Malazgirt’ten Türkiye Yüzyılı’na bin yıllık yürüyüş

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Tarih, geçmişte yaşanmış olayların dökümünün ötesinde; bir milletin hafızası, kimliği ve geleceğe doğru uzanan stratejik rotasıdır. Türk milletinin Anadolu toprağıyla kurduğu sarsılmaz bağın miladı olan 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, askerî bir başarıdan ziyade, asırlara yön veren büyük bir vizyonun ilk adımıdır.

Sultan Alparslan’ın Malazgirt Ovası’nda diktiği fetih sancağı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle bir cihan devletine dönüşmüş; bugün ise Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde şekillenen “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla yeni bir ufka taşınmıştır.

Bin yıllık kutlu yürüyüşün köklü mirası, Türkiye’nin bugün hem yurt içinde hem de uluslararası arenada attığı kararlı adımlarla daha adil bir dünyanın umudunu taşımaktadır.

SULTAN ALPARSLAN’IN STRATEJİSİ

1071 yılında Malazgirt’te karşı karşıya gelen, savaş stratejileri açısından büyük bir güç farkına sahip iki ordu, iki farklı askerî gücün yanında, iki farklı dünya tasavvurunu temsil ediyordu.

Sultan Alparslan, sayıca kendisinden çok üstün olan Bizans ordusuna karşı askerî dehası ve üstün savaş stratejileriyle tarihî bir zafer kazandı.

Sultan Alparslan, Anadolu’nun kapılarını Türklere açarken burayı bir toprak parçasının ötesinde; kendi değerlerini yaşatacağı, farklı inanç ve kültürlerin huzur içinde var olabileceği bir adalet coğrafyası olarak görmüştür.

Bu vizyon, coğrafi sınırları aşan bir cihan devleti mefkûresidir. Toplumsal barışı esas alan, farklı kültürel yapıları kuşatan ve güçlü bir “biz” anlayışını hâkim kılan bir yönetim tasavvurudur.

FATİH SULTAN MEHMET’İN DEHASI

Sultan Alparslan’ın açtığı o kapıdan giren Türk milleti, kökleşip filizlenerek 1453’te Fatih Sultan Mehmet Han’ın dehasıyla küresel bir vizyon şahlanışı yaşamıştır.

Fatih, toprak fetheden bir komutan olmanın çok ötesinde; döneminin en ileri teknolojilerini takip eden, Şahi toplarının geliştirilmesine öncülük eden, gemileri karadan yürüten bir liderdir.

Fatih’in dehası; statükoyu reddeden, çağın ötesindeki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri devletin merkezine koyan, Doğu ile Batı’nın birikimini buluşturan evrensel bir akıldır.

İstanbul’un fethiyle ortaya çıkan bu büyük düşünce, bu topraklarda yaşayanlara büyük bir özgüven kazandırmıştır. Bugünün yerli ve millî teknoloji hamlelerinin tarihsel ve stratejik köklerini, çağ kapatıp çağ açan Fatih’in Şahi toplarında ve askerî lojistik dehasında da görmek mümkündür.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN VİZYONU

Sultan Alparslan’ın başlattığı, Fatih Sultan Mehmet’in cihan devletine dönüştürdüğü bu kutlu yürüyüş, bugün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yeni bir merhaleye gelmiştir.

AK Parti’nin vizyon belgesi olarak ilan edilen ve Cumhuriyetimizin ikinci asrına damga vurması hedeflenen Türkiye Yüzyılı, Malazgirt ve Fetih ruhunun günümüz dünyasındaki izdüşümüdür.

Erdoğan vizyonu; geçmişin özgüven sorunlarını ve vesayet odaklarını aşarak Türkiye’yi küresel siyasette edilgen bir pozisyondan, “Dünya beşten büyüktür” diyerek oyun kurucu bir aktör konumuna yükselten güçlü bir siyasi iradeyi temsil etmektedir.

Bu vizyon, kökleri Malazgirt’e ve İstanbul’un fethine dayanan özgüvenin, yerli ve millî imkânlarla yeniden şahlanışıdır. Bu yönüyle bakıldığında Türkiye Yüzyılı vizyonu, bin yıllık mirasın da ihyasıdır.

ALPARSLAN’IN İNANCI FATİH’İN AKLI TEKNOFEST KUŞAĞI’NIN ÖZGÜVENİ

Sultan Alparslan’ın ordusundaki inanç ve Fatih Sultan Mehmet’in mühendislik zekâsı, bugün Türkiye Yüzyılı’nın omurgasını oluşturan gençlik hareketinde, yani TEKNOFEST Kuşağı’nda vücut bulmaktadır.

AK Parti ikliminde büyüyen bu yeni nesil, teknolojiyi kullanmakla kalmayıp dünyayı değiştirecek teknolojiyi üreten bir özgüvene sahiptir.

Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivallerinden biri olan TEKNOFEST, bir etkinliğin ötesinde; Sultan Alparslan’ın inancı ve Fatih’in aklı ile yüksek teknolojiyle harmanlandığı büyük bir gençlik ve teknoloji hamlesidir.

İHA’lardan yapay zekâya, roket teknolojilerinden biyoteknolojiye uzanan bu hamle, Fatih’in Şahi toplarını döktürürken sahip olduğu yenilikçi ruhun günümüzdeki karşılığıdır.

Değerlerine bağlı, köklerinden kopmayan; ancak gözü uzayda, kuantum teknolojilerinde ve geleceğin dünyasında olan gençliğimiz, Türkiye Yüzyılı’nın en büyük gücüdür.

PROAKTİF DİPLOMASİ VE GÖNÜL COĞRAFYASI

Türkiye’nin dış politika vizyonu, kendi sınırlarını korumanın ve kendi varlığını tahkim etmenin çok ötesine uzanmaktadır.

Malazgirt’ten ve medeniyetimizin adalet anlayışından gelen “mazlumun yanında olma” sorumluluğu, bugün Türk dış politikasının önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır.

AK Parti’nin çok boyutlu dış politika hedefleri doğrultusunda; Türk dünyasıyla güçlenen bağlar, gönül coğrafyamızla geliştirilen ilişkiler ve dünyadaki krizlerde üstlenilen arabuluculuk rolleri, Türkiye’nin küresel ölçekte masada yeri olan, inisiyatif alan ve etkili söz söyleyen bir aktör olmasının somut göstergeleridir.

1071’DEN 2071’E BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE

26 Ağustos 1071’de Malazgirt Ovası’nda atılan adımlar, bin yıllık bir istikametin başlangıcıdır.

Bugün ulaşılan noktada, AK Parti’nin “Büyük ve Güçlü Türkiye” ideali çatısı altında somutlaşan hedefler, bu topraklarla kurduğumuz bin yıllık bağın ve geleceğe uzanan irademizin ifadesidir.

Sultan Alparslan’ın açtığı kapıdan giren, Fatih Sultan Mehmet ile çağları aşan bu millet; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, TEKNOFEST Kuşağı’nın enerjisi ve milletimizin topyekûn desteğiyle Türkiye Yüzyılı’nı da inşa edecektir.

1071’de açılan kapı, 1453’te bir çağı değiştirdi.

Şimdi aynı tarihî özgüven, Türkiye Yüzyılı ile geleceğe yürüyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...