamı ve potansiyel işgücünü de içermektedir. Şubat 2026’da atıl işgücü oranı yüzde 29,9 olarak açıklandı. Aynı bültende zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,2; işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı ise yüzde 20,6 olarak veriliyor. Bu şu anlama gelir: Dar tanımlı işsizlik yüzde 8,5 görünse de, işgücü piyasasında eksik kullanım ve gizli baskı çok daha yüksek bir düzeyde seyrediyor. Bu nedenle yalnızca manşet işsizlik oranına bakarak “piyasa güçlü” ya da “sorun sınırlı” demek yanıltıcı olur.
Çalışma süresi verileri de bu kırılganlığı destekliyor. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi Şubat ayında 42,5 saat ile yatay kaldı. Ocak ayında bu süre 42,4 saat olmuştu. Yani firmalar cephesinde üretim temposunda çok güçlü bir ivmelenme yok. İstihdam artıyor ama çalışma süreleri ve geniş tanımlı işgücü göstergeleri, bu artışın henüz kalıcı ve güçlü bir canlanmaya dönüşmediğini düşündürüyor. İşgücü piyasası ne tam anlamıyla çöküyor ne de güven veren bir iyileşme patikasına girmiş görünüyor.
Bu tabloyu nasıl okumalıyız? Bana göre Şubat verisi üç şeyi birden söylüyor. Birincisi, Türkiye ekonomisi hâlâ istihdam yaratabilmektedir; bu olumlu bir unsurdur. İkincisi, işgücüne katılım arttıkça işsizliği düşürmek zorlaşmaktadır; bu da toparlanmanın kırılgan olduğunu gösterir. Üçüncüsü, kadın işsizliği, genç işsizliği ve atıl işgücü gibi alanlarda yapısal baskılar devam etmektedir. Dolayısıyla bugün işsizlik verisine bakıp ne aşırı iyimser ne de aşırı karamsar olmak gerekir. Daha doğru ifade şu olur: İşgücü piyasasında manşet göstergeler hâlâ yönetilebilir seviyelerde görünse de, alt kalemlerdeki bozulma bize kırılganlığın sürdüğünü anlatıyor.
Genel gidişatın özeti şudur: 2026’nın ilk iki ayı, Türkiye’de işgücü piyasasının yeniden denge aradığı bir döneme işaret etmektedir. Ocak ayında sert zayıflayan istihdam ve katılım, Şubat’ta bir miktar toparlanmıştır; ancak bu toparlanma işsizliği düşürmeye yetmemiştir. Çünkü işgücüne dönüş daha hızlı olmuştur. Eğer önümüzdeki aylarda istihdam artışı işgücüne katılım artışının gerisinde kalmaya devam ederse, işsizlik oranında yukarı yönlü baskı sürebilir. Buna karşılık istihdam daha güçlü artar ve özellikle gençler ile kadınlar için daha kalıcı iş alanları oluşursa, bugün gördüğümüz bozulma geçici kalabilir. Kısacası veri bize bir çöküş değil, ama dikkatle izlenmesi gereken bir kırılganlık anlatıyor.