Bahçeli “NATO mührünü” bastı ve Irak’ta umutlar yeşeriyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Irak Başbakanı Ali Ez Zeydi’nin emriyle başlatılan yolsuzluk operasyonları son hızla devam ediyor. Bu iş nereye ve kimlere kadar gidecek az çok belli olsa da bekleyip göreceğiz. Bununla birlikte Iraklılar uzun zamandır ilk kez umut buldu siyasete dair. İşin enteresan tarafı da şu oldu; adı yolsuzluk ve para işleriyle en çok anılan isimler vakit kaybetmeden Başbakan Ali Zeydi’ye destek açıklaması yapmaya başladılar. Fakat tüm bu açıklamalara rağmen Iraklıların tek isteği şu; bu açıklamalar inşallah onları kurtarmasın ve kim bizim paramızı çaldıysa cezasız kalmasın!” Dilerseniz birkaç başlıkta Irak’ı özetleyelim: - Irak Başbakanı Ali Zeydi yolsuzluk operasyonlarına kararlı bir şekilde devam edecektir. - Ele geçirilen milyarlarca doların, yüzlerce kilo altının, limitsiz dinarın gerçekte kimlere ait olduğu yakında belli olacaktır çünkü bu kadar büyük bir servet sadece tutuklanan kişilere ait olamaz. Tutuklanan kişiler sadece “emanetçi”! - Bu kişilerin arkasında çok daha büyük isimler ve onların yurt dışı bağlantıları da çıkacaktır. - Operasyonlar büyüdükçe İran’ın vekil güçleri Başbakan Ali Zeydi’yi “aba altından tehdit” edecektir. - “Irak Musluğu” kesilirse İran ciddi anlamda güç kaybedecek çünkü Irak, İran için bulunmaz nimet.

- Başbakan Zeydi’yi destekleyen Trump, Irak’ta kahraman oldu. - Trump Irak’taki yolsuzluk operasyonlarını ABD-İran Anlaşması için koz olarak kullanacaktır. - İran bu koz karşısında direnmeyerek ortak bir anlaşma çerçevesinde ABD’nin isteklerini kabul etme ihtimali yüksek. - Yolsuzluk operasyonları sonrasında karşımızda “Yeni Irak’ı” göreceğiz. Yeni güç dengeleri, yeni siyasetçiler, yeni bürokratlar ve her mecrada yeni isimler. - Siyasetin kirliliğinden dolayı birkaç yıl önce parlamentodaki tüm milletvekilleri istifa ederek aktif siyasetten çekilen Sadr Hareketi şu an Iraklıların gözdesi. Sadr bu rüzgarı arkasına alırsa hızla güçlenir. - “Yerli Şii gücü” olan Sadr’ın güçlenmesi Irak’ı İran etkisinden kurtaracaktır. 

- Temizlenen siyaset-parlamento nefes alarak Iraklıları odağına alacaktır. 

 

***

DEVLET BAHÇELİ “NATO MÜHRÜNÜ” BASTI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dün gerçekleşen grup toplantısında yaptığı konuşma ile 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek NATO toplantısına mührünü bastı.

İnanıyorum ki Devlet Bahçeli’nin bastığı bu mühür NATO Zirvesi öncesinde ülke liderlerinin kulağına küpe, başına taç, zihinlerine pencere olacaktır. Zira Devlet Bahçeli son süreçte NATO, BM, AB ve tüm uluslararası çatı oluşumlara “büyük ve güçlü Türkiye” penceresini sıklıkla açıyor. Bu açışlar elbette ki boşuna değil. Her fırsatta “karşınızda eski Türkiye yok! Bize eliniz mahkum bunu kabul edin ve gücümüz-etkimiz-size desteğimiz doğrultusunda gerekeni yapın” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün bastığı “NATO Mührüne” göz atalım dilerseniz. 

 

“Uluslararası nizam, hamlelerin yalnız masanın üstünde ve görünen taşlarla yapılmadığı; kapalı kapılar ardında derinlikli olay ve oyun senaryolarının kurgulandığı çetin ve muhataralı bir beka satrancına dönüşmüştür.

Bölge istikrarının tesisi adına okyanus ötesi meclisler ile kadim coğrafyalar arasında filizlenen uzlaşı arayışları ve diplomatik köprüler bir yanda bölgemizde sulh ümidini yeşertirken; diğer yanda bu barış iklimini baltalamak isteyen gözü dönmüş şer odaklarının gizli ajandaları sahnede boy göstermektedir.

Şurası iyi bilinmelidir ki; masada kurulan her hayati cümlenin sahada sarsılmaz bir iradeyle korunması kaçınılmaz bir hakikattir; sahada atılan her pervasız ve haydutça adımın ise diplomaside ve tarihin önünde bedeli mukabilinde ağır bir faturası vardır.

Böylesi hassas, fetret ve buhran dönemlerinde devletler için asıl mesele; hangi uzlaşı hamlesinin bölgeyi esenliğe götürmeye matuf olduğunu tefrik etmektir.

Söz konusu yapıcı adımları sabote etmek amacıyla hangi fırtınaların ve habis niyetlerin kapı ardında beklediğini sezmektir.

Nihayet, namertçe mazluma sıkılan kurşunların, o sahte ve kibirli duruşların ne kadar temelsiz ne kadar çürük bir zemine isnat ettiğini milli feraset ve mümince bir basiretle idrak edebilmektir.

Bulanık suda balık avlamayı meslek edinen muhasım mihrakların tahrikleriyle, Hürmüz’ün dar sularında estirilen her suni fırtına; petrol tankerlerinin rotasından sofralarımızın dirlik ve refahına kadar hedef alan ağır bir sabote girişimine dönüşmektedir.

Mızrak artık çuvala sığmamaktadır: Katil İsrail, mazlumların kanıyla semiren emperyalist bir sömürge düzeneğidir.

İçinde bulunduğumuz bölgenin her yönüne hâkim olan bu sarmal, hamasi nutukların ötesinde, jeopolitik riskleri doğru okumayı ve milli menfaatlerimizi koruyacak rasyonel bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

 

Böyle bir dönemde Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, Türkiye’nin jeopolitik öneminin, etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğüm, aşılamayan engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir.

Cumhur İttifakı’yla tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede; krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye’nin haklı tezlerini dünyaya haykıran stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir.

Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir.

NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.

Türkiye; 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkiini değil; Mete Han’dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş üç bin yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır…” 

 

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...