“Armut piş ağzıma düş! Ama şimdi öyle bir hayat yok”
Müzik dünyasında az sayıda markalaşmayı başaran solist var. Markalaşarak kendisini, farklı konumlandıran Sıla ‘Kafa Yüksek Kalp Kırıcı” adlı albümünü yayınladı. Sıla albümü ve hayata dair görüşlerini bizimle paylaştı:
“HEP ALBÜM YAPACAĞIM”
Dinleyicim benden her daim albüm istiyor, bunun çok farkındayım. Ben de kendimden albüm bekliyorum, bunun da farkındayım. Yanlış anımsamıyorsam 2022 yılında çıktı son albümüm. Sonrasında hep teklilerle devam ettim. Dört sene tekliler devam etti bunu birazcık da tüketim sebepli yapıyoruz. Emeklerimiz çöpe gitmesin diye yapıyoruz bu teklileri. Ama tekliler ne dinleyiciyi kesiyor ne bizi kesiyor açıkçası. Dolayısıyla ben her zaman albüm yapan biri olarak kalacağım bence. Yani hedefim hep albüm yönünde olacak. Belki yine bundan sonra teklifler olur ama yine albüm sürecine gireceğimi zannediyorum. Ben de böyle olmasını seviyorum.
“ALBÜM İSMİNİ DOĞUM GÜNÜMDE BULDUM”
17 Haziran benim doğum günüm. O günün sabahında iki üç satır yazmışım. Sonra arşivimi tararken notlarımın arasında bir satırda “Kafa yüksek kalp kırıcı” notunu çekip çıkardım. Aslında kafa yüksek kalp kırıcı bir cümle içindeydi. Sonra bana çok çarpıcı geldiğini fark edince güvendiğim, inandığım arkadaşlarıma ve takımıma tabii ki “bu albüm ismi olur diye düşünüyorum” deyip fısıldadım onların kulaklarına. Herkese çok çarpıcı geldiğini duyunca oradan devam ettik ve albüm ismi “Kafa Yüksek Kalp Kırıcı” oldu. Bütün şarkılar zaten bitmişti. Neredeyse miks aşamasına gelmiştik ve bir bütün olarak da iyi bir başlık olduğunu düşündüm. Kafası yüksek olanın kalbi zaten biraz fazladan kırık olur. Malum biraz onun da işareti, biraz güç göstergesi, biraz kırılganlık ibaresi. Aslında bunu böyle yaşayan bence çok fazla insan var. Tabii onlar için tatlı bir başucu başlığı ve albümü olacaktır diye düşünüyorum.
“KENDİMİ ŞANSLI SAYIYORUM”
Ben açıkçası aslında hayallerin de bir yere varabilmiş biriyim ve kendimi şanslı sayıyorum her zaman. Bu anlamda büyük cümleler kurmayı seviyordum. Bu çocukluğumda da böyleydi. İlk gençliğimde de böyleydi, Kenan'la (Kenan Doğulu) çalıştığım süre içinde de böyleydi. Hep aslında arzu ettiğim şey şuydu: Bir müziğimin olması ve bir ifade olması. Kendi şarkılarımı yazmak ve kendi şarkılarımla aslında kendi fikirlerimi, sesimi duyurmak asıl amacım. Bunu başarmış olmak benim için tabii ki müthiş bir duygu ve tabii ki sağlığım el verdiğince de bu yolda ilerleyeceğim. Disiplinli olmak, sebat etmek, diretmek ve çalışmaya devam etmek, gelişimi durdurmamak, kendini donatmaya devam etmek. Bunlar başarılı olmak için çok önemli şeyler.

MÜZİSYENLERİN HEPSİ ŞARKILARI HİSSETTİ
Aranjörlerin hayallerine karışmayı sevmem. İlk başta fikir vermeyi de sevmem. “Siz ne hissediyorsunuz? Önce bir yapın ondan sonra üstüne konuşalım” derim. Çünkü benim hiç aklıma gelmeyecek çok uçuk bir fikirle de karşılaşabilirim. Bu albümde Cenk Erdoğan süpervizörü albümün yarenlik ettik. Benim çok eski okul arkadaşım zaten kendisi. Çok da iyi bir müzisyen olduğunu zaten burada ifade etmeme gerek yoktur. Dünya çapında bir müzisyen zaten. Beraber kafa yorduk, kafa patlattık aslında ve genel sound aslında biz belirledik. Dört aranjör var albümde ama ağırlıklı olarak Cenk'in düzenlemeleri var. Onun dışında da garip bir şekilde herkes aynı ateşin etrafında toplandı. Bence bu konuşulmadan bunun bir araya gelmesi de bence çok özel bir durum. Evet hissetti bence herkes şarkıları. Ben hep şey derim. Şarkılara hizmet ediyoruz. Yani şarkı neyse şarkının düzenlemesi de şarkıcılığı da çalınacak enstrüman. Enstrümanın bakış açısı da aslında şarkıya hizmet etmelidir. Her zaman böyle olmalıdır bence. O anlamda iyi kafa kafaya verdik bütün müzisyen arkadaşlarımla.
“ATEŞLE OYNAMA DÜETİNİN BAŞARISINI BENDE BEKLEMİYORDUM”
Erol Bey (Erol Evgin) bana bir düet albüm yapmak istediği için telefon açtığında ben Almanya'da turnedeydim ve karayolunu hiç unutmuyorum. Arabadan konuşmuştuk. Ben “Albümde olmaktan tabii ki onur duyarım. Erol Bey, elbette çok isterim” dedim. “Bana” dedim “lütfen repertuvar yollarsanız ben bir bakayım ne var ne yok filan” dedim. Bana repertuvar yolladı. Ben repertuvara baktım ve bir anda Erol Evgin’e telefon açtım. “Erol Bey “Ateşle Oynama Yok” repertuvarda ama ateşle oynamaya nasıl bakarsınız” dedim. Erol Bey dedi ki “Aklına nereden geldi? Biz bunu hiç düşünmemiştik olur yapalım hadi” falan dedi. İskender'i aradım, İskender Paydaş yaptı onun düzenlemesini. O da çok güzel bir düzenleme yaptı ve şarkının hakkını verdi. Albüm yayınlanınca acayip bir şey oldu bir anda. Bu kadarını inan ben de ummuyordum. Bence Erol Bey de ummuyordu, İskender de ummuyordu, Sezen de ummuyordu. Bence hakikaten şarkı çok başka bir yere taşındı.
“YAPAY ZEKA İNSANIN YERİNİ ALAMAZ”
Yapay zeka bir mesleği tüketmeye çalışan, onlara saldıran bir şey gibi. Ben şöyle değerlendiriyorum. Her şeyi kötüsüyle değerlendirmemek lazım onu. Yani işi bilen biri, onu yönetmeyi bilen biri, iyi bir müzisyen, iyi bir aranjör, iyi bir prodüktör pekala bunu referans olarak kullanarak, demosuyla, maketiyle pekala çok güzel bir iş çıkartabilir. Çıkartabilir ama bilen biri. Yani şundan bahsetmiyorum anahtar sözcüklerle oraya kopyalı şeyler yazan, şurası şöyle olsun, bu bunun yazdığı gibi olsun, öyle olsun falan. O zaman o kötücül bir düşünce olur. Yani oraya sapmazsak yapay zeka bize yardımcı olabilir. Ama ona saptık mı zaten aynılaşıyor bir yerden sonra. Eskiden kulağımıza yapay zeka ile üretilen şarkıları o kadar seçmiyordu ama dinledikçe yapay zekayı anlamaya başlıyorsunuz ve bu yapay zeka diyorsunuz. Bir de insanın yerini tutma ihtimali çok zor.

“MUHBİR ŞARKISINI ÇOK ZOR YAZDIM”
Geçmişte kendimi çok iyi hissetmediğim bir dönem yaşadım. Bir antidepresan kullandım ve antidepresan benim duygularımı kilitledi. Elime kalemi alıyorum, kağıt bana bakıyor, ben kağıda bakıyorum. Diyorum ki ya ben ne yazıyordum acaba? Ya? Hiçbir şey hatırlamıyorum. Sonra doktorumla konuşup dedim ki ‘Abi ne olacaksa olsun yani ben bunu bırakacağım yani ben bu işi hallederim’. Kestim antidepresanı gerektiği gibi. Tabii ki azalta azalta. Ve ne oldu biliyor musun? Bir sabah uyandım. Mabel Matiz bana “Muhbir”i göndermişti öncesinde. O sabah kalkıp muhbiri yazdım ve Mabel’e telefon açtım. Dedim ki nihayet kardeşim altından kalktık.
“ŞARKI YAZMAK BAMBAŞKA BİR ŞEY”
Hep şarkı yazmak istiyorum, hep şarkı söylemek istiyorum. Konserlerime düzenli devam etmek istiyorum. Ben mesela sahnede çok az konser verip evde oturabilecek biri değilim. Performans beni çok besliyor. O yüzden sahnede olma halini çok beğeniyorum, çok seviyorum. Dolayısıyla gelecekte mümkün mertebe olabildiğince çalmak, mümkün mertebe üretmek istiyorum. Mesleki olarak istediğim şey bu. Bambaşka bir şey yazmak, Vaktim var genel olarak sanat etrafında gezinmek ve sanat etrafında dolaşmak istiyorum gelecek adına derdim bu.
“HAYAT ÇOK ÇIKARCI OLDU”
Son dönemlerde nedense kolay yoldan köşeyi dönmek, hızlı para kazanmak, hiçbir donanıma ihtiyaç duymaksızın iyi bir hayat gereksinimi gibi şeyler çok öne çıkmaya başladı. Biz böyle büyümedik, biz böyle çalışmadık, biz böyle okumadık. Biz hala böyle bir yerde değiliz. Dolayısıyla ben yeni jenerasyonun birazcık buralardan fena dejenere olduğunu düşünüyorum.
Bana göre hayat genel olarak çok çıkarcı bir yerde duruyor. Ama bunun da tabii ki birazcık alt kültürle ilgisi var. Bunun eğitimle ilgisi var. Aile içi yapıyla ilgisi var. Sokakla ilgisi var. Bunlar toparlanmadan düzelmez. İnsanlarda ciddi bir kötü hırs var. Yani hızlıca kazanmak ve istediğini hızlıca elde etmek. Her şey benim olsun ama ben hiçbir şey yapmam. Armut piş ağzıma düş. Şimdi öyle bir hayat yok. Yok. Hayatın gerçeği böyle değil. Üstelik bu bakış sürdürülebilir bir şey de değil. Oralara kapılmamak lazım. Bu benim çok önemsediğim bir şey. Herkese en büyük tavsiyem bu.