Odyssey: 2700 yıllık bir hikaye
2026 filmleri içerisinde içimi kıpır kıpır yapan, geri sayımla vizyona girişini beklediğim tek film Odyssey'ydi. Ama bu Nolan'dan değil, tamamen hikayeye olan aşkımdandı.
2026 filmleri içerisinde içimi kıpır kıpır yapan, geri sayımla vizyona girişini beklediğim tek film Odyssey'ydi. Ama bu Nolan'dan değil, tamamen hikayeye olan aşkımdandı.
Film, konu olarak kitaba yani aslına sadık kalarak Truva Savaşı'nı değil, Odysseus'un Truva Savaşı'ndan sonra eve; İthaka’ya dönüş yolculuğunu anlatıyor. Filmin kurgusu zamanda atlamalar üzerine planlanmış, tıpkı kitaptaki gibi... Hem konunun işlenişi hem de yazılış bakımından aslına oldukça sadık kalındığını söylemek mümkün... Film de kitapta olduğu gibi Telemakhos’un içinde bulunduğu çıkmazı anlatarak başlıyor mesela…
Nolan'ın da dediği gibi bu hikaye, sıradan bir hikaye değil. Gılgamış’tan bile izler gördüğümüz, dünyanın en eski metinleri arasında gösterilen ve örneğine az rastlanan bir hikaye. Sinema tarihindeki birçok filmin ilham kaynağı, batı edebiyatının temeli ve antik döneme ışık tutan bir eser Odysseia. Anlatmaya çalıştığım şey kısaca şu; bu hikayeyi herkes beyaz perdeye taşıyamaz, aktaramaz. Ama bu öyle bir hikaye ki kim aktarsa kendini yine, yeniden izletir. Böyle bir dilemma benim için Odysseia. İşte tam da bu yüzden inanılmaz korktum bu filmin haberini ilk aldığımda… Bu kadar göz önünde bir yönetmen, bunca popüler oyuncuyu bir araya getirerek, bu hikayeyi magazin malzemesi haline dönüştürecek diye içim içimi yedi… Nitekim korktuğum yaşanmadı. Kimse Odyssey’in büyüsünün önüne geçemedi, filmden çıkan herkes sadece film hakkında konuşuyordu..
NOLAN’IN ODYSSEY’İ
Uzun zaman sonra ilk kez sinemada not defterimi çıkardım; izlerken bazı sahneleri ve detayları not aldım. 2700 küsür yıllık bir kitaptan uyarlanan filmin konusundan bahsedecek değilim, bu sebeple biraz olumlu/olumsuz yanlarını konuşalım...
Hikayenin akışı güzel, bağlamdan uzak değil. Zaman atlamaları bizi filmden koparmıyor, tabiri caizse bence güzel yedirilmiş. Ayrıca kitaptaki kronolojik sıraya da saygı gösterilmiş. Kostümlerle ilgili yer yer soru işaretlerim olsa da ‘güzelin kusuru’ der geçerim... Mekanlar çok iyi işlenmiş, müzikler ve ses kurgusu oldukça başarılı. Özellikle Ölüler Diyarı sahnesindeki ağıtlar ve müzik kullanımı beni tatmin etti. Hepsi, her şey sizi filmde tutmayı sağlayan bir uyum içerisinde. Sıklıkla ‘filmde tutmak’, ‘filmde kalmak’ vurguları yapıyorum çünkü film 2 saat 52 dakika. Takdir edersiniz ki filmden kopmamak için değerlendirmemiz gereken tek olgu senaryo olmuyor; kurgusu, sesi, kostümleri, müzikleri, oyunculuklar hepsi bir bütün içinde çalışmış mı buna bakmak gerekiyor... Ve evet, bence her şey bir bütünün parçasıydı ve eleştireceğim konular dahî benim seyir zevkimi bozmadı.
Filmde defterime aldığım notu direkt aktarıyorum; Bu film Christopher Nolan’ın en iyi filmi mi bilemem, bunu tartışabiliriz. Ancak Homeros’un hayal gücünü en kapsamlı yansıtan ve daha da önemlisi en iyi yansıtan film artık bu filmdir!

YUNANCA BELA: ODYSSEUS
Bu ‘hikayeyi’ öğrenmek için kullanabileceğiniz çok fazla kaynak var. Kitaplar, belgeseller, filmler… Biz şanslı doğmuş olanların şöyle bir artısı var; hikayenin tarihi dokusunu keşfedebilme şansına da sahibiz.
Athena Tapınağı’nı daha önce hiç ziyaret ettiniz mi? Ama turistlerin uğrak saatlerinde gidilen, yarım yamalak görüp çıkılan bir ziyaretten bahsetmiyorum... Gerçekten orada vakit geçirip, şöyle sakince oturabildiniz mi? Hiçliğin en tepesinde, sessizliğin orta yerinde uğultulu bir meltem sesi duyarsınız sadece. O rüzgar gelir gözlerinizi doldurur sonra… Çok tanıdık bir hissin içinizi kaplaması gibi bir duygu patlaması yarattı bende bu film. Gözlerimi doldurdu, yüzlerce yıl önce belki de hiç var olmamış insanlar arasında, Truva’nın sokaklarında gezinirken buldum kendimi. Tıpkı kitabı okurken hissettiğim gibi…
Şimdi bu denli övüyorken filmi, eleştireceğim bazı noktalar yok mu? Tabii ki var. Bu filmi dönemin en ünlü yönetmenlerinden Christopher Nolan da çekmiş olsa, kadro adeta yıldızlar geçidi gibi de dursa, bazı eksikler tabii ki hissediliyor.
Öncelikle, Odysseia okumuş herkes bilir ki, kitabın 11.bölümünde, Odysseus askerleriyle birlikte ölüler diyarına gittiğinde, Akhilleus'le yaptığı çok dokunaklı bir konuşma vardı. Akhilleus'le ölüler diyarında yeniden karşılaşmasının, iki kumandanın yeniden bir araya gelmesinin işlenmemiş olması bence çok büyük bir kayıptı film için. Ölüler diyarı yoğunluklu olarak Sinon'un hikayesi üzerine kurgulanmıştı. Ancak Akhilleus'un hikayesini de bir yerinden görmemiz, kitapta kendisinin anlattığı gibi ‘ölü bir kral olmaktansa, yaşayan bir hizmetkâr olmayı yeğlediğini’ kendi ağzından duymamız gerekirdi bence. Evet Odyssey Truva’ya değil Odysseus’un yolculuğuna değinen bir hikaye ama Akhilleus öyle bir karakter ki, İlyada'yı okumuş, Troy'u izlemiş herkesin, ben de dahil, bu filmde görmese dâhi adını duymayı beklediğini biliyorum.
Kitap boyunca adı geçen Poseidon’u, Zeus’u ya da Hermes’i neden hikayeye hiç dahil etmediklerini de anlamış değilim… Takdir edersiniz ki Hera, Apollon, Artemis ve Ares gibi diyaloglar arasında adına şahit olduğumuz tanrıları hesaba katmıyorum bile…
Ayrıca 2026 yılında bazı çekincelerimiz, bazı endişelerimiz, vermek istediğimiz bazı mesajlarımız olabilir, evet doğru. Ama Spartalı Helen'in siyahi bir karakter tarafından canlandırılmasını gerçekten kabul edemiyorum. Homeros’un kitaplarda defalarca ‘’güzel saçlı ve ak kollu’’ olarak betimlediği bir karaktere yapılan bu anlamsız zorlamanın izahını yapamıyorum. Bunun artık bir noktada, Afro-Amerikalı vatandaşları gücendirmemek için orijinal hikayeye yapılan bir yanlış olduğunu düşünüyorum. Anladık, musluk akmasına rağmen dolsun taşsın istiyorsunuz, peki…
Bütün filmi Odysseus’u koruyan tanrıça Athena’nın üzerine kurgularken, bu topraklara da bir uğrama zahmetine girilmemiş olmasına da ayrıca kırgınım. Çekimler için dünyanın bilmem kaç ülkesine gidilmiş üstelik Yunanistan’a kadar da gelinmiş olmasına rağmen hem de… Lazım olursa aklınızda olsun; Athena Tapınağı Çanakkale Assos’ta..
Ve son olarak, Ben Kirke kitabını okuyanlar beni çok iyi anlayacaktır; Kirke’nin tasvir ediliş şeklinden de tam olarak tatmin olmadım. Kirke bir tanrı değil ama ölümlü de değil! Güneş Tanrısı Helios ve Okeanos’un kızı Perseis’in 3 çocuğundan biri… Ölümsüz bir Nympha olan, sivri bir çeneye, sarı gözlere sahip olduğunu bildiğimiz Kirke’yi izleyememek beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Atmaca anlamına gelen Kirke ismine sahip olmasının sebebi bile sarı gözleri. Yani anlayacağınız karakter seçimlerinin birkaçına pek de tav olmadım diyebiliriz kabaca…
IMAX’TE İZLEMEK!
İşte bu ayrıca bahsetmek istediğim bir konu... Filmden çıktıktan sonra, bu filmi vizyondayken bir kere daha izlemem gerek ama IMAX olmayan bir salonda, diye düşündüm. Çünkü bazı sahneler o kadar olayın içine girilerek çekilmişti ki, IMAX olmayan salonlarda izleyenlerin, film karelerinin tamamını göremeyecek olması beni de düşündürdü.
Sonrasında öğrendim ki Odyssey özelinde bazı özel fiyatlandırmalar ve operatör kampanyaları planlanmış. Belki yüksek ücretlerden çekindiği için IMAX’te izleyemeyecek olanlar varsa ve bu kampanyaları duymamışsa; ben araştırmasına ön ayak olurum diye düşündüm. Sinema salonlarının fiyatları hep bi’ tartışma konusu, buralara girmeyeceğim fakat bu film özelinde yapılan bu indirimlerin ve kampanyaların, IMAX için çekilmiş bir filmi herkesin IMAX kalitesinde izlemesine yardımcı olması ihtimali beni memnun etti.
SON SÖZÜM
Odysseus ve 20 yılı... Truva gecesinde hayatının bir daha hiçbir zaman aynı olmayacağını anladığında dolan gözleri… Kirke ile karşılaştığı o ilk an… Telemakhos’u kurtardığı sahne... İthaka’ya döndüğünde 20 sene sonra duvarın ardından Penelope’yi ilk görüşü ve Telemakhos’un onların kavuşma anında duyduğu heyecan... Truva’nın kazanılmasının lanetlendiğine değmeyişini hazmedemeyişi… Antinoos’a Sinon’un çubuğunu iade edişi… Truva’ya girdikleri geceyi anlatırken Athena’nın döktüğü gözyaşı… Yayı gerip okunu 12 baltanın arasından attığı o an… Nasıl anlatsam inanın bilmiyorum…
Bu hikaye neredeyse 3000 yıldır bizi hep aynı yerimizden yaralıyor... İnanıyorum ki Nolan gibi iyi yönetmenler bu hikayelerin değerini hep bilecek, temel taşı dediğimiz bu hikayeleri gören izleyici salonları hep dolduracak, Odysseia gibi mihenk taşı hikayeler nesiller boyu hep anlatılacak ve benim gibi gazeteciler, köşe yazarları, fikir insanları bu destan önünde hep saygıyla eğilecek…
Odysseia hep var olacak, sadece şekil değiştirecek…