Fetih

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Müslüman-mümin olmanın bir gereğidir kıyam halinde olmak. Kıyam; her an tetikte, her an uyanık ve her an dimdik ayakta olmak demektir. İnanmış olmak ise; ilkeli, vefalı, adaletli olmakla, hakka riayet etmekle, erdemli, vasıflı, şuurlu olmakla, ilim, irfan ve hikmet sahibi olmakla, dürüst, çalışkan, ahlaklı, dosdoğru olmakla, riyasız, gösterişten uzak, gurur ve kibre yeltenmeden, hakka tabi olmak demektir. Mümin insan; Allah ve Resulüne, O’nun getirdiği Kur'an ve sünnete şeksiz ve şüphesiz iman eden teslimiyet sahibi insan demektir. “Her canlının elinden dilinden emin olduğu kimsedir Müslüman” olmak demek. Bu eminlik sıfatı, sadece beşerî münasebetlerde değil, eşyaya ve tabiata karşı da bir sorumluluk ahlakını kuşanmayı icap ettirir. Zira Müslüman, yeryüzünün imarı ve ıslahı için memur edilmiş bir emanetçidir.

Bu ve benzeri vasıfların sahipleri olan Müslüman, asla ye’se kapılmaz ve asla umutsuz olmaz. Her anın yeni doğumlara, dirilişlere, fetihlere sebep olduğunu bilir. İnanmış olmanın gereğidir umutlu olmak. Fethe hazır olmak demek sefer halinde olmak demektir. Fetih şuuru; her anında kendisini geliştiren, yenileyen, tazecik mevsimler gibi, terütaze baharlar gibi olmak demektir. Fethe hazır olmak; susuz mevsimlerde su, katıksız mevsimlerde katık, umutsuz zamanlarda umut olmak demektir. Zira fetih, sadece bir coğrafyanın kapılarını açmak değil, kilitlenmiş kalplerin anahtarını bulmaktır. Bu hakikati Sultan Fatih’in şu meşhur mısraları ne güzel hülasa eder:

“İmtisâl-i 'câhidû fi'llâh' oluptur niyyetim

Dîn-i İslâm'ın mücerred gayretidir gayretim”

Cihan padişahı burada açıkça beyan eder ki: Niyetim Allah yolunda cihat etme emrine sımsıkı sarılmaktır; benim bütün gayret ve çabam, sadece ve sadece İslam dinini yüceltmek ve O’nun adaletini dünyaya yaymak içindir. İşte bu "mücerred gayret", fethin şahsi bir ihtiras değil, ilahi bir sevda olduğunun tescilidir.

Bugün dünyada zulmün kabul edilemez boyutlara ulaştığına şahitlik ediyoruz. Dur durak bilmeksizin çıkarılan savaşlarda; milyonlarca masum çocuğun, kadının ve yaşlının kanı akıtılmakta; ilim, irfan ve bilimle meşgul olan kıymetli şahsiyetler hedef alınmaktadır. İbadetgâhlar, camiler, kiliseler, şifa merkezleri olan hastaneler ve geleceğin teminatı okullar yerle bir ediliyor. Ne Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Trablusgarp’ta; ne Eritre’de, Moro’da, Filistin’de, Gazze’de; ne Afrika’da, Türkistan’da, Kerkük’te, Kırım’da; ne de İran’da, Venezüella’da ve Rusya’nın bitiremediği Ukrayna hattında... Dünyanın her köşesinde gerçekleştirilmek istenen işgal ve terör savaşları, aslında bir medeniyet krizinin dışa vurumudur. Suçsuz yere işgale kalkışılmış, özgürlüğü elinden alınmış mazlum milletlerin göğe yükselen ahları, bu zalim düzenin ve bu yıkıcı anlayışların sonunun geldiğine en büyük işarettir. Unutulmamalıdır ki; küfür devam eder ama zulüm devam etmez. Mazlumun ahı, fethin en büyük müjdecisidir.

Fetih, evvela içte başlayan kutlu bir eylemdir. Ahiren dışa yansıyan, yansımakla kalmayıp dalga dalga çevreyi ören, saran bir bilinç işidir. Nefsini fethedemeyenlerin, dünyayı fethetmeye kalkışması sadece bir işgalden ibaret kalır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye doğru bütün bir yeryüzü bizim sesimize, sevdamıza ve sedamıza hasrettir. Çünkü fethin boyutu; “doğunun da batının da Rabbi Allah’tır” emrinin gereğini yapmak için sefer halinde olmaktır. "Doğu da Batı da Allah'ındır. Her nereye yönelirseniz Allah'ın rızası oradadır" emrinin doğru anlaşılması, ömrün fethe ayarlı yaşanması anlamına dönüşmelidir. Fetih öncülerine, Peygamber (as)’ın gönderdiği mektuplara, tebliğcilere dikkatle bakıldığında daha doğru bir şuurun kapısı açmış oluruz. Doğunun en büyük devleti olan İran Kisra’sına, Batının Bizans İmparatoru’na, Mısır’ın Kral’ına gönderilmiş olan elçiler ve İslam’a davet, tebliğ mesajları asla unutulmamalı, bilakis her an gündemimizde bulundurulmalıdır.

Fetih anlayışımız, imanımızın şuura dönüşmesine işaret eder. Tıpkı büyük komutan Tarık Bin Ziyad'ın Atlas Okyanusu kıyısında atını denize doğru sürüp şöyle söylediği ifade edilmektedir; “Allah'ım önüme bu büyük denizi çıkarmasaydın, senin adını daha nice ufuklara ulaştıracaktım.” Böyle bir anlayışla hayatı algılamak, tutunmak ve hayatı yaşamak icap ediyor. İşte bu fetih şuurunun ecdadımızı götürdüğü her toprak, yeryüzünün huzura kavuşması, İslam’ın sancaktarlarının burçlarda bayrağımızı dalgalandırmasından ibarettir. Bu gaza ruhunu şair Yahya Kemal şu beyitiyle ebedileştirir:

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”

Buradaki "şenlik", kan dökme arzusu değil, bir davanın neferi olmanın verdiği iç huzur ve coğrafyaları karanlıktan aydınlığa çıkarma neşesidir. Dev gibi orduların yenilmesi ise, bilek gücünden ziyade iman kuvvetinin ve fethin getireceği adalete olan sarsılmaz inancın bir neticesidir. İslam âlemi, gerekmedikçe savaşı istemez; savaşa yeltenmez. Savaş, ancak mecburiyetlerin getirdiği bir sonuçtur. İslam orduları, gittikleri her diyara esenlik ve huzur götürmek için sefere çıkmışlardır. Fethettikleri topraklarda asla zulüm işlememişler, haksız yere savaşın dışında insan öldürmemişler ve hiçbir canlıya zarar vermemeye özen göstermişlerdir. Öyle bir incelik ki, gerekmedikçe ormandan bir ağaç bile kesmemişlerdir. Gittikleri hiçbir toprağı işgal etmemişler, bilakis açmak manasına gelen fetihle gönülleri imar etmeye gitmişlerdir. Fetihle birlikte yerli halkın inancına, yaşayışına ve ticaretine asla engel olunmamış, bilakis insanlar ibadetlerinde ve hayatlarında serbest bırakılmışlardır.

İspanya topraklarına çıktığında gemileri yakan komutan ve askerlerin şuuruyla, Çanakkale boğazını sallarla geçip Rumeli’ye fethe giden mücahitlerin şuuru, Malazgirt’ten Anadolu’ya sancaklarla giren İslam ordusuyla Zeytin Dalı Harekâtındaki gayret ve cihat aynı şuurun, şiarın yansımasıdır. Bu şuur, tarihin akışını değiştiren, zulmün kalelerini sarsan ilahi bir iradedir. İslam ümmetinden bir tek bireyin şuuru, fethe muktedirdir. Böyle inanmalıdır ki fetih sürekli olsun. Bundan dolayıdır ki her fert bizim için, bir ordu demektir. Bir tek Akıncı dervişi, tek başına bir ordu olabileceği gibi tebliğ için gittiği diyarların mamur hale dönüşmesinden de sorumludur. Gönüllerin fethi toprakların, kıtaların fethinden yeri gelir daha kıymetli olur; çünkü yıkılan surlar onarılır ama kazanılan bir gönül ebedi bir yurttur.

İslam medeniyetinin dirilişi, bireylerin dirilişiyle mümkündür. Fetih ruhu, içten içe büyüyecek ve bugün dünyayı sarmalayan o karanlık zulüm perdesini yırtıp atarak yeryüzünün bütün damarlarına adalet ve merhamet taşıyacaktır. Bu ruh, teslimiyetle yoğrulmuş bir azmin, tevazuyla kuşatılmış bir vakarın adıdır. Hem içteki diriliş, hem de dıştaki uhuvvet birbiriyle bütünleştiğinde fetih mukadder olur vesselam.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...