Kral’ın kupası
Trabzonspor, Antalya’da oynanan Türkiye Kupası finalinde Konyaspor’u 2-1 mağlup ederek tarihindeki 10. Türkiye Kupası’nı müzesine götürdü. Bu kupa yalnızca bir final zaferi değil; sabrın, yeniden yapılanmanın, doğru teknik adam tercihinin ve vazgeçmemenin ödülüdür. Üstelik bordo-mavililerin Süper Lig’de ilk şampiyonluğunu kazandığı 1975-76 sezonunun 50. yılında gelen bu başarı, camia açısından çok daha derin bir anlam taşımakta.
Finalin ilk yarısında sahada adeta tek takım vardı. Trabzonspor, özellikle orta sahadaki dinamizmi ve hücum geçişlerindeki hızıyla Konyaspor’a nefes aldırmadı. 18. dakikada gelen gol ise hem organize futbolun hem de kalite farkının bir göstergesiydi. Pina’nın başlattığı, Zubkov’un hızlandırdığı atakta topu önünde bulan Onuachu, tam bir golcü santrfor refleksiyle yaptığı harika vuruşla takımını öne geçirdi. İlk yarı boyunca Trabzonspor farkı artırabilecek birçok fırsat yakaladı. Eğer Konyaspor kalecisi Bahadır kritik kurtarışlara imza atmasa devre 3-0 ya da 4-0 bitebilirdi.
Fakat futbol yalnızca iyi oynadığınız anlardan ibaret değil. Soyunma odasında yapılan konuşmalar, oyuncuların karakteri ve ikinci yarıya verilen reaksiyon da en az ilk 45 dakika kadar önemlidir. Konyaspor Teknik Direktörü İlhan Palut, takımını ikinci yarıya bambaşka bir ruh haliyle çıkardı. Daha agresif, daha önde basan ve mücadele eden bir Konyaspor vardı sahada. Nitekim 50. dakikada Trabzonspor savunmasının affedilmez hatasında Muleka skoru eşitledi. İşte o an maç yeniden başladı.
Golün şokunu atlatamayan Trabzonspor için asıl kırılma anı ise 57. dakikada geldi. Konyaspor penaltı kazandı ve topun başına Enis Bardhi geçti. Tribünler sessizliğe gömülmüşken Bardhi’nin vuruşunda top direkten döndü. İşte futbolun güzelliği tam da burada. Bir santimetre sizi kahraman da yapar, yıkan da.
Penaltının kaçması Trabzonspor’a yeniden hayat verdi. Oyunun kontrolünü tekrar eline alan bordo-mavililer, özellikle son bölümde rakibin fiziksel düşüşünü iyi değerlendirdi. Dakikalar 79’u gösterdiğinde bu kez Trabzonspor penaltı kazandı. Topun başına yine gecenin yıldızı Onuachu geçti. Açık konuşmak gerekirse yaptığı vuruş Trabzonspor taraftarının yüreğini ağzına getirdi. Riskli, özgüveni yüksek ama bir o kadar tehlikeli bir vuruştu. Top ağlara gidince ise Antalya’da bordo-mavili tribünlerde adeta fırtına etkisi oluştu.
Bu sezon ligde attığı 22 golle gol krallığında Shomuradov ile zirveyi paylaşan Onuachu, final maçındaki performansıyla “KRAL” unvanını resmen taçlandırdı. Büyük maçlarda yıldız oyuncular ortaya çıkar. Kritik anlarda sorumluluk alan oyuncular ise liderdir. Onuachu tam da bunu yaptı. Hem Lider hem de Yıldız.
Ancak bu kupayı yalnızca bir futbolcu performansıyla açıklamak eksik olur. Trabzonspor’da bu sezon “atan” kadar “tutan” da belirleyici oldu. Kalede Onana’nın performansı, sezon boyunca takımın ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri oldu. Futbolun eskimeyen gerçeğidir: İyi bir kaleciniz ve kaliteli bir santrforunuz varsa her zaman zirve yarışının içinde olursunuz. Trabzonspor da bu sezon bunu fazlasıyla yaşadı.
Ve gelelim işin en anlamlı tarafına…
Eskilerin çok güzel bir sözü vardır: “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.”
Bu atasözü; sabreden, mücadele eden ve inancını kaybetmeyen insanların sonunda emeklerinin karşılığını alacağını anlatır. İşte Trabzonspor’un bu sezonki hikâyesi tam olarak budur. Yönetim, yeniden yapılanmanın ilk yılında teknik direktörlük görevine Fatih Tekke’yi getirdiğinde ciddi eleştiriler yapılmıştı. Ancak yönetim geri adım atmadı. Sabır gösterdi. Fatih Tekke de bu güvene layık olmak için gece gündüz çalıştı. Takım içinde birlik ve beraberlik oluşturdu. Oyuncularıyla doğru iletişim kurdu. Ve en önemlisi Trabzonspor ruhunu yeniden sahaya yansıttı.
Bu kupa yalnızca bir teknik başarı değil; doğru planlamanın, sabrın ve güvenin eseridir.
Öte yandan dün akşam Türk futbolu adına sevindirici başka bir tablo daha vardı. Finalde iki önemli teknik adamın taktik savaşını izledik. Fatih Tekke ve İlhan Palut, Türk futbolunun geleceğinde önemli yer tutabilecek iki değerli teknik direktör olduklarını gösterdiler. Maçı kaybetmesine rağmen Konyaspor’un ikinci yarıdaki reaksiyonu da İlhan Palut adına önemli bir teknik direktörlük başarısıdır.
Bir parantez de maçın hakemine açmak gerekiyor. Halil Umut Meler, yüksek tansiyonlu ve stres seviyesi son derece yüksek olan finali genel anlamda başarılı yönetti. Son dönemde hakemliği bırakabileceğine dair sinyaller veren Meler’in böylesine zor bir maçı kaldırabilmesi önemliydi. Türk futbolunun elit kategorideki tek hakemi olan Meler’in görevine devam etmesi Türk hakemliği adına büyük önem taşıyor.
Ancak organizasyon tarafında aynı olumlu tabloyu görmek mümkün değildi. Antalya Valiliği ve emniyetinin güvenlik politikası ciddi soru işaretleri oluşturdu. Güvenlik gerekçesiyle Trabzonspor taraftarları maç öncesinde şehre sokulmadı, Antalya’nın sosyal hayatından ve atmosferinden uzak tutuldu, stada ise maçtan yalnızca iki saat önce alındılar. Böylesine büyük bir finalde taraftarı adeta “taşınacak risk” gibi görmek doğru bir yaklaşım değil.
Üstelik bütün bu sıkı önlemlere rağmen tribünlere sokulan patlayıcı maddeler engellenemedi. Maç birçok kez sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle durdu. Daha da ilginci, Konyaspor taraftarlarının ilk yarıda kendi kalecileri Bahadır’ın bulunduğu bölgeye patlayıcı atarak oyunu durdurmaya çalışmasıydı. Bu davranışın ne sportmenlikle ne de futbol kültürüyle açıklanabilecek bir tarafı vardır. Futbolun güzelliği rekabettir; kaos yaratmak değil.
Sonuç olarak Trabzonspor yalnızca bir kupa kazanmadı. Bordo-mavililer, 50 yıl önce başlayan büyük futbol devriminin ruhunu yeniden hatırlattı. Sabredenlerin, inananların ve doğru plan yapanların sonunda kazandığını bir kez daha gösterdi.