Sorun dezenflasyon değil, pahalı ve yavaş dezenflasyon

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Enflasyon ve devalüasyon lobisinin yakın zamanlarda yükselen seslerinden duyduğumuz gibi dezenflasyon programından vaz geçelim mi? Bence programın araç bileşimi kendi hedefiyle tam uyumlu olmadığı için sonuç yavaş geliyor. Bu da toplumda “o halde vazgeçelim” seslerini güçlendiriyor. Oysa doğru sonuç bence bu değil. Doğru sonuç şu: Dezenflasyondan vazgeçmek değil, dezenflasyonun maliyetini düşürecek daha tutarlı bir para-maliye-kur bileşimine geçmek gerekir.

GİRİŞ

Son günlerde kamuoyunda giderek daha sık duyduğumuz bir söylem var: “Bu dezenflasyon programı çok maliyetli; öyleyse bundan vazgeçelim.” İlk bakışta bu itiraz anlaşılır görünüyor. Çünkü büyüme yavaşlıyor, kredi koşulları sıkılaşıyor, istihdam üzerindeki baskılar artıyor ve toplum geniş anlamda bir “soğuma” maliyetini hissediyor. Ne var ki burada asıl sorulması gereken soru, dezenflasyondan vazgeçmek gerekip gerekmediği değildir. Asıl soru şudur: Neden uygulanan program, kendi ilan ettiği hedeflerle uyumlu bir hızda sonuç üretmiyor? Bana göre cevabın önemli bir bölümü, kur rejimi ile para ve maliye politikası bileşiminin birbiriyle tam uyumlu olmamasında yatıyor. Sorun dezenflasyon değil; pahalı dezenflasyondur

1. MUNDELL-FLEMİNG MODELİ NE SÖYLÜYOR? 1994, 2001 VE 2018’DEN HANGİ DERSİ ÇIKARMALIYIZ?

Açık ekonomi makro iktisadının temel çerçevelerinden biri olan Mundell-Fleming modeli, basit ama güçlü bir fikir verir: Para politikası, maliye politikası, kur rejimi ve sermaye hareketleri birbirinden bağımsız değildir. Bunlar bir makinenin farklı dişlileri gibidir. Birini başka yöne, ötekini başka yöne zorladığınızda sistem çalışır gibi görünse de verimsizleşir; hatta bir noktadan sonra kırılgan hale gelir. Modelin temel sezgisi şudur: Dalgalı kur rejiminde kur, dış şokları emen bir tampon görevi görür; buna karşılık kontrollü veya çıpalı kur rejimlerinde bu tampon zayıflar ve istikrar yükü daha çok iç politikalara, özellikle maliyeye biner. IMF’nin son Türkiye değerlendirmesinde de kur esnekliğinin artırılmasının, dezenflasyon maliyetini düşürebilecek önemli unsurlardan biri olduğu özellikle vurgulanıyor.

Türkiye’nin yakın kriz tarihi de aslında bu teorik çerçeveyi doğrular. 1994 krizi öncesinde sermaye hesabı serbestleşmiş, buna karşılık mali disiplin zayıflamış, kamu açıkları büyümüş ve kur belli ölçüde istikrar çıpası gibi kullanılmaya başlanmıştı. OECD’nin 1994 değerlendirmesi ile sonraki akademik çalışmalar, kamu açıkları, değerli kur ve kısa vadeli sermaye hareketlerinin yarattığı dengesiz bileşimin krize giden zemini hazırladığını gösteriyor. Yani sorun yalnızca “yüksek açık” değildi; açık ekonomi rejimine uygun olmayan bir politika karması idi.

2001’de benzer ders daha sofistike bir biçimde tekrarlandı. O dönemde dezenflasyon programı, kur çıpası üzerine oturtulmuştu; ama bankacılık sistemi kırılgandı, kamu borç dinamikleri hassastı ve sermaye hareketleri serbestti. Dünya Bankası ve diğer uluslararası değerlendirmeler, 2001 krizinin yalnızca teknik bir bankacılık sorunu değil, kirli “crawling peg” rejimi ile finansal yapı arasındaki uyumsuzluğun sonucu olduğunu ortaya koydu. Kur çıpası güven üretmek için seçilmişti; fakat aynı çıpa, sermaye hareketleri ve finansal kırılganlıkla birleşince sistemi savunulamaz hale getirdi.

2018’de ise hukuken dalgalı kur rejimi vardı; fakat para, maliye ve kredi politikalarının toplam bileşimi yine yeterince tutarlı değildi. IMF ve OECD o dönemde büyümenin destekleyici para, maliye ve finansal politikalarla taşındığını; ancak bunun aynı zamanda cari açığı, risk primini ve kırılganlığı artırdığını açıkça yazmıştı. Başka bir deyişle, kur resmen dalgalıydı ama politika bileşimi enflasyonu düşürmeye değil, büyümeyi kısa vadede korumaya odaklanmıştı. Sonuç yine ağır bir kur düzeltmesi ve yüksek enflasyon oldu.

Bu üç örnekten çıkan ortak ders açıktır: Türkiye’de krizlerin ve istikrarsızlıkların önemli bir kısmı, tek tek araçların yanlış seçilmesinden çok, araçlar arasında kurulamayan uyumdan doğmuştur. Aynı nedenle bugün de tartışmayı “faiz yüksek mi, düşük mü?” düzeyine indirgemek eksik kalır. Asıl mesele, uygulanan kur rejimi ile istikrar programının geri kalan unsurlarının birbirini tamamlayıp tamamlamadığıdır.

2. ŞİMDİ NE OLUYOR? SIKI PARA + YETERİNCE SIKI OLMAYAN MALİYE + KONTROLLÜ KUR

Bugün Türkiye’de resmî olarak serbest dalgalı kur rejimi vardır. Fakat IMF’nin 2026 Türkiye raporu, de jure rejimin serbest dalgalı olmasına rağmen de facto sınıflandırmanın “crawl-like” olduğunu açıkça belirtiyor. Yani “dalgalı kur” deyip fiilen “kontrollü kur” rejimi uygulanıyor. Aynı rapor, mevcut politika karmasını da “sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve geniş anlamda nötr maliye politikası” olarak tanımlıyor; bu bileşimin ancak kademeli bir dezenflasyon üreteceğini söylüyor. Daha önemlisi, IMF hem kur esnekliğinin kademeli biçimde artırılmasını hem de döviz müdahalelerinin yalnızca aşırı oynaklığı yatıştırmak için kullanılmasını tavsiye ediyor. Bu tavsiyenin ima ettiği şey şudur: Kurun üstlendiği yük ile para politikasının üstlendiği yük arasında bugün bir dengesizlik vardır.

TCMB tarafında ise sıkılığın gerçek olduğu açıktır. Merkez Bankası 22 Nisan 2026 tarihli kararında politika faizini yüzde 37’de, gecelik borç verme faizini yüzde 40’ta tutmuş; sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyonu güçlendireceğini belirtmiştir. Aynı metinde, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma halinde ilave sıkılaştırma yapılabileceği de ifade edilmektedir. Buna rağmen TÜİK’in Mart 2026 verisine göre yıllık TÜFE hâlâ yüzde 30,87’dir. Üstelik TCMB’nin Şubat 2026 Enflasyon Raporu, 2026 sonu için yüzde 15-21 tahmin aralığı ve yüzde 16 ara hedefi vermektedir. Yani para politikası sıkıdır; fakat sonuç, hedefle uyumlu bir hızda aşağı inmiyor.

Maliye cephesi ise bütünüyle gevşek değildir; ancak dezenflasyonu hızlandıracak kadar destekleyici de görünmemektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre Mart 2026’da bütçe 229,9 milyar TL açık vermiş, faiz dışı denge ise sınırlı bir fazla üretmiştir; Ocak-Mart döneminde de faiz dışı fazla korunmuştur. Bu tablo, klasik anlamda bir mali çözülmeye işaret etmiyor. Ancak IMF’nin “broadly neutral fiscal policy” ifadesi de tam burada önem kazanıyor: Nötr maliye politikası, yüksek enflasyonla mücadelede para politikasının işini zorlaştırmayan ama onu belirgin biçimde kolaylaştırmayan maliye demektir. Oysa kontrollü kura yakın bir rejimde, istikrar yükünün daha fazla mali disiplin tarafından taşınması beklenir.

Nitekim mevcut rejimin maliyeti de burada ortaya çıkıyor. Mart 2026 PPK özetine göre 23 Ocak’tan 6 Mart’a kadar brüt rezervler 18,1 milyar dolar gerilemiş; CDS yükselmiş ve kur oynaklığı artmıştır. Bu veriler bize şunu söylüyor: Kur istikrarı bedelsiz sağlanmıyor. Kur daha fazla serbest bırakılamadığı için şok emme görevi bütünüyle kur üzerinden çalışmıyor; bu durumda dezenflasyonun esas yükü faiz üzerinden, yani iç talep ve kredi kanalı üzerinden taşınıyor. Sonuç ise, beklenenden yavaş ama toplumsal maliyeti yüksek bir dezenflasyon oluyor.

SONUÇ: DEZENFLASYONDAN VAZGEÇMEK DEĞİL, STRATEJİYİ DÜZELTMEK GEREKİR

Bu nedenle bugün yapılması gereken şey, dezenflasyon hedefinden vazgeçmek değildir. Tam tersine, hedefi koruyup araç bileşimini düzeltmektir. Türkiye’de tartışılması gereken konu “faiz çok yüksek, o halde programı bırakalım” değildir. Asıl mesele, ilan edilmiş hedeflerle uyumlu, sade, anlaşılır ve iç tutarlılığı yüksek bir istikrar mimarisi kurabilmektir. IMF’nin de altını çizdiği gibi, daha fazla kur esnekliği, daha sade bir para politikası çerçevesi ve daha güçlü mali destek, dezenflasyonun maliyetini azaltabilir.

Özetle: Sorun dezenflasyon değil, pahalı dezenflasyondur. Eğer kur daha kontrollü tutulacaksa maliye çok daha disiplinli olmalıdır. Eğer maliye o kadar sıkı olmayacaksa, kurun şok emici işlevine daha fazla izin verilmelidir. Bunun dışındaki ara çözümler, bazen büyümeyi biraz daha uzun süre ayakta tutar; ama enflasyonu düşürme sürecini uzatır, toplumsal maliyeti yayar ve programın meşruiyetini aşındırır. Dezenflasyondan vazgeçmek kolaycı bir slogan olabilir. Fakat doğru soru başka: Nasıl daha az maliyetli, daha tutarlı ve daha inandırıcı bir dezenflasyon programı kurarız? Asıl cevap burada aranmalıdır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...