İnsanlığın utanç sorunu: Göç ve iltica!
Avrupa Birliği İstatistik Ofisi Eurostat’ın açıkladığı 2025 yılı göç ve iltica verilerine göre, Avrupa ülkeleri tarafından fiilen sınır dışı edilen kişiler arasında 13 bin 483 kişiyle Türkler ne yazık ki ilk sırada yer alıyormuş.
Uzmanlara göre “ayrılma kararı" ve "fiili geri gönderme" aynı şey değil. Bir kişi hakkında ülkeyi terk etme kararı alınması ile kişinin gerçekten sınır dışı edilmesi hep karıştırılıyor.
2025’te 24 bin 950 Türk vatandaşı hakkında AB topraklarını terk etmesi yönünde karar alınmış. Bu rakam, Türkiye'yi vatandaşlık bazında en fazla ayrılma kararı verilen ülkeler arasında üst sıralara taşımış.
Fiilen geri gönderilen sıralamasında Türkiye'yi sırayla Gürcistan, Suriye, Arnavutluk, Rusya vatandaşları izledi.
Avrupa Birliği genelinde 2025 yılında toplam 491 bin 950 üçüncü ülke vatandaşı hakkında birlik topraklarını terk etme kararı alındı. Bu sayı önceki yıla göre yüzde 5,8 artış göstermiş. Vatandaşlık bazında en çok çıkış kararı verilenler ise 45 bin 735 kişiyle Cezayir vatandaşları oldu. Cezayir'i Fas, Türkiye ve Suriyeliler takip etti.
AB üyesi ülkeler arasında en fazla ayrılma kararı veren ülke Fransa oldu. 2025 yılında Fransa’da 137 bin 550 kişi, Almanya’da 55 bin 240 kişi, İspanya’da 53 bin 700 kişi hakkında ayrılma kararı alındı.
AB genelinde yıl içinde çıkış emri verilen yaklaşık 492 bin kişinin yalnızca 135 bin 460’ı fiilen birlik dışına gönderildi. Bu da kararların önemli bir bölümünün hukuki süreçler, itirazlar ve uygulama zorlukları gibi nedenlerle çok hızlı sonuçlanamıyor.
MERHAMETLİ PİLOTLARIN İSYANI
Almanya’da sınır dışı uygulamalarında yılın ilk yarısındaki sonuçları açıklayan Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, sınır dışı edilenlerin sayısının yüzde 18,2 azalarak 9 bin 663’e kadar gerilediğini söyleyerek, düşüşün nedenleri arasında 2025’in başından bu yana iltica başvurularının belirgin biçimde azalması da gösteriliyor. Bu yılın ilk altı ayında 17 bin 892
yabancı Almanya’yı gönüllü olarak terk etti. Yılın ilk yarısındaki 786 sınır dışı işleminde yardımcı yöntem olarak fiziksel güç kullanıldığı kayıtlara geçti. Bunlar arasında kelepçeleme ve kişiyi sabitlemeye yönelik uygulamalar da yer
aldı. Fiziksel müdahaleye özellikle Cezayir, Fas ve Nijerya’ya yapılan geri göndermelerde sıkça başvurulmuş, başarısız olan 734 sınır dışı işleminin 130’unda, gönderilecek kişilerin gösterdiği direnç belirleyici olmuş. 56 kişi sağlık nedeniyle gönderilememiş.
Sınır dışı süreci her zaman planlandığı şekilde ilerlemiyor. Tarifeli uçuşlarda görev yapan çok sayıda pilot, ülkeden ayrılmak zorunda olanları uçaklarında taşımayı kabul etmiyor. 2026’nın ilk altı ayında 280 kez pilotların taşıma işlemini reddettiği kaydedildi. 2025 yılının tamamında sayı 514 olmuştu. Federal Hükümet, pilotların hangi gerekçelerle bu kararı verdiğine ilişkin istatistik tutmuyor. Gerek de yok gibi.
Planlanan sınır dışı işlemleri ilgili kişilerin adreslerinde bulunamaması, hukuki engeller veya sağlık sorunları nedeniyle de gerçekleştirilemiyor. Toplu sınır dışı uçuşlarının maliyetleri de dikkat çekici seviyelere ulaşmış. Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex masraflara katkı sağlasa da bu katkı çoğu zaman yeterli olmuyor.
Bu dönemin en pahalı charter uçuşu Leipzig/Halle Havalimanı’ndan Mayıs ayında Pakistan’a yapılan uçuş oldu. Uçuşun maliyeti yaklaşık 518 bin Euro tutmuş. Uçakta sınır dışı edilmek için bulunan 33 kişinin yanı sıra 75 Federal Polis görevlisi bulunuyordu. Nisan ve Haziran’da Afganistan’a düzenlenen iki sınır dışı uçuşunun her biri için 300 bin Euro’nun üstünde bir maliyeti çıktı.
Federal Hükümet 2026 ilk yarısında geri gönderme işlemlerinin güvenlik refakati için toplam 5,93 milyon Euro harcama gerçekleştirmiş. Sınır dışı işlemlerinin yanı sıra Federal Göç ve Mülteciler Dairesi BAMF tarafından yürütülen REAG/GARP programı kapsamında gönüllü dönüşler için de harcama yapılıyor. Vatandaşlığa bağlı olarak gönüllü şekilde ülkeden ayrılanların uçak bileti karşılanıyor. Ayrıca kişi başına 200 Euro seyahat yardımı veriliyor. 18 yaşından küçükler için bu miktar 100 Euro olarak uygulanıyor.
Bunun yanında gönüllü dönen yetişkin bireylere 1000 Euro başlangıç desteği sağlanırken 18 yaşından küçükler için bu destek 500 Euro olarak belirleniyor. Modern dünyanın en büyük dramı olan göç ve mültecilik sorunu Avrupa’nın ve diğer ileri ülkelerin başını her gün ağrıtmaya devam edecektir. Bu sorun Türkiye için de önemli bir sorun haline geldi ve bu iş için devlet Göç İdaresi Başkanlığı vasıtasıyla çalışmalar yapıyor, çözüm için çareler arıyor.
Dileğimiz hiç kimsenin sığınmacı veya mülteci konumuna asla düşmemesi.
Mutlu yarınlar Türkiye’m.
----------------------------------
AB İşleri Direktörlüğü’nü yürütüyor
IATA’daki Türk kadın yönetici kim?
Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA), Kurumsal İlişkiler bölümünden geçen hafta bir duyuru aldım. 3 Eylül tarihinde Brüksel'de çevrim içi olarak yapılacak medya brifingine katılmam konusunu bana hatırlatıyorlardı.

Açıklamada “Bu brifing Avrupa havacılığını şekillendiren önemli politik gelişmeler konusunda IATA'nın üst düzey yöneticileriyle doğrudan iletişim kurmak için harika bir fırsat olacaktır.” deniliyordu. Odak noktası olarak iki ana başlık veriliyordu: Avrupa Giriş / Çıkış Sistemi (EES) ve AB Emisyon Ticareti Sistemi (AB ETS) ve ayrıca diğer önemli AB politika dosyaları. 30 dakikalık soru cevap bölümü olan brifinge IATA Dış İlişkilerden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Thomas Reynaert (şahsen), IATA Sürdürülebilirlik Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Baş Ekonomist Marie Owens Thomsen (çevrim içi) ve IATA AB İşleri Direktörü ve AB Ofisi Başkanı Neva Sadikoglu Novaky (şahsen) katılacak deniliyordu. Bunca yıldır havacılıkta kim geldi, kim gitti takipte kalmama rağmen Neva Hanım’ın adı ilk kez karşıma çıkıyordu. Doğrusu bir Türk vatandaşının böylesine önemli bir kuruluşta görev alması bizim için onur verici bir durum. Tabii bu arda Mehmet T. Nane’nin ikinci kez IATA Başkanlığı koltuğuna oturacağını da hatırlatarak Neva Sadıkoğlu Novaky’in geçmişini araştırdım, ilginç bilgilerle karşılaştım. Ankara’da doğan ancak İngiltere’de büyüyen Novaky, Kent Üniversitesi ve Sciences Po Paris'te siyaset bilimi ve ekonomi eğitimi aldı. London School of Economics’te (LSE) yüksek lisans yaptı, Harvard Business School'da yönetici eğitimi tamamladı. 2010 yılında bu yana AB bünyesinde çalışan Novaky, 2013 yılında AB’deki en genç Genel Sekreter unvanını kazandı. İngiltere'de Muhafazakar Parti (Conservative Party) üyesi de olan Novaky, 2019’da Başbakan Theresa May liderliğindeki bu partiden tek Türk kökenli aday olarak dokuzuncu sırada Avrupa Parlamentosu milletvekili için yarıştıysa da seçimi kazanamadı. Halen IATA’da AB İşleri Direktörü ve AB Ofisi Başkanı olan Novaky’ın Grayling adlı şirkette çalışırken önceki kariyerini şu şekilde dile getirmiş:
“Politika ve piyasaları şekillendirme konusunda yaklaşık 15 yıllık deneyime sahibim. Geçmişim, AB kamu hizmeti, siyaset ve kurumsal alanların bir karışımından oluşuyor. Çeşitli AB kariyerim, politikaların gerçekte nasıl oluşturulduğuna ve farklı AB kurumlarının nasıl çalıştığına dair değerli bilgiler edinmemi sağladı. On yıl boyunca üç AB kurumunda çalıştım. Kariyerime stajyer olarak başladım ve en genç Genel Sekreter oldum. Deneyimim, Komiser için metin taslağı hazırlamaya yardımcı olmaktan, Konsey Çalışma Grubu toplantılarına katılmaya, Avrupa Parlamentosu görüş hazırlıkları ve müzakerelerinde çalışmaya, hükümet ve siyasi partilerle ilişkilere kadar uzanıyor. Avrupa seçimlerinde ve ulusal seçimlerde aday olmak da bana etkili bir kampanyanın nasıl olması gerektiği konusunda kişisel bir bakış açısı kazandırdı. Canlı medya röportajlarından kamuoyu tartışmalarına kadar, hedeflediğim politika konularında fark yaratan bir kampanya yürüttüm. Grayling'e katılmadan önce, küresel çapta önde gelen bir tarım teknolojisi şirketinde çalışıyordum. Orada, kamu işleri ve iletişim alanlarında görevler üstlendim ve ayrıca küresel pazarlama liderliği rolünü de yürüttüm. Kurum içi çalışmış olmam, işletmelerin kamu işleri ve halkla ilişkiler desteğinde genellikle ne aradığını anlamamı sağladı. Ayrıca, işletme önceliklerini desteklemede etkili kampanyaların önemini ve bunun bir işletmenin karlılığında nasıl gerçek bir fark yaratabileceğini bizzat biliyorum.”
Böylesine başarılı bir çalışma hayatını gördükten sonra başka ne diyebilirim faslını “Neva Hanım keşke Türkiye’de kalsaydı” diye bitirmek isterdim ama burada bu okullar ve bu kurumlar yok. Bu nedenle burada aynı başarıyı asla gösteremezdi demek zorundayım. Türkiye’nin haklarını savunduğunuz geçmişinizi, vatanınızı unutmadığınız için size ve sizin gibilere minnettarız.