Makamın Gölgesinde Kaybolmak

YAYINLAMA:

Bazen insan yürür… Nereye gittiğini bilmeden.

Öyle bir dalar ki dünyanın telaşına, farkında olmadan koşmaya başlar. Oysa içten içe bilir; göz görse de gönül görmez olmuştur artık. Aklı dünya hevesine teslim olmuş, bakar kör haline gelmiştir.

Aşağıdaki mısraları yıllar önce, 10 Ağustos 2017’de not defterimde kaleme almıştım: Dünya hayatının süslü oyuncaklarına aldanma… Ne mülküne güven, ne de tahtına. Ne kadar çok şeye sahip olursan ol. Bugün toprak üstündesin, ama yarın altında. O vakit sende gel hayatı Rabbin ile yaşa.

Aradan yıllar geçti ama değişen pek bir şey olmadı. İnsan hala hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor. Makamın, şöhretin ve gücün sarhoşluğuna kapılıyor. O koltukta otururken kendisini ulaşılmaz zannediyor; fakat makam elden gidince bir anda yalnızlaşıyor. Dün selam vermediği insanlara bugün samimiyet göstermeye çalışıyor.

Oysa insanın aklına şu soru geliyor:

Madem bugün bu kadar mütevazısın, neden makamdayken değildin?

Çevremizde bunun sayısız örneğini görüyoruz. Göreve geldikten sonra telefonlara çıkmayanlar, insanları görmezden gelenler, koltuğun verdiği güçle kibri birbirine karıştıranlar… Makam gidince ise “Ben de sizin gibiyim” tavrına bürünenler…

İnsan, kibire meyilli bir varlık. Asıl mesele bundan kaçabilmekte. Hiçlik makamında olduğumuzu unutmamakta.

Elbette insanda belli ölçüde ego olabilir. Hatta yönetici olan, önde bulunan insanlarda bu doğal karşılanabilir. Fakat o duygu kibire dönüşüyorsa, işte orada durmak gerekir. Çünkü kibir; insanı insanlardan uzaklaştırır, vicdanı köreltir, merhameti azaltır.

Bugün ne yazık ki gösterişin, şatafatın ve israfın normalleştiği bir dönemdeyiz. Kendi malı olmadığı halde onu kendi saltanatı gibi yaşayan insanlar görüyoruz. Oysa Müslümana düşen; emaneti yük değil, sorumluluk bilmektir.

Gerçek liderlik, egoyu yok etmek değil; onu terbiye edebilmektir. Gerçek lider, kendi başarısını değil, insanlara fayda sağlamayı önemser. Tevazu sahibidir. Empati kurar. Hizmet etmeyi bilir. “Ben bilirim” anlayışıyla değil, “Birlikte başarabiliriz” anlayışıyla hareket eder.

Ne mutlu; makamını mazlumun yanında duran, yetimin hakkını gözeten, insanlara ve tüm canlılara merhametle yaklaşan kişiler için kullananlara…

Çünkü ey insan, sonunda öleceksin.

Arkanda bıraktığın makam değil; dualar, güzel işler ve gönüllerde bıraktığın iz kalacak. Belki de bugün yanında çalışan insanların duasını değil, bedduasını almış olacaksın.

Peki değer mi?

Dünya hayatının süslü oyuncaklarına kapılmaya gerçekten değer mi?

Rabbini unutup nefsinin peşinden giden insan, çölde devesini kaybetmiş bir yolcu gibidir. Yalnızlaşır, yönünü şaşırır ve sonunda helake sürüklenir. İnsan da yaratılış gayesini unutup sadece dünya nimetlerine aldanırsa, aslında kendine yazık etmiş olur.

Çünkü dünya geçicidir.

Makam geçicidir.

Şöhret geçicidir.

Kalıcı olan ise; insanın ardında bıraktığı ahlak, merhamet ve hayırdır.

Bizim ki bir hatırlatma. Eyvallah..

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...