İlimden irfana
Türkiye genelinde devasa bir eğitim ordusu 2025-2026 eğitim-öğretim yılı için, ders başı yaptı. Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) güncel verilerine göre; ülkemizde yaklaşık 17 milyon öğrenci sıraları doldururken, onlara rehberlik eden öğretmen sayısı 1 milyon 200 bin. Kuşkusuz bu sayılar, bir ülkenin insan kaynağının büyüklüğünü ve geleceğe yönelik potansiyelini gösteren en somut niceliksel göstergelerdir. Ancak eğitimin gerçek niteliği, sadece bu istatistiksel verilerin büyüklüğünde değil; sıralardan taşan ruhun ne kadar yoğrulabildiğinde gizli.
Bu noktada karşımıza, modern dünyanın çoğunlukla birbirine karıştırdığı iki temel kavram çıkar: Eğitim ve öğretim.
Öğretim; belirli bir mekanda, planlı bir müfredat dahilinde insana mesleki beceriler, formüller, teoriler ve teknik bilgiler kazandırma sürecidir. Yani zihni bilgiyle donatmaktır. Eğitim ise; bireyin kişilik kazanmasını, ahlaki değerleri içselleştirmesini, toplumsal sorumluluk bilinci geliştirmesini sağlayan, insanın hamlıktan olgunluğa doğru attığı adımların bütünüdür.
EĞİTİMİN DE YAŞI YOKTUR
Aslında öğretim de eğitim de yaşamın kendisidir. Okul, bu muazzam yolculuğun yalnızca bir istasyonudur. Ne öğrenme yaşla sınırlıdır ne de bilgelik dört duvar arasına sıkıştırılabilir.
Türkiye’nin son çeyrek asırlık dönemine bakıldığında, AK Parti hükümetleri döneminde eğitim altyapısında paradigma değiştiren yapısal reformlara imza atıldı. Niceliksel anlamda fırsat eşitliğini sağlamak adına bir yandan okulların sayısı artırılırken bir yandan da eğitime erişim tabana yayılmış, katsayı zulmü ve başörtüsü yasakları gibi demokratik engeller kaldırılarak eğitimde fırsat eşitliği tahkim edilmiştir. Fatih Projesi ile sınıflar dijitalleşmiş, ders kitapları yıllardır milyonlarca öğrenciye ücretsiz olarak ulaştırılmıştır. Tüm bu adımlar, devletin "öğretim" mekanizmasını en ücra köşeye kadar götürme kararlılığının birer sonucudur.
DEĞERLERİNİ BİLEN NESİLLER
Eğitimdeki bu köklü dönüşümü, fiziki binaların ötesinde köklü bir medeniyet inşası olarak gören Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, eğitime ve insana bakış açısını şu sözlerle özetlemektedir:
“Hem bugün çocuklarımıza ve gençlerimize sahip çıkacağız hem de ileride her bakımdan donanımlı, milli ve manevi değerleriyle bezenmiş, medeniyet şuuru olan nesiller yetiştireceğiz.”
Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği bu vizyon, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi adımlarla somutlaşırken, öğretimin sadece bilgi aktarımından ibaret kalmaması gerektiğini vurgular. Çünkü fiziki binaların yükselmesi ve dijital ekranların sınıflara girmesi tek başına yeterli değildir. Yunus Emre’nin asırları aşan şu muhteşem düsturu, tam da bu noktada modern çağın eğitim anlayışına yön tabelası olmaktadır:
"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir”
Kendini bilen acziyetini bilir, kendini bilen haddini bilir, kendini bilen Rabbini bilir… Bu da ilimden irfana anlamlı bir yolculuktur.
Bir insan milyonlarca formül ezberleyebilir, en prestijli üniversitelerden diplomalar alabilir veya ülkenin eğitim bütçeleri trilyon liralara ulaşabilir. Eğer alınan bu "öğretim", bireyi önce kendisiyle buluşturmuyorsa, ahlakla taçlanmıyorsa ve insana "kendini bilme" erdemini kazandırmıyorsa; o okuma kuru bir emekten ibaret kalır. Fârâbî’nin bin yıl önce işaret ettiği "Faziletli Şehir" ideali, ancak bilgiyle ahlakı birleştiren, yani kendini bilen bireylerle inşa edilebilir. Goethe'nin dediği gibi: "Nereye gittiğini bilmeyen bir insana hiçbir rüzgar yardım edemez." Kendini bilmek, insanın hayattaki rotasını çizmesidir. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Suresi, 9. ayet)
SONUÇ OLARAK
Sonuç olarak; Türkiye bugün milyarlarca liralık eğitim yatırımları, milyonlarca öğrencisi ve devasa öğretmen kadrosuyla güçlü bir geleceğe yürümektedir. Bu yürüyüşün başarıya ulaşması; okul sıralarında verilen öğretimi, medeniyetimizin irfan köklerinden beslenen eğitim anlayışıyla harmanlamaktan geçer. Unutulmamalıdır ki, eğitim okul sürelerinden ve yaş sınırlarından çok daha büyüktür.
Gerçek eğitim; insanı diploma sahibi bir meslek erbabı yapmanın ötesine geçip, onu "kendini bilen" ve çevresine fayda sağlayan erdemli bir bireye dönüştürme sanatıdır. Kişi kendisini öğrenmeye ve eğitime kapattığında bitkisel hayata girmiş demektir. Unutulmamalıdır; yaşamak öğrenmektir, eğitim yaşamaktır.