Dekolonizasyon ama nasıl?
11-12 Mayıs 2026 târihlerinde İstanbul’da Dünya Dekolonizasyon Formu (World Decolonization Forum) düzenlendi. EnstitüSosyal’in ana organizatörlüğünde gerçekleştirilen Forum’a Türkiye’den Nun Vakfı, Boğaziçi Üniversitesi, İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM) başta olmak üzere birçok yabancı üniversite ve akademik kuruluş katkı sağlamaktadır.
Bu organizasyon için İstanbul’un seçilme sebebi coğrâfî konumunun yanında, ulaşım ve konaklama imkân ve kolaylıklarından öte, sâhip olduğu benzersiz târihsel ve kültürel altyapı ve kimliktir. Önce Roma İmparatorluğu’nun ve daha sonra onu da sınırlarına katarak mirâsını devralan Osmanlı’nın başkenti olması İstanbul’u böyle bir organizasyon için râkipsiz hâle getirmektedir.
Forum’da söylenen her şey aslında İstanbul’un bir şehir değil, ontolojik bir kavram olmasında karşılık bulmaktadır. Bunun sebebi İstanbul’un sömürgecilik ve kolonizasyon anlayışının dünyâya tam anlamıyla egemen olmasının önündeki son ve en büyük engel olan Osmanlı’nın başkenti ve varlık simgesi olmasıdır. Osmanlı, ihtişamlı günlerinden ve o günlerdeki güç ve sınırlarından çok uzak olmasına rağmen, kolonizasyon sürecinin tamamlanması için bir engeldi. Süreç (keşke) tamamlanmasaydı, hem sürecin önceki adımları ve aşamaları da boşa gitmiş olacaktı hem de sürecin tamamlanmasının ardından hız kazanan bugünkü küreselleşme süreci de başlayamayacaktı.
Şu kavram yanlışını da düzeltmek gerekir ki, “küreselleşme” yerine “küreselleme ve küresellenme” süreci demek daha doğrudur. Çünkü “küreselleşme” kavramında bir mütekabiliyet (karşılıklılık) anlamı olması gerekir. Oysa küreselleşme siyâsî, ekonomik ve kültürel olarak Batı dünyasının tek taraflı ve dengesiz menfaat sistemidir.
Osmanlı, küreselleşmenin başlamasında ve bunun için kolonizasyon sürecinin tamamlanmasında en büyük engeldi ve başkenti İstanbul’du. Dolayısıyla kolonizasyona ve küreselleşmeye karşı verilen mücadelenin bayrağı İstanbul’da yere düştü. O bayrak, düştüğü yerden kaldırılmalıydı. Dünya Dekolonizasyon Formu bunu sembolik olarak yaptı.
Forum katılımcılarının ortak özelliklerinden biri, kolonizasyona mâruz kalan ülkelerden gelmeleriydi. Türk katılımcıların olması bu özelliği değiştirmemektedir, çünkü Türkiye de aynı mâruziyeti siyâsî olmasa da kültürel ve ekonomik olarak yaşamış ve yaşamakta olan bir ülkedir. Aksini iddia edenlerin fikirlerini değiştirmeleri için herhangi bir şehrimizin herhangi bir caddesindeki hatta ara sokağındaki dükkân ve mağaza isimlerine bakması yeterli olacaktır.
Dünya Dekolonizasyon Formu’nun amacı, dekolonizasyon yâni sömürgeleştirme ve kolonizasyon karşıtı fikir ve faaliyetlerin bir araya getirilmesi ve bunun dünya kamuoyuna duyurulmasıydı. Eğer çok tepki almıyorsa, rahatsız olanlar sessiz kalmayı ve formun dikkat çekmesini engellemeyi tercih ediyorlar demektir. Ayrıca konuşurken İngilizce değil de kendi dillerini tercih eden katılımcıları, sözde değil özde bir dekolonizasyon tavrı ortaya koydukları için tebrik etmek gerekir.
“BATI’NIN YÜKÜ” DEĞİL “İNSANLIĞIN SORUMLULUĞU”
Batı kültürünün mutlak doğruyu vazettiği söylemine dayanan sömürgecilik ve kolonizasyon anlayışının sloganı olan “Beyaz adamın yükü”, Forum bünyesinde “İnsanlığın sorumluluğu” olarak düzeltilmiştir. Kim, nerede ve ne yapılması gerekiyorsa Batı standartlarını alternatifsiz kabûl ederek değil, kendi seçenekleri ortaya koyarak yapmalıdır. Antropolojinin amacı olan bu gerçeğin sâdece sosyal bilimlerde değil, doğa bilimlerinde de karşılığı olması gerektiği, araştırma tekniklerinin Batı üniversitelerinde konulan kural ve ölçülerin dışında da alternatifleri olduğu; psikolojiden sinemaya, edebiyattan ilâhiyata, gastronomiden müziğe kadar dünyâdaki insanlık birikim ve mirâsının Batı etkisi altındaki küreselleşmeden kurtarılması yâni dekolonize olması gerçeği her oturumda vurgulandı.
Dünya Dekolonizasyon Formu’nda, gelecek yıllarda filizlenip büyüyecek birçok şeyin tohumu atıldı. Mesela Forum’u renklendiren mini imza etkinlikleriyle dikkat çeken kitap köşesi, her geçen yıl sayıları artacak olan sömürgecilik karşıtı kitapların habercisi gibiydi. Hangi dilde yazılırsa yazılsın, İngilizce-merkezli literatür tekelini kırmanın da dekolonizasyonun bir parçası olduğu mesajı verildi. Belki yakın bir gelecekte “Dekolonizasyon Edebiyatı Formu” düzenlenebilir.
Dünya Dekolonizasyon Formu, başlangıç adımıyla bile dikkat çeken bir mesâfe alındığını göstermiş oldu. Yılın birkaç gününde ana forum olmanın yanında, daha odak konularla düzenleyip enerjiyi yılın tamâmına yayarak birer mikro ve yerel organizasyonlarla Forum’un verim ve etkenlik katsayısı artacaktır. Forum, aynı amaca hizmet edecek etkinliklere bir rol model olmaktadır.
BUKALEMUN SÖMÜRGECİLİK
Forum’da sıklıkla dillendirilen sorun, sömürgeciliğin şekil değiştirerek devam etmesidir. Sömürgecilik, kendisi açısından doğru kıtada, doğru zamanda ortaya çıkarak mevcut şartları kendi menfaatine kullanmış bir zihniyetin kurumsal hâlidir. Târihsel süreç içinde de kendini yenilemiş ve güncel tutarak adâletsizlik üzerine kurulan gücünü korumuştur. Ama biliyoruz ki, her ağacın kurdu kendisindendir. Hz. Musa, firavunun sarayında büyümüştür. Batılı ve Batı sistemine tâbi olan ülkelerde doğup büyüseler de, bu sistemin sağladığı haksız menfaatleri kullanmaları için önlerinden hiçbir engel olmasa da, insanlığı ve adâleti her şeyin önüne ve üstüne koyan yürekli insanlar sâyesinde bu sömürge ve kolonizasyon süreci, hangi isim altına, hangi renge, hangi ışıltılı söylemin arkasına gizlenmeye çalışırsa çalışsın, insanlık târihindeki diğer benzer sistemlerin âkibetinden kurtulamayacaktır.
DOMİNO ETKİSİ
Dünya Dekolonizasyon Formu, bir araya getirdiği enerji ile bu âkibetin erkene alınmasında önemli bir markadır. Bugün, siyâsî bağnazlık sebebiyle bu mücâdeleye katılma cesâretini gösteremeyenler, kısa zaman içinde alınacak mesâfelerle insanlığın geleceğindeki değişimleri görmezden gelemeyeceklerdir. Çünkü Forum, “Dekolonizasyon olmalı ama nasıl?” sorusuna verilecek cevaplara öncülük etme konusunda değerli bir misyon ortaya koymaktadır. Bu misyonun uygulanmasıyla Gazze’nin ve Doğu Türkistan’ın sesi daha çok duyulacak, eski siyâsî sömürgeler ekonomik sömürge olmaktan da kurtulacak, yerel kültürler ve diller kaybolmayacak, dünya mutfakları “fast-food” hegemonyasından zarar görmeyecek, “en iyi filmler” sâdece Oskar ödülü ile belirlenmeyecektir. Bu misyonun uygulanmasıyla Batı’nın bilim üzerindeki tekeli kırılacak; üniversite deyince sâdece Avrupa ve Amerikan üniversiteleri akla gelmeyecektir. Bu misyon sâyesinde sömürgeci hegemonya el ve isim değiştirmek yerine yok olacaktır. Kısacası dünyâda sâdece tek bir hikâye olmadığı anlaşılacaktır. Böylece Dünya Dekolonizasyon Formu’nun logosunda verilen mesaj gibi “domino etkisi” başlayacaktır.