Azerbaycan'daki başörtüsü tartışması iki ülkenin kardeşlik bağını sınamıyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bakü ile Ankara arasındaki diplomatik ve toplumsal diyaloğu yıllardır sahadan takip eden bir araştırmacı ve yazar olarak, iki başkent arasındaki ilişkinin sıradan bir devletlerarası ortaklıktan çok daha derin köklere sahip olduğunu biliyorum. Zaman zaman kamuoyunda alevlenen hassas toplumsal başlıklar, iki ülkenin kardeşlik hukuku üzerinden çeşitli tartışmaları beraberinde getirebiliyor. Son dönemde Azerbaycan’daki ortaöğretim kurumlarında kılık-kıyafet yönetmeliği kapsamında başörtüsüne yönelik uygulanan kısıtlamalar ve bu duruma Türkiye kamuoyundaki muhafazakâr sivil toplum kuruluşlarından gelen tepkiler, kamuoyunda "kardeşlik zedeleniyor mu?" sorusunu akıllara getirdi. Sahada edindiğim doğrudan gözlemlerime dayanarak rahatlıkla ifade edebilirim ki, iç hukukun ve seküler devlet pratiklerinin getirdiği farklılıklar, iki halkın kurduğu stratejik ve duygusal ortaklığın özünü kesinlikle gölgeleyemez.

Laiklik anlayışı, eğitim mevzuatı ve iç hukuk dinamikleri

Azerbaycan Eğitim Bakanlığı’nın yürürlükteki okul üniforması standartları uyarınca uygulanan başörtüsü kısıtlaması, esasen Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası'nın 48. maddesinde korunan din ve vicdan hürriyeti ile 7. maddesinde tanımlanan laik devlet modelinin kamusal alandaki yansıması olarak tatbik ediliyor. 2010'lu yılların başında Bakü'de yaşanan gösteriler ve sonrasında Türkiye'deki bazı sivil inisiyatiflerin dile getirdiği hak temelli itirazlar, iki ülkenin modernleşme serüvenleri ve kamusal alan tanımları arasındaki yöntemsel farklardan kaynaklanıyor. Türkiye, kendi iç dinamiklerinde kamusal alandaki başörtüsü yasaklarını demokratik reformlarla geride bırakmış bir ülke olarak bu meseleye daha duyarlı yaklaşırken; Azerbaycan, Sovyet sonrası geçiş sürecinde benimsediği katı seküler hukuk normlarını eğitim kurumlarında titizlikle korumayı tercih ediyor. İki egemen devletin toplumsal düzenleme pratiklerindeki bu ayrışma, ortak hedeflere yönelmiş devlet aklını zaafa uğratacak bir kriz alanı değildir.

Kültürel farklılıkları aşan sarsılmaz müttefiklik

Toplumların inanç özgürlüğü ve kamusal alan sınırlarına dair geliştirdiği hassasiyetlerin karşılıklı saygı ve yapıcı diyalog zemininde tartışılması son derece doğaldır. Ancak bu tür iç hukuk ve sosyolojik tartışmaların, 15 Haziran 2021 tarihli Şuşa Beyannamesi ile en üst askeri ve siyasi düzeye taşınan ittifak ruhunun önüne geçirilmesine izin verilemez. Karabağ’ın kurtuluşunda vücut bulan ortak irade, enerji ve savunma sanayiindeki devasa entegrasyon ve iki milletin kederde ve sevinçte sergilediği sarsılmaz kenetlenme, dönemsel polemiklerin çok üzerindedir. Birbirinin egemenlik haklarına ve toplumsal dinamiklerine saygı duyan Ankara ve Bakü hattı, fikir ayrılıklarını kardeşlik hukuku içinde olgunlukla yöneterek Türk dünyasının geleceğini birlikte inşa etmeyi sürdürecektir.

Bakü ile Ankara arasındaki diplomatik ve toplumsal diyaloğu yıllardır sahadan takip eden bir araştırmacı ve yazar olarak, iki başkent arasındaki ilişkinin sıradan bir devletlerarası ortaklıktan çok daha derin köklere sahip olduğunu biliyorum. Zaman zaman kamuoyunda alevlenen hassas toplumsal başlıklar, iki ülkenin kardeşlik hukuku üzerinden çeşitli tartışmaları beraberinde getirebiliyor. Son dönemde Azerbaycan’daki ortaöğretim kurumlarında kılık-kıyafet yönetmeliği kapsamında başörtüsüne yönelik uygulanan kısıtlamalar ve bu duruma Türkiye kamuoyundaki muhafazakâr sivil toplum kuruluşlarından gelen tepkiler, kamuoyunda "kardeşlik zedeleniyor mu?" sorusunu akıllara getirdi. Sahada edindiğim doğrudan gözlemlerime dayanarak rahatlıkla ifade edebilirim ki, iç hukukun ve seküler devlet pratiklerinin getirdiği farklılıklar, iki halkın kurduğu stratejik ve duygusal ortaklığın özünü kesinlikle gölgeleyemez.

Laiklik anlayışı, eğitim mevzuatı ve iç hukuk dinamikleri

Azerbaycan Eğitim Bakanlığı’nın yürürlükteki okul üniforması standartları uyarınca uygulanan başörtüsü kısıtlaması, esasen Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası'nın 48. maddesinde korunan din ve vicdan hürriyeti ile 7. maddesinde tanımlanan laik devlet modelinin kamusal alandaki yansıması olarak tatbik ediliyor. 2010'lu yılların başında Bakü'de yaşanan gösteriler ve sonrasında Türkiye'deki bazı sivil inisiyatiflerin dile getirdiği hak temelli itirazlar, iki ülkenin modernleşme serüvenleri ve kamusal alan tanımları arasındaki yöntemsel farklardan kaynaklanıyor. Türkiye, kendi iç dinamiklerinde kamusal alandaki başörtüsü yasaklarını demokratik reformlarla geride bırakmış bir ülke olarak bu meseleye daha duyarlı yaklaşırken; Azerbaycan, Sovyet sonrası geçiş sürecinde benimsediği katı seküler hukuk normlarını eğitim kurumlarında titizlikle korumayı tercih ediyor. İki egemen devletin toplumsal düzenleme pratiklerindeki bu ayrışma, ortak hedeflere yönelmiş devlet aklını zaafa uğratacak bir kriz alanı değildir.

Kültürel farklılıkları aşan sarsılmaz müttefiklik

Toplumların inanç özgürlüğü ve kamusal alan sınırlarına dair geliştirdiği hassasiyetlerin karşılıklı saygı ve yapıcı diyalog zemininde tartışılması son derece doğaldır. Ancak bu tür iç hukuk ve sosyolojik tartışmaların, 15 Haziran 2021 tarihli Şuşa Beyannamesi ile en üst askeri ve siyasi düzeye taşınan ittifak ruhunun önüne geçirilmesine izin verilemez. Karabağ’ın kurtuluşunda vücut bulan ortak irade, enerji ve savunma sanayiindeki devasa entegrasyon ve iki milletin kederde ve sevinçte sergilediği sarsılmaz kenetlenme, dönemsel polemiklerin çok üzerindedir. Birbirinin egemenlik haklarına ve toplumsal dinamiklerine saygı duyan Ankara ve Bakü hattı, fikir ayrılıklarını kardeşlik hukuku içinde olgunlukla yöneterek Türk dünyasının geleceğini birlikte inşa etmeyi sürdürecektir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...