Domenico Tedesco neden bu kadar sevildi?

YAYINLAMA:

Rakibi boğan, hücum futbolu mu oynattı?

Hayır.

 

Takımı şampiyon mu yaptı?

Hayır.

 

Hatta bir ara takımın ligi üçüncü bitirme ihtimali bile konuşuluyordu. Peki buna rağmen neden bu kadar sevildi?

 

Cevap aslında çok net.

 

Son yıllarda şampiyonluk yarışından Nisan ayına gelmeden kopan bir Fenerbahçe vardı. Bu sezon ise daha en başında bambaşka bir kriz yaşandı. José Mourinho ile yönetim arasındaki gerilim sonrası, daha Ağustos ayında taraftar sezonun tamamından umudunu kesmişti. Öyle ki, bırakın şampiyonluk yarışını, bu kadronun ilk 10’a bile giremeyeceği düşünülüyordu.

 

Mourinho’nun gönderilememesi durumunda kendi istifa edeceği de pek mümkün görünmüyordu. Her puan kaybı sonrası hakemler, rakipler ve zaman zaman yönetim eleştirildi. Ama sorumluluk hiçbir zaman tam anlamıyla üstlenilmedi.

 

Tam da böyle bir ortamda Tedesco göreve geldi.

 

Kaybedilen puanların ardından yaptığı her açıklamada sorumluluğu üzerine aldı. Hatalarını kabul etti ve bir sonraki hafta bunları düzeltmeye çalıştı. Bu yaklaşım, taraftarla arasında güçlü bir bağ kurulmasını sağladı.

 

İlk yarı bittiğinde, kimsenin umut bağlamadığı Fenerbahçe; oynanan oyunla bir anda Galatasaray’ın hemen arkasına yerleşti ve şampiyonluğun güçlü adaylarından biri haline geldi.

 

Süper Kupa’da Galatasaray’a karşı oynanan baskılı futbol ve gelen galibiyet, taraftarın güvenini daha da artırdı.

 

Devre arasında yapılacak birkaç doğru transferle sezonun zirvede tamamlanması hiç de uzak değildi. Ancak buna rağmen işler istenildiği gibi gitmedi.

 

Tedesco’nun hastalığı nedeniyle 3 hafta takımın başında olmaması, o süreçte kaybedilen puanlar ve düşen özgüven takımın kırılma noktası oldu. Sonrasında toparlanmak kolay olmadı.

 

Üstelik Galatasaray’ın puan kaybettiği haftalarda bile fırsatlar değerlendirilemedi. Çünkü sahada sadece birkaç oyuncu sorumluluk alırken, diğerleri adeta “kaçak dövüştü.”

 

Normal şartlarda Galatasaray karşısında alınan 3-0’lık bir mağlubiyet, bir teknik direktörün sonu olurdu. Ancak o maçta bile kaçan penaltı, kırılma anıydı. Gol gelse maçın hikâyesi değişebilirdi. Üstüne gelen talihsizlikler sonucu ağır bir skor ortaya çıktı.

 

Bu yüzden taraftar teknik direktörüne kızmadı. Çünkü sahada gördüğü şey; mücadele, samimiyet ve haksızlığa uğramışlık hissiydi.

 

Başakşehir maçında da benzer bir tablo vardı. Takım mücadele etti ama bitiricilik yine sorunluydu. Farkı yaratan ise Anderson Talisca oldu. Attığı 3 golle maçın kahramanı olarak, derbideki hatasını telafi etti.

 

Bugün gelinen noktada teknik direktör gönderildi. Ancak bu kadronun tamamen dağıtılması büyük hata olur. Aksine, iskelet korunmalı ve üzerine kaliteli takviyeler yapılmalı.

 

Yeni yönetimin en kritik kararı ise teknik direktör seçimi olacak. Taraftar artık geriye yaslanan, korkak futbol istemiyor. Baskılı, hücum odaklı ve rakibi boğan bir oyun talep ediliyor.

 

Böyle bir oyun oynandığı sürece, şampiyonluk gelmese bile sabır gösterilir. Ama aksi durumda, yani savunma ağırlıklı ve sıkıcı bir futbol tercih edilirse, tepkiler çok daha erken ve sert olacaktır.

 

Bu sezon artık büyük ölçüde şekillendi. Mucize olmazsa sıralama değişmeyecek.

 

Bu yüzden yapılması gereken şey çok açık:

Geçmişi değil, geleceği planlamak.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...