Ya hayır konuş ya da sus
Hayatımız boyunca bazı korkularımızı dile getirmeye bile çekindiğimiz zamanlar olabiliyor. Çünkü bazen söylediğimiz şeylerin bir gün gerçek olacağından endişe ediyoruz. Oysa hayat sadece korkularımızın etrafında şekillenmiyor. Kimi zaman en çok korktuğumuz şeyler hiç yaşanmazken, hiç beklemediğimiz güzellikler gelip bizi bulabiliyor. İnsan bazen kötü ihtimallere o kadar odaklanıyor ki, karşısına çıkan güzel şeyleri fark etmekte zorlanabiliyor.
Olması imkânsız gibi görünen hayallerimiz ve isteklerimiz bile hiç ummadığımız bir anda gerçekleşebiliyor. İnsan tam vazgeçtiğini düşündüğü anda yeni bir başlangıçla karşılaşabiliyor. Çünkü hayatın ne zaman ne getireceğini önceden kestirmek mümkün olmuyor. Bu yüzden bazen karamsarlığın içinde kaybolmak yerine, umuda tutunmak gerekiyor. Çünkü insanın içindeki düşünceler zamanla ruhuna da yansıyor. Sürekli kötüye odaklanan biri, zamanla hayatın güzel taraflarını görmeyi unutabiliyor.
Bazılarımızın işleri hep yolunda giderken, bazılarımızın da başına sürekli zorluklar gelebiliyor. Fakat insanı ayakta tutan şey yalnızca yaşadıkları değil, yaşadıklarına rağmen içinde taşıdığı güç oluyor. Çünkü aynı olay bir insanı tamamen yıkarken, başka birine mücadele etmeyi öğretebiliyor. Burada en önemli şeylerden biri de insanın kendisine ve çevresine nasıl bir dil kullandığı oluyor. Sürekli kırıcı konuşulan bir yerde huzur da zamanla kayboluyor. İnsan bazen kötü olaylardan çok, duyduğu ağır sözlerden yoruluyor.
Asıl mesele yaşadıklarımızı nasıl yorumladığımız olabilir mi? Çünkü insanın düşünceleri zamanla davranışlarına, davranışları ise hayatına dönüşüyor. Sürekli kötü konuşulan bir ortamda umut da güzellik de uzun süre kalamıyor. Oysa güzel bir söz bazen insanın bütün gününü değiştirebiliyor. İçinden çıkamadığı bir anda duyduğu küçücük bir cümle bile ona yeniden güç verebiliyor. Bu yüzden sözcüklerin etkisini küçümsememek gerekiyor.
Özenle büyütülen çiçekler nasıl daha canlı ve daha renkli açıyorsa, insan da güzel sözlerle ve anlayışla güçleniyor. Sürekli eleştirilen, kırılan ve değersiz hissettirilen bir insan zamanla içine kapanabiliyor. Ama sevildiğini ve değer gördüğünü hisseden biri hayata daha sıkı bağlanıyor. Çünkü insan ruhu da en az bir çiçek kadar hassas oluyor. Nasıl ki bir çiçek ilgisiz kaldığında soluyorsa, insan da kötü sözlerin içinde zamanla yoruluyor.
Tedavisi en zor olan hastalıklarda bile moral gücünün iyileşme üzerinde büyük etkisi olduğu uzmanlar tarafından sık sık dile getiriliyor. Çünkü insanın ruhu ile bedeni birbirinden ayrı değil. Umutlu sözler insanın içindeki mücadele gücünü artırabiliyor. Tam tersine, sürekli olumsuzluk duyan biri zamanla kendi gücünü kaybetmeye başlayabiliyor. Bu yüzden bazen bir insana verebileceğimiz en büyük destek, ona iyi gelen birkaç cümle olabiliyor.
Belki de bu yüzden “ya hayır konuş ya da sus” sözü hayatın en anlamlı öğütlerinden biri hâline geliyor. Çünkü söylenen her söz bir insanın içinde iz bırakıyor. Güzel sözler insanın içini iyileştirirken, kırıcı sözler uzun süre unutulmayan yaralara dönüşebiliyor. İnsan bazen sadece anlaşılmaya, güzel bir cümle duymaya ihtiyaç duyuyor. Eğer söyleyeceğimiz şey karşımızdakinin yükünü daha da ağırlaştıracaksa, bazen susmak en doğru davranış olabiliyor. Çünkü her insanın içinde kimsenin bilmediği bir mücadele vardır.
Güzel olan her şeyin başı iyiliktir. Güzel düşünceden, güzel hislerden ve güzel sözlerden geçer. Bu yüzden hayatın içinde belki de en çok dikkat etmemiz gereken şey, dilimizin kırıcı değil iyileştirici olmasıdır. Çünkü bazen bir insanın hayatında unutamayacağı şey, duyduğu kötü sözler değil; tam yorulduğu anda ona iyi gelen birkaç samimi cümle olur.