Bu faturayı kim ödeyecek?
Hayal kırıklığıyla başladığımız Dünya Kupası’na dün veda ettik. Dört takımlı grupta üç ülkenin çıkma ihtimali varken biz henüz ikinci maçta havlu attık...
Avustralya randevusundan sonra sıkıntıları sıralarken kağıt üzerinde müsabakaların kazanılamayacağını, takımın bir-iki kişi hariç iyi hazırlanamadığını ve formsuz olduğunu kaleme almıştım...
Aradan geçen yaklaşık bir haftada ne değişmiş diye sorarsanız cevabım; hiçbir şey…
Takım yine aynı. Tek fark bu kez sahada iyi olan kimse yok. Futbolcular mental olarak maça hazırlanamamış. Kaptan ortada yok, Kerem taraftarla tartışıyor. Yan paslarla sorunu çözmeye çalışıyoruz ama olmuyor ve olmayacak.
Rakipler artık bunu çözdü.
Paraguay’ın Hocası Alfaro, “Rakip takım sayısal avantajını çok iyi kullanamadı. Burada mesele taktik diziliş değil oyuncuların ruhu. Türkiye’ye karşı nasıl kazanabileceğimizi biliyorduk ve kazandık” diyerek 90 dakikayı özetliyor.
Kim bu sözlerin aksini iddia edebilir?
İki maça çıktık, ikisi de birbirinden kötü. Alanı daraltıp kısa paslarla sonuca gitmek yerine antrenman havasında top çeviriyoruz. Topu alan kaleye gitmeye çalışıyor ve rakibe takılıyor. Şut çeken, defansı avlıyor. Kısaca oyunu yönetemiyoruz. Futbolcularımız sahaya odaklanmak yerine eleştirilerin takımı olumsuz etkilediğini söylüyor.
Yani ne demek bu? Telefon ellerde antrenman dışında sosyal medya takip ediliyor. Oyunumuzla değil imajımızla gündem olmaya çalışırsak sonuç tam bir hayal kırıklığı oluyor.
24 yıllık hasret altı günde bitti... Yazık!
Son sözüm de kulüplere...
Her sene yabancı kuralı için demeç yarışına girip, Avrupa’da mücadele etmekten dem vurup, ilk turda eleniyorsunuz ya artık bundan vazgeçin.
Koskoca Dünya Kupası’nda düştüğümüz durum sizlerin eseri…
Montella’ya da haksızlık etmeyelim, santrfor vardı da o mu oynatmadı?
Herkes şapkasını önüne koyup düşünsün, suçlu arayıp faturayı bir kişiye kesmek işin en basiti.
Bu hesabı hepimiz ödemeliyiz...