Bir adanmışlık ve paylaşma felsefesi: Kurban Bayramı'nın düşündürdükleri
Her bayram arifesinde, içimde esen o eski, tanıdık rüzgarla birlikte durup düşünürüm. Hayatın koşturmacası, bitmeyen telaşları ve dijital ekranların aramıza ördüğü o soğuk duvarlar, bizi birbirimizden ne kadar da uzaklaştırıyor. İşte tam bu noktada, takvim yapraklarında beliren Kurban Bayramı, sadece dini bir vecibe ya da uzun bir tatil dönemi olarak değil; insanlık tarihinin en büyük sadakat, teslimiyet ve paylaşma felsefesi olarak çıkıyor karşımıza. Kelime kökeni itibarıyla "yaklaşmak" anlamına gelen kurban, aslında insanın kendi içindeki bencillikten sıyrılıp yaratıcısına ve en önemlisi insana samimiyetle yakınlaşma çabasıdır.
Hz. İbrahim'den kalan sarsılmaz bir sadakat mirası
Bu mübarek günlerin doğuşuna, insanlık tarihinin en köklü ve sarsılmaz imtihanlarından birine doğru bir yolculuğa çıktığımızda, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in hikayesiyle karşılaşırız. Evladı üzerinden sınanan bir babanın mutlak teslimiyeti ve bu karara büyük bir vakarla rıza gösteren bir oğlun inancı, adanmışlığın tarihteki en somut örneğidir. İlahi rahmetin tecelli ederek insan kurban etme adetlerine son verdiği ve gökten indirilen koç vesilesiyle sembolleşen bu tarihi an, aslında insan hayatının ne kadar kutsal ve dokunulmaz olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.
Yüzyıllardır kesilen her kurbanla bizler, bu köklü sadakat mirasını kendi hayatımızda yeniden yeşertmeye çalışırız. Bir yazar olarak geriye dönüp baktığımda gördüğüm şey şudur: Kurban ibadeti, insana elindeki en kıymetli varlıkları bile gerektiğinde iyilik, hak ve adalet uğruna gözden çıkarabilme erdemini aşılayan muazzam bir içsel arınma okuludur.
Sosyal adaletin ve diğerkamlığın kalbi bu sofralarda atıyor
Kurban Bayramı'nın manevi doğuşu ne kadar kul ile yaratıcı arasında ise, toplumsal yansıması da o kadar insan ile insan arasındadır. İslamiyet'in bu ibadete yüklediği kurallar, mülkiyetin ve zenginliğin sadece belirli ellerde toplanmasını engelleyen, adeta toplumsal vicdanı rahatlatan bir adalet mekanizması barındırır. Kesilen kurban etlerinin üç parçaya bölünerek büyük kısmının hiç tanınmayan ihtiyaç sahiplerine, komşulara ve akrabalara ulaştırılması emri, dünyadaki en kusursuz dayanışma modellerinden biridir.
Bu yönüyle kurban, paranın ve gücün satın alamayacağı gönül köprüleri inşa eder. Yıl boyunca evine et girmemiş, hatırlanmayı beklemiş bir ailenin kapısını çalmak, onlara sadece bir gıda yardımı götürmek değildir; o insanın toplumla olan bağını, güvenini ve adalet duygusunu tazelemektir. Bayramlar, kırılan kalplerin onarıldığı, sıkılı yumrukların açıldığı, dargınlıkların yerini kucaklaşmaya bıraktığı kolektif bir iyileşme zeminidir. Bizlere düşen, bu bayramın getirdiği bereketi ve ruh iklimini sadece sofralarımızda saklamak değil, tüm hayatımıza yayarak kardeşliğimizi ebediyen tahkim etmektir.