Fethi anlamak
Binlerce selam ve salât ile Rasulüllah Efendimize, ehl-i beytine, ashabına ve onun yolundan yürümüş müminler topluluğunun üzerine olsun. Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olmuş Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerine ve ordusuna selam olsun. Rahmetle yâd edip şükran duymak boynumuzun borcudur. Bir çağı kapatıp yeni bir çağ açarak İslam medeniyetinin en diri, en dinamik devleti olan Osmanlı Cihan Devleti’ne ufuk kazandıran bu büyük komutana, cümle İslam ordularına ve şehitlerimize fatihalarımız vardır.
Fetih anmaları, fetih ruhunu yeniden inşa etmeyi hatırlatır bize. 1453’te kazanılmış büyük bir insanlık ufkunda, huzurun, barışın ve kardeşliğin yeniden ümmet bilinciyle diriltilmesini hatırlatır. Savaşların yerine barışın gelmesini, her insanın inancını özgürce yaşayabilmesini öğretir. İbadet hakkının, ticaret hakkının, insanın kendini ifade etme hakkının kutsiyetini kavratır. Hakkın üstünlüğünü, adaletin vazgeçilmezliğini ve bunun bir Hazreti Ömer hassasiyeti olduğunu hatırlatır. Kardeşliğin, komşuluğun, selamın, güvenin, teslimiyetin, ezanın, Kur’an’ın ve peygamber sevgisinin hayatı nasıl kuşattığını öğretir.
Şimdi yeniden fethi anlamaya yönelirken, insanın ahiret iştiyakının artması gerekir. Dünyevî bağlardan sıyrılıp sadece Allah rızası için bir diriliş ruhuna bürünmek, bedeni, ruhu, aklı ve gönlü kuşatmalıdır. Fetih ancak böyle bir ruhla anlaşılabilir. İhtişamlı kutlamalar, eğer ruhu diriltmiyorsa, sadece görüntüden ibaret kalır. Beden dünyevileştikçe ruh geri çekilir. İnsan kendi iç derinliğinden uzaklaşır. Fethi ancak ruhu diri olanlar kazanır.
Fetih, bir müjdenin kalbe dokunuşudur. Peygamber aşkıyla yanan gönüllerin, hakikat uğruna kendini feda etmeye hazır oluşudur. Bu, sadece bir şehrin değil, insanlığın yeniden dirilişidir. Ruhun yenilenmesi için vahye dönmek gerekir. Kur’an’ın anlaşılması ve hayatın merkezine yerleşmesi, fetih şuurunun temelidir. Ancak bu şekilde kardeşlik yeniden tesis edilir, kalpler bir tarağın dişleri gibi birleşir.
Bu sebeple fetih kutlamalarının, o büyük ruhun sahipleri olan manevi mimarların iman, ihlâs ve takva ölçülerini anlamaya vesile olması gerekir. Aksi halde yapılanlar, sadece bir gösteriden ibaret kalmaktadır. Ölçü, daima istikamet üzere olmaktır. Sırat üzere olmaktır. Bu yol vahiy yoludur. Kur’an ve sünnetin aydınlattığı yoldur. Fatih’i ve askerlerini düşündüğümde hep bir hayranlık duyarım. Onun bir askeri olmayı, onunla birlikte yürümeyi, o ruhu teneffüs etmeyi ne çok isterdim. Bir Ulubatlı Hasan’ın cesaretine duyduğum imrenmeyi tarif etmek zordur. Dolayısıyla çocuklarımıza ve gençliğimize örnek olacak kahramanları hatırlatmaya, imrendirmeye memur ve mecburuz. Onlar için tarihimizi doğru anlatmaya, istikamet sahibi olmaları için özen göstermeye, duruşu güçlü, karakter sahibi çizgi filimlerle, gençlik dizilerine ihtiyaç vardır.
Şehitlerin bizden beklediği duaları unutmadan yaşamak, bastığımız toprakların altındaki kefensiz yiğitleri hatırlamak gerekir. Boğazın sularına bakarken gemilerin karadan yürütülüşünü anlamaya çalışmak, sahabenin yaş gözetmeden çilelere katlanarak geldiği bu toprakların hikmetini çözmek bize düşüyor. Onların izinden yürümek, fethi idrak etmektir. Fetih, ayet ayet toprağa kök salmaktır.
Asırlar içinde bizde nelerin değiştiğini, neleri kazandığımızı ve neleri kaybettiğimizi de düşünmek gerekir. Sur içini, Sultanahmet’i, Beyazıt’ı ve o kadim Dersaadet’i gezerken içimde yükselen hüzün, bu sorgulamanın bir parçasıdır. Ecdadın emanetine ne kadar sahip çıkabildiğimizi düşündükçe insan “eyvah” demekten kendini alamıyor. Bu şehir, bizi var eden, inşa eden, kucaklayan bir ruhtur. Bu şehir, ruhuyla insanı sarıp sarmalayan bir şehirdir. Bazen yürüdüğünüz bir sokakta, bir caddede karşınıza çıkıveren bir külliyenin, şadırvanın, kuşları barındıran evlerin, sadaka taşlarının bulunduğu bir medeniyeti keşfetmek, idrak ederek benimsemek ve imrenmek insanın yaratılış sırrını çözmeye kapılar açar. Gönül evimizi mamur etmek yaratılış sırrını kavramaktan geçer.
Camileriyle, çarşılarıyla, pazarlarıyla bir medeniyet tasavvuru bırakan ecdad, masalsı değil, hakikatli bir şehir kurmuştur. İstanbul, İslam medeniyetinin en görkemli dönemlerine ev sahipliği yapmış bir idrak merkezidir. Fetihler, insanın idrak kapılarını açar. Onu kendine ve hakikate yaklaştırır.
Ellerimden tutuversen, geçiversem öteye
Yağmur gibi yıkayıp da arındıran tövbeye
Şimdi vaktidir tekbirin, surlarda kükreyecek
Diriltecek yeniden, kıtalarda büyüyecek
Ne diye hâlâ duruyorsun, kalkmıyorsun yerinden
Ezanlar yükseliyor Fatih’in o gür sesinden
Fetih, yalnızca askeri bir zafer değil, bir şahsiyet inşasıdır. Fatih Sultan Mehmed Hazretlerinin ilme olan düşkünlüğü, stratejik dehası, sabrı ve en önemlisi imanla yoğrulmuş iradesi bizleri de şekillendirmelidir. Ordusunun; itaat, disiplin, fedakârlık ve dava şuuruyla hareket etmesi, fethi mümkün kılan temel unsurlardır. Onlar, sadece surları aşmadılar, nefislerini de aştılar. Hem küçük cihadı hem de büyük cihadı yaşayarak bizlere emanet ettirler. Bugün bize düşen, o büyük zaferin dış görüntüsünü değil, iç hakikatini anlamaktır. Fetih, ilimle derinleşmek, ahlâkla güzelleşmek, imanla dirilmek ve bir ideale adanmış hayat sürmektir. İşte o zaman, önce kalpte sonra hayata fetih yeniden başlar.
Fethi kavramak, onu sadece bir tarih hadisesi olarak bilmek değildir. Bir ömür boyu sürecek bir sefer hâline dönüşmektir. Çünkü fetih, varılacak bir menzilden ziyade, yolda kalabilme ahlâkıdır. Sefer ise insanın kendini aşma iradesidir. Fatih Sultan Mehmed ve ordusunun bize bıraktığı en büyük miras da budur. Durmayan bir azim, sönmeyen bir ideal ve yorulmayan bir ruh ile hayata devam etmektir. Onlar surlara yürürken aslında kendi nefislerini de kuşatmışlardı. Bizim seferimiz ise bugün kalbimize, ruhumuza, aklımıza ve hayatımıza yönelmelidir. Çünkü fetih, önce insanın içinde başlar. İç dünyasında fethedemediği hiçbir şeyi dış dünyada inşa edemez insan. O hâlde sefer hâlinde olmak, her gün yeniden niyet etmek, her gün yeniden dirilmek ve her gün hakikate bir adım daha yaklaşmaktır. İşte o zaman fetih, geçmişte kalmış bir zafer olmaktan çıkar ve bugünün yaşayan hakikati hâline gelir.