Anahtar Kelimeler / Vizyon ve Nazar
Dilimize Fransızca üzerinden giren “vizyon” kelimesi, Fransızcada “görme, görüş” anlamına gelen “vision” olarak kullanılıyor. Fransızcaya da Latincede “vidére” fiiline dayanan ve görme, görüntü ve hayâl, rüya gibi anlamları olan “visio” kelimesinden geçmiştir.
Vizyon kelimesi günümüzde her kamu ve özel kuruluşun aldığı misyon ve vizyon belgesiyle yeni bir anlam kazanmıştır. Oysa vizyon kelimesi dilimize 1970’lerde “televizyon” kelimesiyle girdi. “Telefon” kelimesinden âşina olduğumuz “tele” (uzak) kelimesiyle tşeh,tamlama yapılarak oluşturulan “televizyon” kelimesi de “uzağı görme” anlamı taşıyor. Televizyona bakınca neyi, ne kadar gördüğümüz ayrı bir tartışma konusudur. Hatta televizyonu seyrediyor muyuz, izliyor muyuz yoksa televizyona bakıyor muyuz gibi iletişim psikolojisi ya da iletişim sosyolojisinin ilgi alanına giren tartışmalar da vardır.
Vizyondan önce aynı anlamı karşılamak için dilimizde var olan başka kelimeler vardır. Bunlardan biri “nazar” kelimesidir. Halk arasında daha çok “kötü niyetli bakış” olarak kullanılan “nazar” kelimesi, Osmanlı Türkçesi’nde “nazariyat” kelimesinin kökünü oluşturuyor. “Manzara” da aynı kökten gelir ve “bakılan, seyredilen yer” anlamına gelir. Nereden baktığımız (nokta-yı nazar) neyi gördüğümüzü (manzarayı) belirler.
Latincedeki “teori” kelimesinin karşılığı olan “nazariyat”, etimolojik olarak Latincedekine benzer bir altyapıya sâhiptir. Latinceye Yunanca “tanrı” demek olan “theos” kelimesinden geçen “teo”, anlam bakımından “tanrısal bakış, dinî düşünce” gibi anlamlar taşır ve bizdeki “ilahiyat” kelimesinin karşılığı olan “teoloji” kelimesinin de kökenini oluşturur.
Sahne sanatlarının kurucu dalı olarak kabûl edilen “tiyatro” da “seyredilen yer veya şey” anlamından türetilen bir kelimedir. Dilimizde tiyatronun bir diğer ismi de “temaşa sanatı”dır.
Dilimizde nazar kelimesinin yanı sıra vizyonun eşanlamlısı olan bir diğer kelime de “basîret”tir. Esma-ül Hüsna’dan (Allah’ın doksan dokuz ismi) biri olan “El-Basir” ismi de “her şeyi her an, en ince ayrıntısına kadar gören” anlamı taşımaktadır. Basîret, nazarın bir üst seviyesidir diyebiliriz. Dolayısıyla bizim dil hazînemizde “vizyon” kelimesinin eşanlamlısı olan “nazar” kelimesinden hiyerarşik olarak daha yukarıda olan “basîret” kelimesi bulunmaktadır.
Vizyon kelimesinin bir anahtar kelimesi olmasının sebebi, bakmak ve görmek kadar bunun imkânına sâhip olmak ve bu imkânın verilmesidir. Önü kapanan, bakması engellenen kişinin nazar etmesi ve bir manzara görmesi mümkün değildir. Bakmak için durulan yerde engeller olduğu gibi, bakılan ve görülmek istenen yerin görülmesini engelleyen unsurlar olabilir.
Günümüzde gençlerin yurt dışına gitme isteklerinden söz ediliyor. Gençlerin Türkiye’de bir gelecek göremedikleri için, yurt dışından daha çok fırsat bulacakları zannıyla ülkeyi terk ettikleri veya terk etmek istedikleriyle ilgili haberler yapılıyor, araştırma sonuçları açıklanıyor. Burada bu gençlerin ya durup baktıkları yer ya da görmek istedikleri manzara olarak bir vizyon sorunuyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.
DOĞU ROMA PRENSLİĞİNDEN OSMANLI PAŞALIĞINA
Bu sorunu bir sorunsal hâline getirip târihten bir örnek olay üzerinden ele alabiliriz. Örnek, İstanbul’un fethinden sonra, İstanbul’un son imparatoru Konstantin’in kendi oğlu olmadığı için veliaht prens olan iki yeğeninin Müslüman olması ve Osmanlı’ya hizmet etmesidir. Bu hizmet, sıradan bir hizmet de değildir. Doğu Roma’nın veliaht imparatorlarından biri, Has Murat Paşa ismini alır. Abisi Mesih Paşa adını alır ve sadrazamlık makamına yükselir. Her iki kardeş de ettikleri askerî ve siyâsî gücü, intikam alıp Doğu Roma’yı tekrar kurmak için kullanmayı düşünmez. Has Murat Paşa, Otlukbeli Savaşı’nda (1473) şehit düşer. Kabri İstanbul’da kendi adını taşıyan Has Murat Paşa Câmii’nin hazîresindedir.
Günümüz şartlarından baktığımızda, bir kişinin imparator olan amcası öldükten sonra bin beş yüz yıllık Roma İmparatorluğu’nun başına geçecekken, bu imparatorluğu târih sahnesinden silen kişi olan Fatih Sultan Mehmet’in emrine girmesi hiç de mantıklı gelmemektedir. Oysa Has Murat Paşa’ya hem dinini değiştirecek hem de Osmanlı’ya hizmet ettirecek değişimi yaşatan şey, Osmanlı Devleti’nin ona verdiği vizyondur. Has Murat Paşa, bir Doğu Roma prensiyken kurduğu küçücük bir şehir devletinin başına geçmek hayâli yıkılınca, zamânının en güçlü devletinde paşa olmayı ve bu devletin amacı uğruna şehit olmayı daha büyük bir vizyon olarak görmüştür. Has Murat Paşa’nın, veliaht prens olarak durduğu yer ve bu yerden gördüğü manzara, Osmanlı Devleti’nin bir paşası olarak gördüğü manzara ile kıyas ve mukayese kabul etmez.
Günümüz şartlarında, imparator olma şansını kaybettiği için, Ayasofya kiliseden câmi çevrildiği için her türlü siyâsî ve dinî kin tutması gerektiğini düşündüğümüz Has Murat Paşa’ya bu vizyonu veren yapıyı anlayamazsak, ona “dönme” deyip geçmekle kalmaz, günümüz gençlerine nasıl bir vizyon vermemiz gerektiği sorusuna da cevap bulmakta zorlanırız. Has Murat Paşa’ya Doğu Roma prensi olarak aklının ucundan bile geçmeyen şeyleri yapma imkânı veren değişim bir vizyon meselesidir. Has Murat Paşa, bu vizyonu Ortodokslara emannâme verip onları Katoliklerin tehditlerinden kurtaran Fatih Sultan Mehmet’ten almıştır. Fermanlarını “Kayser-i Rum Fâtih Sultan Mehmet Han” yâni Roma’nın imparatoru, Müslümanların Sultanı ve Türklerin Hânı olarak imzâlayan bir pâdişahın baktığı yerden görülen şey Has Murat Paşa’ya bu değişimi yaşatan vizyondur. Bu vizyonun kaynağı İslâm’daki hikmet ve Türk kültüründeki töre anlayışıdır.
MOTİVASYON VİZYON DEĞİLDİR
Günümüzde motivasyon modası var. “Motivasyon konuşmacılığı” diye iş bile var. Ama motivasyon bize vizyon vermez. Altyapı, kararlılık, uzun vâdeli çalışma yoksa motivasyon sâdece hayâl kurdurur ama hayâl kırıklığı getirir. “Çok istemek”, “yeterince istersen başarırsın” gibi kişisel gelişim sloganları vizyondan uzak, iyi niyeti suistimâl eden söylemlerdir. Vizyon, hem kişisel hem toplumsal hem de kültürel bir içerik gerektirir. Kişinin vizyoner olması kadar, o kişinin vizyonunun karşılık bulduğu toplumsal yapı ve bunun kültüre dönüşmüş bir geçmişi olmalıdır. Has Murad Paşa’ya o vizyonu Osman Gazi veremezdi. O vizyon için II. Mehmet gibi bir sultan, yüz elli yıllık bir devlet kültürü ve bunun karşılık bulduğu toplum yapısı gerekir. Vizyon sosyal ve kültürel açıdan siyâsî, edebî, dinî, sanatsal, maddî, mânevî, akademik birikim ve süreklilikle birlikte mümkündür.
Bakmak ve görmek için duracak yeri kişisel ve toplumsal açıdan tâyin etmek; gerekirse yeri yâni bakış açısını değiştirmek ve gördüğü şeyi tahlil ve muhakeme etmek, vizyon sâhibi olmanın şart ve sonuçlarıdır. Vizyon sâhibi kişi, ülkesinde neden kalması gerektiğini, neden yaşaması gerektiğini gören, bilen ve buna göre davranan kişidir.