Özgür değilsin sadece öyle sanıyorsun
Özgürlük nedir? Neye göre tanımlanır ve sınırları nasıl belirlenir?
Bu sorular, insanlık tarihi boyunca sorulmuş ama hiçbir zaman tek bir cevapla sınırlandırılamamıştır. Çünkü özgürlük, yalnızca bireysel bir his değil; aynı zamanda yaşanılan toplumun, kültürün, inancın ve hatta coğrafyanın şekillendirdiği çok katmanlı bir kavram.
Özgürlüğün tanımı, yaşadığımız ülkeye, içinde bulunduğumuz aile yapısına ve inandığımız değerlere göre değişebilir. Bir insan için özgürlük, düşüncelerini açıkça ifade edebilmekken; bir diğeri için inancını yaşayabilmek ya da sadece hayatta kalabilmektir. Bu yüzden özgürlük, evrensel bir kavram gibi görünse de, pratikte herkes için aynı anlama gelmez.
Küçük yaşlardan itibaren bizlere öğretilmeye çalışılan “ben dili” ve bireysel özgürlük anlayışı zamanla kaçınılmaz bir gerçekliğe dönüştü. Ancak burada önemli bir kırılma yaşandı. Kendi özgürlüğünü ve çıkarlarını düşünmeden toplum ve aile için fedakârlık yapmayı görev bilen bir nesil, bugün kendi ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanan; fakat buna rağmen çocuklarına “ben merkezli” bir hayat sunan bir anlayışı destekler hale geldi.
Oysa ki bu iki uç yaklaşımın da sağlıklı olduğu söylenemez.
Sadece toplum için yaşamak, bireyi yok sayar ve zamanla içsel bir boşluğa sürükler.
Sadece kendini merkeze almak ise toplumsal bağları zayıflatır, empatiyi ortadan kaldırır ve bireyi yalnızlaştırır.
Her hakikatin bir sınırı olduğu gibi özgürlüğün de bir sınırı var. Bu sınırın ne olduğu sorusu ise bizi hem vicdanımıza hem de toplumsal sorumluluklarımıza götürür. Sınırların tamamen ortadan kalktığı bir dünyada özgürlük, kısa sürede kaosa dönüşür. Çünkü herkesin sınırsız olduğu bir yerde aslında hiç kimse güvende değil.
Bu nedenle özgürlük; yalnızca “istediğini yapabilmek” değil, aynı zamanda “yapmamayı seçebilmek”tir. Özellikle inanç perspektifinden bakıldığında, asıl özgürlük insanın her şeye gücü yetiyorken yanlış olandan uzak durabilmesi. Yani özgürlük, nefsin her arzusuna teslim olmak değil; irade sahibi olabilmektir.
Dünya ülkelerine baktığımızda özgürlüğün ne kadar farklı anlamlar taşıdığını açıkça görebiliriz. Afrika’nın adını dahi bilmediğimiz bir şehrinde özgürlük, çocuk yaşta zorla çalıştırılmamak ve insanca yaşayabilmek. Gazze’de ya da Arakan’da özgürlük, hayatta kalabilmek ve inancını yaşayabilmek. İran’da ya da Ukrayna’da ise özgürlük, savaşmadan, baskı altında kalmadan hayatını sürdürebilmektir.
Tüm bu örnekler bize şunu gösteriyor:
Özgürlük, bulunduğun şartlara göre anlam kazanan bir gerçektir. Bu yüzden özgürlüğü değerlendirirken sadece kendi hayatımıza bakarak değil, dünyanın farklı gerçekliklerini de göz önünde bulundurarak düşünmek gerekir.
Sonuç olarak özgürlük, ne sınırsız bir serbestlik ne de tamamen kısıtlanmış bir alan olmalıdır.
Özgürlük; bireyin kendini gerçekleştirebildiği, ancak bunu yaparken başkasının hakkını ihlal etmediği bir denge halidir.
Çünkü yaşananlardan çıkarılan sonuç yanlış olursa, varılan yer özgürlük değil; hüsran olur.
Özgür değilsin, Sadece öyle sanıyorsun.